|
Elektrik ve su sorunları ülkemizin karabasanları. Bu karabasanları aşmakta seçeneksiz değiliz elbet. Yeter ki basiretli politikalar uygulanabilsin ve karşımıza çıkan enfes fırsatlar değerlendirilebilsin.
Geçen haftadan bu yana, köşemde belgelere dayanarak yaptığım vurgulamalarda, elektrik ve su sorunlarımız bağlamında ayağımıza kadar gelen fırsatların nasıl heba edildiğinin altını çiziyorum.
Bütün uygar ülkeler, elektrik enerjisi ve su sorunlarını, kendi kendini yenileyebilen sistemlerle çözümlemekte...
Bir gün tükeneceği kesin olan petrole bağımlılığa son veriliyor...
Rüzgar ve güneş santralleri günümüzde yaygınlaşıyor...
Ülkelerin uygun yerlerine monte edilen doğa ile barışık bu santraller, hem elektrik enerjisinin üretiminde ve hem de o ucuz enerji sayesinde denizden su arıtılmasında şahane sonuçlar vermekte.
Ya bizim ülkemizde?.. Çok hüzün verici ama, ayağımıza gelen fırsatlara zerrece itibar edilmeden, astarı yüzünden pahalıya gelen ve ciddi çevre sorunları da yaratan termik santralın tekelciliğinde ısrar edilmekte...
Dahası, teknolojik olarak dönemini tamamlamış olan bu termik santrale yapılan astronomik yatırımlar bir övgü ve meziyet nedeni olarak sunulmakta...
Oysa o ağır yatırımların bedeli de halka pahalı enerji faturalarıyla, okkalı gecikme zamlarıyla, "maktu ücret" türünden saçmalıklarla ve bitip tükenmeyen "yatırım katkı payları" ile ödetilmekte...
Halkın bu özverilerine karşın, ülkemizde kesintisiz enerji sağlanamıyor... Genel ya da bölgesel elektrik kesintileri gündemden hiç düşmüyor...
Çağdaş ve çevreci enerji üretimi bağlamında dünya Mersin'e giderken, bizim tersine gittiğimizin belgesi olan ilginç bir uzman mektubunu daha aşağıda sevgili okurlarımla buluşturuyorum:
"Sayın Ahmet Tolgay;
Son günlerde yenilenebilir enerji konusunda yazdıklarınızı uzakta da olsak, internetten ilgi ve duyarlılıkla izleyenlerdeniz...
Hayatını ticaret yaparak kazanırken, insan ihtiyaçlarını da karşılamayı hedefleyen bir kişiyim. Almanya'nın Dresden şehrinde yaşadığım günlerde güneş enerjisi ve rüzgar santralleri konusunda bir çok firma ile görüşmeler yaparak bilgiler edindim. Şu an Türkiye'nin bir çok ilinde 80 metre yüksekliğindeki direklerle rüzgar ölçümleri yapmaktayız.
www.kktcihale.net adresinden ihaleleri takip ettiğim dönemde enerji, su ve gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutacak tesislere ihtiyaç olduğunu gördükten sonra, 23-10-2008 ile 03-11-2008 tarihlerinde KKTC yetkilileri ile görüşmek üzere adaya geldim.
Sadrazamköy ile Gemikonağı arasında rüzgar enerji santrallerinin bu yıla kadar kurulmamış olması, KKTC vatandaşlarının geleceğini karanlığa mahkum etmek olmuş maalesef. Yetkililere, rüzgar ölçümünü yaptıktan sonra, rüzgar hızının 5 ve üzeri olduğu yerlere gerekli yatırımı kendi öz kaynaklarımızla yapmaya hazır olduğumuzu, sadece KKTC'den alım garantisi istediğimizi söylediğimizde tarafımıza verilen cevap hayret vericiydi: "Ölçümlerin yapıldığını ve rüzgar enerjisi için ihaleye çıkılacağını" söylediler. "Ne zaman?" Sorumuzun karşılığı "İleriki tarihte" oldu.
Sizin "Kıbrıs" gazetesini okuduğumda, gençlerin sosyal ve uluslararası spor tesislerine ihtiyacının olduğunu da gördüm.
"Enerji, denizden su arıtma sistemi ve su kayağı projeleri"yle geldiğim adadan hayal kırıklığıyla ayrıldım. Ve kendi kendime şu soruyu sordum: "KKTC mi kendine ambargo uyguluyor, yoksa KKTC'yi tanımak istemeyenler mi?"
Tolgay Bey; gelişmiş ülkeler yatırımcıyı ülkesine getirebilmek için hibeler verirken, KKTC yetkilileri kendi ülkesine yatırımcı istemiyor. Bu durumun başka bir açıklaması olamaz. Bakalım daha kaç tane yatırımcının başına aynı şey gelmektedir.
Geçen hafta Türklerin sevilmediği ve kovulduğu Bulgaristan'a gittim. İngilizler, Hollandalılar, Almanlar ve hatta sıcak ülke insanı Araplar bile binlerce dönüm araziyi yatırım amaçlı alabilmişler. Devlet, yatırım için inanılmaz teşviklerde bulunuyor.
Yatırımları sadece otel, kumarhane ve bahis salonları olan ülkeyi ise, gelecekte idare edecek nesilden ve ekolden ülkenin aydınları ne bekliyor?
Bu yazdıklarımdan sonra ada sınırlarından alınmama gibi sıkıntılarım da olacak. Ama yazdığım her kelimenin altında gerçeklerin olduğunu gazetenizi okuyan halkın da bilmesini istedim...
KKTC'nin aydın kişileri olarak, sizlerin gayretleriyle belki bu sorunlar aşılabilir.
Sizin gibi ülkesinin gerçeklerini yazan gazetecilerin yaşadığı ülkelere "GELİŞMİŞ ÜLKELER" diyorlar.
Saygılarımla,
Eyup TATAR.
(tatar@2iea.com)"
|