|
"Para yeme" diye bir deyim var. Çok yanlış...
Çünkü para, yenebilen bir meta değil... Sadece yiyebileceklerimizi satın almaya yarayan bir araç...
Ama öyle durumlar olur ki yoklukların ve kıtlıkların girdabında, yiyebileceklerimizi almaya paramız da yetmez...
İşte o kıtlık ve yokluk ortamlarında yiyin bakalım paranızı yiyebilirseniz...
Doyurun bakalım karnınızı doyurabilirseniz o para desteleriyle...
Ünlüdür şu Kızılderili sözü: "Son ağaç öldüğünde, son akarsu kuruduğunda ve zehirlendiğinde, son balık tutulduğunda, son kuş avlandığında, son buğday tükendiğinde karnımızı doyurabilmek için parayı yiyemeyeceğimizi anlayacağız..."
Bakir toprakları mahvetmeye başlayan beyaz adama söylemişti bunu bir Kızılderili şefi... Günümüze dek yankılanarak ve yankılandıkça büyüyerek gelen gerçekçi bir mesaj...
Çok değil 50 yıl kadar önce, Kıbrıs, insanlarını doyurabilen bir tarım ülkesiydi... Doğada insan eliyle yaratılan yıkımlardan sonra, şimdi şu geldiğimiz duruma bakınız: Beslenmede dışa bağımlı bir ülke haline geldik...
Yediğimiz ekmeğin buğdayını ve ununu bile dışarıdan ithal etmek zorundayız...
* * *
Ekolojik dengelerimizi mahvetmekten kaynaklanan felaketler hala aklımızı başımıza getirmeye yetmiyor...
Ormanları tükettik... Nice doğa güzelliğini ve kaynağını betonlarla kapladık... Su kaynaklarını teker teker kuruttuk... Kirletilmedik alan bırakmadık... Taş ocaklarıyla Beşparmak Dağları'nın canına okuduk...
Ama aklımız hâlâ başımıza gelmedi... Doğa magandalığına devam...
Şimdi sadece Kıbrıs'ımızın değil, Akdeniz Bölgesi'nin de eşsiz cennet köşelerinden biri olan İpsaro'yu katletme girişimleri başladı...
Orada 8 tane mermer ocağı açılması için izin verildi...
Cennet, cehenneme dönüştürülecek... Bereketin yerine kıtlık getirilecek...
Devlet bütçesindeki açıklar büyüdükçe ne yapacaklarını şaşıranlar, kira bedeli karşılığında doğal zenginliklerimizi gözden çıkarıyorlar...
Bir de "her şeyi çocuklarımız için yapmaktayız" diye hava atmaları yok mu!..
Hadi oradan demagoglar!...
Siz çocuklarımızın emaneti olan doğal zenginlikleri teker teker yok ediyorsunuz... Gelecek nesiller bu ülkede doğa ve kaynak namına hiçbir şey bulamayacaklar...
Çocuklarımız için yapılan "her şey" bu mu?..
* * *
İpsaro'ya hiç gittiniz mi?..
Gitmemişseniz lütfen birkaç saatinizi ayırarak gidiniz oraya...
Ve orada, para uğruna, 8 adet mermer ocağı için, nasıl bir cennet parçasına kıyılmak üzere olduğuna gözlerinizle tanıklık ediniz...
Kimbilir... Belki de son kez görmüş olacaksınız o eşiz doğa cennetini...
Karpaz Yarımadası'nın giriş kapısında...
Altınova ile Çınarlı köyleri arasında, tarihi Pluşa Manastırı'ndan İncirli Mağara'ya dek uzanır o cennet vadisi... Akdeniz doğasına özgü çeşitli bitki örtüleri, ağaç türleri, meyve bahçeleri, sulu ziraat alanları oralara yeşilin her tonunu serpiştirmiş...
Hâlâ kurumayan pınarlar, hâlâ akan dereler var orada inatla...
Bu eşsiz güzelliklere, günün her saatine kuş cıvıltıları eşlik eder...
Kıbrıs'ın hiçbir köşesine yağmur yağmazken, buraya yağmurların da yağdığını söylüyor yöre insanları...
Küresel ısınmanın ulaşamadığı bir köşe...
Gelin görün ki, küresel ısınma hallerini oraya da getirmek için pervasız girişimler yapılmakta...
Mermer ocakları devreye girdiğinde oralarda haftada 8400 kilo Anfo ve 200 dinamit lokumu patlatılacak...
Patlamalarla birlikte cenneti ilk terk edecek olanlar kuşlarla börtü-böcek...
Ses ve hava kirliliğinin sarmalında bölge insanları ile bitki örtüleri sağlıksız koşulların ortamına sürüklenecek...
Sulu ve kuru ziraat alanları, meralar, geliştirilmeye çalışılan ormanlar, yer altı ve yer üstü su kaynakları, biyolojik ve jeolojik çeşitlilikler, mevcut eko sistem, yoğun taşımacılık dolayısıyla kara yolları mahvolacak... Binlerce ağaç kesilecek... Kesilmeyenler alçının toz bulutları altında kuruyacak...
Üretimden koparılan yöre insanlarına tazminat ödeme zorunluluğu doğacak...
Bütün bunlara karşılık değer mi o mermer ocaklarından kazanılacak paralar?.. Ha, değer mi?...
|