|
Çeşitli kişi ve kurumdan, çeşitli konuda yığınla mail yağıyor...
Günümün büyük bölümü bunlarla ilgilenmeye, gereklerini yerine getirme uğraşlarına gidiyor...
Geçen perşembe günü mail kutuma düşen mektuplardan biri, benim için çok ilginç, hatta şok edici idi...
Müzisyen Aydın Hikmet'in imzasını taşıyordu o mektup.
Sevgili Aydın Hikmet, değerli ve üretken bir sanatçı... Kendini Ankara'ya "zorunlu sürgün" ettiği dönem dahil, yıllardan bu yana tanıdığım ve konuştuğum birisi. Bir Lefkoşalı ve hatta "Hikmetağalar Ailesi"nin yakın komşusu olarak, ailesel trajedilerini de çok iyi bilenlerdenim...
Bu tanışıklıktan gelen ilgiyle mektubunu özel bir dikkatle okuyorum sevgili Aydın Hikmet'in... Ve onun, ağabeyi merhum-maktul avukat Ayhan Hikmet konusunda ilk kez bu denli kırgın, isyankar ve sitemkar bir dil kullandığına tanık oluyorum. Oysa, ağabeyi ile ilgili trajedide genellikle sessizliği yeğlemekteydi kaç yıldır...
Aydın Hikmet'in kırgınlığı ve sitemleri Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e... Bu tavrın nedenlerini onun aşağıdaki satırlarında bulacaksınız.
Ama asıl önemli olan, sitemlerin sunulmasından sonra gelen o istek... Aydın Hikmet, merhum ağabeyi "Ayhan Hikmet"in adının artık dillere dolanmasından vazgeçilmesini istiyor net ve kesin ifadesiyle...
Mektupta, "Ayhan Hikmet'in istediği anlamda bir demokrasinin henüz ülkemizde gerçekleşemediği"ne de vurgu yapılmakta.
Müzisyen Aydın Hikmet kim?..
50'li yılların sonunda, diğer avukat ve gazeteci arkadaşı Ahmet Gürkan'la birlikte aynı gece, toplumda ve dışarıda büyük yankı yaratan o ünlü siyasi cinayete kurban giden, maktul Ayhan Hikmet'in hayatta kalan son ve en küçük kardeşi. Hikmetağalar Ailesi'nin de yaşça en büyük bireyi...
Dolayısıyla Başbakan Soyer'e seslenen bu satırlar, Hikmetağalar Ailesi adına kaleme alınmış tarihi bir belge niteliğinde...
Aydın Hikmet, yazısının köşemde "KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'e Açık Mektup" şeklinde yayımlanmasını rica etti. Noktasına ve virgülüne dokunmadan aynen sunuyorum:
"Sayın Ferdi Sabit Soyer
KKTC Başbakanı.
İlki 26 Şubat 2008 Salı günü, sonuncusu ise 2 Haziran 2008 Pazartesi günü olmak üzere dört kez Başbakanlık mekanına gittim. Takıldığım polis bariyerinde, içeriye girmeme izin verilemeyeceği bildirildi ve geliş nedenim soruldu. Sayın Başbakanla görüşmek istediğimi söyledim. İsteğim telefonla yukarıya aktarıldı. Gelen yanıt olumluydu. Telefon numaralarım alındı ve arayacaklarına dair söz verildi. Beklemeye koyuldum. Zaman geçti. Ses çıkmadı. Unutulmuş olabilir düşüncesiyle başvurumu üç kez tekrarladım.
Son gidişimde, telefonla da olsa kendisiyle görüşmeme fırsat tanıyan sekreter hanımdan, randevu temin edemeyecekse bunu bana açıkça bildirmesini rica ettim. Sekreter hanım olumsuz düşünmememi, biraz daha beklememi salık verdiler. 'Biraz daha' dedikleri sürenin kısa tutulmasına yararı olabilir düşüncesiyle, ziyaretimin merhum Ayhan Hikmet ile ilgili olduğunu belirttim. Yine beklemeye koyuldum. Yine zaman geçti. Yine ses çıkmadı.
'Demek ki bugünün görgü kuralları benimsenmeyen istekleri susarak geçiştirmeyi öngörür' diye düşündüm ve ekselanslarıyla görüşme şansım olmayacağını anlayıp ümidi kestim.
Zat-ı alilerine, gazeteci-yazar Sn. Ahmet Tolgay'ın köşesi aracılığı ile ulaşmak zorunda bırakıldığım için doğrusu üzgünüm.
Sayın Başbakan;
Ayhan Hikmet'i dilinizden düşürmüyor, devamlı surette gündemde tutuyorsunuz.
Her yılın şubat ayında mezarı başında toplanıp övgü dolu sözler söylüyorsunuz. Konuşmalarınızda, aralıksız olarak 'Demokrasi Şehidi' tanımını kullanıyorsunuz.
Bunlardan dolayı size müteşekkirim. Lakin önemli bir hususa değinmeye de mecburum.
Bu çok önemli husus, bazı gerçeklerden sanki haberdar değilmişsiniz izlenimi uyandıran tutumunuzdur. Bu gerçeklerden bir kaçını örnek vermeme müsaade eder misiniz?
1- Ayhan Hikmet'in savunduğu anlamda bir demokrasi bu ülkede henüz gerçekleşmemiştir. Bunun en açık kanıtı, maktul Ayhan Hikmet'in oğlu Mehmet Emin Hikmet'in, babasının kabrini ziyaret etme imkanına dahi sahip olamayışıdır.
2- Ayhan Hikmet adından hâlâ rahatsızlık duyanlar vardır. Siz durmadan ondan söz ettikçe, onlar da durmadan galeyana geliyorlar ve yıllardır tükenmeyen kin ve öfkelerini akıtmaya başlıyorlar. Bu belki sizi rahatsız etmiyor ama, ailesi olarak bizleri çok üzüyor.
Gerçekten bunları hiç mi düşünmediniz Sayın Başbakan?
Derhal belirteyim ki sizden bir beklentimiz yoktur. Zaten sizin de bizimle alakalı bir niyetiniz yoktur. Biliyorum. Bilemediğim meramınızın ne olduğudur. İhtiram mıdır? İstismar mıdır? Onu ancak siz bilebilirsiniz. Benim meramım ise sadece sizden istirhamımdır. Ayhan Hikmet'i dilinize dolamaktan lütfen artık vazgeçin. Bunu sizden bütün samimiyetimle rica ediyorum. Üstelik, çok sevip saydığım merhum babanız Sabit ağabeyin hatırı için.
Saygılarımla
Aydın Hikmet."
|