|
Politikada her şeye inanmanın mümkün olmadığı, Dr. Derviş Eroğlu'nun sürpriz sayılmayan dönüşünde bir kez daha görüldü.
Şahsını politikada artık bir köşeye çektiğini ve kendinden sonra gelen kuşağa yer açtığını defalarca her ortamda vurgulayan Eroğlu'na, "UBP'nin onursal başkanı" olarak ilan edilme mutluluğu (yoksa burukluğu mu?) da yaşatılmıştı...
"Onursal başkanlığı" kabul etmiş olanın yeniden bilfiil genel başkanlığa yönelmesini etik bulmayanların sayısı da az değildir hani!..
22 yıllık Eroğlu döneminden sonra Hüseyin Özgürgün'ün gerilimlerle dolu genel başkanlık dönemine tanık olundu.
Genel başkanlığa çeyrek kala Dr. Salih Miroğlu'nun ölümüyle iç siyaset gündemimiz sarsıldı...
Ve Eroğlu'nun yeniden dönüşe hazırlandığının anlaşılmasından sonra, gittikçe gerginleşen genel başkanlık misyonuyla Tahsin Ertuğruloğlu dönemi...
Şimdi ana muhalefet partisi UBP'de ve dolayısıyla demokrasimizde yeniden Eroğlu sayfası açılırken, bazı gerçeklerin altını çizmekte yarar var...
* * *
Görünürdekilere bakmamalı... Dr. Derviş Eroğlu genel başkanlıktan uzak durduğu süre içinde hiçbir zaman aktif siyaseti bırakmadı. Eroğlu ailesi kadar politize olabilmiş bir aile yoktur toplumumuzda... Derviş Bey, gerçekten politik bir yorgunluk yaşasa bile, ailesinden gelen sinerjiye de kayıtsız kalamazdı...
Partisinin tabanında ve organlarında vazgeçemeyeceği liderlik etkisini, duyarlı olabilenlere derinden derine duyumsattı. Yeri geldikçe Ertuğruloğlu'nun ana muhalefet yükümlülüklerini yeterince yerine getiremediğini çeşitli tonlarda seslendirdi... Bir "siyaset emeklisi" görünümüne bürünmemeye azami gayreti gösterdi. Sürekli halkın ve bilhassa delegeleri de barındıran UBP tabanının içinde kendine özgü karizmasıyla var oldu...
Aslında bunlar hep, yeni bir dönüşün sinyalleriydi...
Bu sinyalleri alabilen UBP'liler Ertuğruloğlu'nun çevresinde kenetlenemezlerdi...
Peki UBP'nin genel başkanlığına gelenler, Eroğlu'na bir geçiş dönemi için emanetçilik mi yapmışlardı?..
Ben böylesi bir soruya "evet" yanıtını veririm... Bilerek ya da bilmeyerek "emanetçi" rolünü oynadılar... Özgürgün de, Ertuğruloğlu da... Ömrü vefa edip genel başkan seçilseydi Dr. Salih Miroğlu da "emanetçilik" görevinden soyutlanamayacaktı.
* * *
Tabii ki bunları yazmanın, Eroğlu'nu eleştirme ya da kınama kastı taşımadığı kesindir. Netice olarak yapılan, ibadet değil siyasettir... Kurt politikacı Dr. Derviş Eroğlu siyaseti kurallarına göre oynamaktadır. Üstelik bu siyaset türü, bizimki gibi şark kültüründen kurtulamayan bir toplumun yaşam biçimine dönüşmüştür. Bu yaşam biçiminin gereklerini yerine getiremeyen politikacı, zaten topluma da yabancılaşır, seçmene de... O topluma ve o seçmene ki, gittikçe yoğunlaşan bir popülizm kültürüyle beslenmekte ve toplumsal ideallerden çok, çıkarsal bireyciliğe özendirilmektedir...
İç siyasetimizi bilenler, Dr. Derviş Eroğlu'nun kendi yanında yetişen Tahsin Ertuğruloğlu'yla görülecek bir hesabı olduğunun da çok iyi farkındadırlar...
Eroğlu, UBP'nin kurucusu Rauf Denktaş'a karşı UBP'nin bağımsızlığını gerçekleştirme cesaretini gösteren genel başkandır. Eroğlu ile Denktaş arasındaki sürtüşmeye zaman içinde UBP tabanı da taraf oldu. Hele UBP'nin, Denktaş eliyle iktidardan uzaklaştırılmasından sonra!.. Denktaş'ın UBP'ye karşı aldığı siyasi tavırlar, bu parti içinde bir Denktaş fobisi yarattı.
Ama görüldü ki, Tahsin Ertuğruloğlu belli bir noktadan sonra bu fobiye sırt çevirerek eskiden de hayranı olduğu Rauf Denktaş'la gösterişli bir yakınlaşmaya girişti... Denktaş'la ideolojik ve siyasal bir uyuma girdi... Bu durum Eroğlu'nun ve bir kısım etkin UBP'linin içine sindirebileceği bir gelişme değildi... İşte 29 Kasım UBP kurultayı, bir bakıma bu hesabın kesildiği ortamdır.
Hesaplaşma bitti mi?.. Genel Başkanlık yarışı sırasında propaganda düzeyinin düşmesine neden olan olguların üzerine sünger mi geçilecek?.. Bu soruların yanıtını alabilmek için UBP'deki geçmiş liderlik yarışmalarının sonuçlarını da anımsamakta yarar vardır.
* * *
Şimdi Dr. Derviş Eroğlu farklılığının ilk belirtisi, gittikçe sertleşen bir ana muhalefet olacak... Kaç zamandır iç sorunlarına dönük olan UBP, dinamik bir atağa geçecek. Gündemdeki bütçe görüşmelerinin de bu atak muhalefetin ilk arenası olacağını söylemek kehanet olmaz...
Etkin muhalefete evet... Ama CTP ile köprüleri atacak denli şirret bir muhalefetten kaçınmak da, akılcılığın gereğidir... Ülkemiz çok ciddi iç ve dış sorunların sarmalına girmektedir... Ekonomik kriz balyoz gibi gelmektedir... Halkın muhalefetten de, iktidardan da beklentileri giderek yoğunlaşacaktır. Bu beklentileri karşılayabilmenin yöntemi ciddi reformları göze almaktır... Ola ki önümüzdeki dönemin ağır şartları bir UBP-CTP koalisyonunu da dayatacaktır. Ellerin taşın altına birlikte konulması ve ciddi reformların riskini alabilecek siyasi bir taban oluşturulması, tarihi bir zorunluluğa dönüşebilir... Bütün bu zor dönemler de atılmamış köprülerden geçilerek aşılabilir ancak...
|