|
Sümer Aygın, Girne'nin üçüncü dönem Belediye Başkanı... Yazımın başına almak istediğim en ilginç açıklaması suya dairdi: "Çeşmelerimizden akan su, içilebilir nitelikte. Kentte çeşmelerden su içen çok insan var. Ben de suyumu çeşmeden içerim."
Bizim gibi sudan yana bağrı yanık Lefkoşalılar için inanılması zor sözlerdi bunlar.
Girne'nin suyunun temiz olduğunu bilirdim... Bahçesini sulayacak suyu Girne'den getiren Lefkoşalılar var... Ama bu suyun içilebilecek denli temiz olduğunu ilk kez Belediye Başkanı'nın ağzından işitiyordum...
Girne, suda Güzelyurt'a bağımlı değil. Beşparmak'lardaki kuyulardan karşılıyor ihtiyacını... Çetin projeler uygulandı bu bağlamda... Örneğin son kuyuya ulaşabilmek için bir buçuk yıl dağa yol yapımıyla uğraşıldı... Aygın, espriyle karışık "Bu bizim GAP projemiz" diyor. Ulaşılması ve kente ulaştırılması hayli külfetli olan suyun kalitesi, döşenen yepyeni boru hattıyla korundu. Doğadaki suyu doğal özellikleriyle kente ulaştıran şebeke yenilenirken su kaçakları da önlenmiş oldu.
Sümer Aygın "Yazın her hafta, kışın da her on beş günde bir, hem kent merkezinden ve hem de kaynağından aldığımız su örneklerinin tahlilini yaptırmaktayız. Suyumuzda kirlenme olmadığı gibi, tuzlanma da yok" diyor.
Girne'de 75 kilometrelik su boru hattının 65 kilometresi değiştirildi... Yenileme operasyonu sürüyor... Asbestli borular tümüyle söküldü...
En ucuz su faturalarının Girneli'lere geldiği, vergileriyle birlikte bir su faturasının 35 lirayı geçmediği, bu bağlamda öğrendiğimiz diğer bir gerçek...
Lefkoşalılar hangi günahlarının kefaretini kesmektedirler ki, köküne döküldüğünde yaseminlerini bile kurutan kirli ve kısıtlı bir suya, en pahalı ücreti ödemektedirler?..
* * *
Aygın, "Ormanlık ve aydınlık bir kent" yaratma hedefini büyük ölçüde gerçekleştirdi. Belediye sınırları içinde 5 bin ağaç dikildiğini ve 5 binini daha dikmeye odaklandıklarını söylerken, "Ağaçlandırma ara sokaklara dek yayılacak"diyor...
Daha sonra, Girne yat limanı hariç (!), kenti adım adım gezerken, yeşillendirme kampanyasının
başarısını yakından gözlemliyoruz.
Ağaçlandırmada her mevsim yeşilliğini koruyan, hızla boy salan, ülkemiz meteorolojik koşullarına uygun ve botanik çeşitlilik içeren bitki türleri deneniyor.
O günün ertesi gecesi, bir yemek davetine katılmak üzere yeniden Girne'ye döndüğümde, arabamı sokak aralarına da sürdüm. Işıklandırma durumuna baktım alıcı gözle. 24 saat yaşayan turizm kenti Girne'de karanlık tek köşe yok. Yanmayan sokak lambasına da rastlamadım. Aygın'ın "aydınlık kent" söylemi sözde değil...
"Aydınlatma" duyarlılığını gördükten sonra, Aygın'ın Elektrik Kurumu'nun belediyelere bağlanmasında direten tek belediye başkanı olmasının nedenini de anlıyorum... Besbelli, bu kurumun hantallığını, kendi hızlı çalışma temposuyla bağdaştıramıyor...
Girne'yi ithal hurma ağaçlarıyla donatmaya koyulduğunda eleştiriler almıştı... Bu hurmaların pek çoğunun yaşatılamadığını anımsatıyorum... Yanıtı şu:
"Dikilen her ağacın mutlaka tutmasını bekleyemeyiz. Tutmayanların yerine yenileri ekilerek proje sürdürülür. Kaldı ki, ağaç sevgisi olmayanların hışmına da uğradık. Sümer Aygın'ın üzerine gazyağı ya da zehir dökemeyenler, hıncını ağaçlardan aldı. Kasten yakılan hurmalar var. Ama şimdi muhalefet edenlerin bile bu hurmaların meyvelerini topladığını görmek, bende ironik bir keyif yaratıyor..."
Girne kanalizasyon sorununu baştanbaşa çözümledi. Her yapı kanalizasyon ağına bağlı. Aygın "Vidanjörü olmayan tek belediye, Girne Belediyesi"dir diyor övünçle...
* * *
Başkan, otantik Girne yat limanına olan yakın ilgimi yazılarımdan izliyor. Oradaki yetki karmaşasından yakındı bana. Balıkçılar, yatçılar ve restorancılar sürekli sürtüşmekte. Limanın yönetiminde Şehir Planlama, Eski Eserler, Bayındırlık ve Ulaştırma, Vakıflar, Belediye söz sahibi...
Belediye o sürtüşmelerdeki haklıyla haksızı ayırt edebiliyor... Ne ki, işte bu yetki karmaşasında ve çok başlılık ortamında pek de duruma müdahil olamıyor. Aygın'ın bu bağlamdaki isteksizliği de gözden kaçmıyor...
Kent turu sırasında grubumuzun götürülmediği tek yer de liman oluyor zaten... Resmen savuşturulduk!.. Programdaki bu eksiklik bile, Aygın'ın yat limanıyla ilgili kaostan duyduğu rahatsızlığı ve orada gözden kaçırmak istediği olumsuzlukları açıklamaya yeterliydi...
Ama buna karşın limanla ilgili ciddi tasarıları da yok değil.
Orayı bir dünya kültür mirası olarak algılamakta ve düzenlenmesinin amatörce yapılamayacağına
inanmakta. Onedenle restorasyon projesi talebiyle UNOPS'a başvurulduğunu öğreniyorum kendisinden. Limandaki Rum mallarına da halel getirmeyecek bir projenin hazırlanmasına UNOPS sıcak bakmakta...
Tarihi Girne yat limanı, Kıbrıs turizminin sembolü ve markası... Otorite boşluğunda sahipsizliğe terk edilemez... Hükümet o bağlamda acilen bir şeyler yapmalı...
BELPAS Şirketi, dokunmadan geçemeyeceğim Sümer Aygın damgalı bir başka yenilik... Belediye, kurduğu kendi şirketine, artık her türlü işini ihale etmekte... Örneğin parkların yapımı ve onarımı, yolların inşası ve idamesi, temizlik işleri... Belediye pazarı (Bandabuliya) projesini de yürütmekte BELPAS. Vatandaşlardan gelen hizmet taleplerini de karşılamaya hazır. Bu şirketleşmeyi Avrupa belediyelerinde gördüğünü belirten Aygın "İlk uygulamayı Kıbrıs'ta biz yaptık. Artık ihalelere çıkmıyoruz" diyor.
Sümer Aygın bizi Girne'sinin göremediğimiz yepyeni çehresi ve gündemdeki açılımlarıyla yüzleştirdi... "Girne, içine girme, girersen de evlenme..." diye başlayıp bu şirin beldeyi kötüleyen halk tekerlemesinin çoktan tarihe karıştığını düşünüyorum şimdi...
|