|
"Dünya Çevre Günü" idi dün...
Gün dolayısıyla düzenlenen etkinliklerin yansımaları bugün gazete sayfalarında... Ama ne palavralar değil mi?...
Ülkemizde çevremize ve doğamıza reva görülen acımasızlıklar ve vurdum- duyamazlıklar karşısında hızımızı alamıyoruz içimizi dökmekten...
Hadi bugün de çevreye dair konuşalım...
Öyle bir konu ki zaten, konuş konuş bitmez...
* * *
144 günden beridir elektriksiz ve susuz olan parklarımızdaki durum bir facia... İşte böylesi bir facia karşısında "Çevre Günü" kutlamak tam bir trajikomedi... Uygarlığa ve mantığa parmak ısırtan bir paradoks...
Lefkoşa dışındaki belediyelerin de çöp döktüğü ve bir yetki karmaşasının yaşandığı Dikmen Çöplüğü'ndeki kontrolsüzlüğe son verebilmek; çeşitli etkenlerden kaynaklanan orman yangınlarını kesin durdurabilmek; taş ocakları rezaletini bu ülkenin gündeminden kaldırabilmek; gittikçe azgınlaşan trafik anarşisine çözüm bulabilmek; yollarda ölümcül egzoz gazlarını salgılayarak dolaşan araçların topunu birden aynı anda trafikten men edebilmek; gemi azıya alan betonlaşmayı denetleyebilmek; su kaynaklarımızın tuzlanmasını durdurabilmek ya da kuruyan göletlerimizi suyla doldurabilmek belki şıpınişi başarılacak olaylar değildir...
Ama şu Lefkoşa parklarının elektriğe kavuşturulup geceleri aydınlatılabilmesi, sulanabilmesi ve geriye kalan yeşilliklerin kurtarılabilmesi hiç de zor bir mesele değildir.
Yeter ki Hükümetle Lefkoşa Belediyesi inatlaşmayı bırakabilsin ve uzlaşma niyetiyle bir araya gelebilsin...
Parklar ne Bulutoğluları'nındır, ne de Soyer'in... Halkındır, çocuklarındır ve gelecek nesilleridir... Ama bu parklar Lefkoşa'nın haritasında çölleşerek kurursa, sorumluluk Bulutoğluları ile Soyer'indir... Biri belediyenin başı, öteki de icranın başı...
Her gün köşemde bu kentsel ve çevresel skandalı yazıyorum ya... Nereye gitsem benimle karşılaşan insanlar, bu ısrarlı uyarılara karşın kılını kıpırdatmayan yetkililer için yaka silkiyorlar...
O yetkililerin kulakları çınlasın...
* * *
Bana ulaştırılan bazı mektuplar da, 144 gündür süregelen skandalın giderilmesi konusunda belediyeden de, hükümetten de umudun nasıl kesildiğinin kanıtı. Bunların içinden Afet Özcafer'in mektubunu seçiyorum örnek olarak.
Afet Hanım çok duyarlı bir çevreci... Faisal İslam Bankası Ltd.'in Mağusa Şube Müdürü...
Bakın neler yazmış:
"Sayın Ahmet Tolgay;
Yazılarınızdan dolayı samimiyetiniz ve yeşile karşı olan duyarlılığınız hepimizin takdirini toplayıp size karşı sevgimizi artırıyor.
Bu konuda sizi takdir ediyor ve destekliyoruz. Ama 'devam ediniz' demekle olmuyor. Ben diyorum ki, yetkililerin duyarsızlıkları karşısında artık bir kampanya başlatmanın zamanı gelmiştir. Mesela;
1. Apartmanlarda oturanlara parklarda belli ölçüde yerler verilsin. Orayı kendileri ekip yeşillendirsin.
2. Işıklandırma için güneş enerjisiyle aydınlanan bahçe lambaları alınsın. Herkes elinden geleni yapsın. Bu memleketin sahibi biziz. Niye başkalarını bekleyip duralım.
3. Giderler için bir grup kurulur ve aylık aidatlar toplanır. Ben Mağusalı olarak her türlü yardıma hazırım.
Ahmet Bey; bu satırları size, yazınızı okuduktan sonra, çalışma saatinde, içimden geldiği gibi aceleyle yazmaktayım.
Size Sayın Başbakan tarafından söylenen 'Daha çok yürüyeceksin o karanlık parkta' sözü, bize, hepimize söylenmiştir. Onlara nasıl yürümek istediğimizi biz, yeşili sevenler, çocuklarımızı ve çevremizi sevenler gösterelim. Saygılarımla.
Afet ÖZCAFER
0533-8606448"
|