Geçen çarşamba günü bu köşede yayımlanan "Haldun Dormen Karpaz'da Tiyatro Okulu Açacak" başlıklı yazımı anımsayacaksınız...
Otantik değerlerini korumaya çalışan o yurt köşemize dair yazdığım yazılar zincirinin son halkalarından biriydi bu...
O yörenin desteğe ve tanıtıma gereksinimi var... Bu gerçeğin bilincinde olanlar arasındayım... Çabam bu yüzden...
Her gün yazıyorsak eğer, yazılarımıza olumlu ya da olumsuz tepkiler almaya da alışmış olmamız gerekir... Görüşlerimizin ille de başkalarının görüşleriyle örtüşmesini bekleyemeyiz...
Ne var ki, o yazıma gelen yığınla olumlu tepkiden bir tanesi, son derece üzücüydü... Aldırmazlık gösterilemeyecek denli üzücü...
Karpaz Yarımadası'ndaki muhteşem turistik tesislerden birinin yönetici kadrosundan bir beyefendi, Mehmetçik Belediye Başkanı Beyazıt Adalıer'e yazımın yayımlandığı gün aynen şunları söyledi:
"Ne bu yazı? Bu gazeteciye yedirecek kadar çok paran mı var?.."
Lafa bakın da hizaya gelin!.. Benimle hiç karşılaşmayan, beni hiç tanımayan bir kişi hakkımda yargı içeren imalarda bulunuyor...
Belli ki, yöredeki dar bütçeli, kendi yağıyla kendi ciğerini kavurmaya çalışan eko-turizmi destekleyen görüşlerim bu beyefendinin hoşuna gitmemiş!..
Ama hoşnutsuzluk bu kadar da bayağı bir şekilde seslendirilmez ki!...
Ve belli olan bir şey daha var... O da bu beyefendinin turistik işletmeleri ve etkinlikleri hakkında yazı yazdırmak için kimi gazetecilere para yedirme alışkanlığının temsilcisi olması!
Ona bir şey demeyeceğim... Damından istediği gibi iner...
Ama bazı meslektaşlarıma diyeceğim var... O da şu: Bu gibi kişilerin hediyelerine tenezzül etmekle, gazeteciliği sırf inançları ve yurtseverliği adına yapmakta olan arkadaşlarınızı da töhmet altında bırakıyorsunuz...
Baksanıza; adam her gazeteciyi satın alınabilecek meta olarak görmekte...
* * *
İnadına bugün yine Karpaz'a dair yazacağım...
İnadına bugün yine o unutulmuş yurt köşesinde kendi yağıyla kendi ciğerini kavurarak ülkesine bir şeyler kazandırmaya çalışanlara tüm içtenliğimle destek vereceğim...
Onları anlatıp, onları tanıtacağım...
O beyefendi de kendi muhteşem tesislerini tanıtabilmek için varsın armağanlarına tenezzül edecek gazeteciler arasın...
Elbet bulabilir aradığını...
Ama benim gibileri, kalemini sadece yüreğinin peşine takanları asla bulamaz yanında... Bu zihniyetle gittiği sürece...
* * *
Karpaz Yarımadasının tam ortasında, Kıbrıslı'ca yaşayan bir Kıbrıs mekanından söz edeceğim size...
250-300 yıllık bir Karpaz Evinin otele nasıl dönüştüğünün sihirli öyküsünü anlatır bu mekanın her köşesi....
"The Nitovikla Garden Hotel.."
Haldun Dormen gibi duayen bir sanatçının oranın atmosferinde birkaç gün kalması, bir Karpaz aşığı olmasına yetti... Otantik odalarında yatırken, şaraplarını yudumlarken, fırından et ve patates kebaplarını eliyle çıkartırken, oralarda bir tiyatro okulu açma ilhamına ulaştı...
Kıbrıs konukseverliğini, safkan Kıbrıslı sunumların cömertliği içinde yaşarsınız o mekanda... Tıpkı Haldun Dormen'in ta İstanbul'dan gelip doyasıya yaşadığı gibi...
Karpaz Yarımadası'nda, Kıbrıs kültürünü, gelenek ve göreneklerini hiç unutmamacasına yaşayacağınız bir minik turistik mekan...
Kumyalı köyü içerisinde tamamen Kıbrıs mimari özelliği ve Kıbrıs'a özgü etnografik eşyalarla dekore edilmiş bir tesis... Ve aynen bir müze özelliği taşıyor.
Kıbrıs gelenek ve göreneklerinin yanında Otantik Kıbrıs mutfağının eşsiz damak tadını sunan son derece dinlendirici ve Kıbrıs kültürünü tanıtıcı bir işletmecilik anlayışı.
"The Nitovikla Garden Hotel", yetişkinler ve çocuklar için havuzu, Dionysos şarap ve peynir evi, yeraltında, 10 metre derinlikte bozulmamış doğallığı ile Giçça La Caverna mağara restorantı, Zekai Bey Evi restoranı, Kıbrıs etnografik eşyaları ile döşenmiş lobisi var... Geleneksel adıyla "Audotirıum" da diyebilirsiniz buraya...
Her odasına Karpaz mitolojisini, tarihini, florasını anlatan ve tanıtan isimler verilmiş tesisin... Ve bu odalar, otantik anlayışın konforu içinde...
Özel hurma altı çardaklı terası ile de dikkati çeken tesisin yerin 10 metre altındaki doğal ortama sahip mağarasında konferans, balo, özel yemek ve birçok aktiviteler yapılabilmekte...
Eski Karpaz ahırının şarap ve peynir evine dönüştürüldüğü mekanda yerli ev yapımı şaraplar sunulmakta...
20 yatak kapasiteli sadece 10 oda var bu otelde... Özel isimlerle adlandırılan odalarda sıcak-soğuk duş, klima, uydulu TV, saç kurutma makinesi var... Özel demir kargolalar ile sunulan hizmette, oda dekorasyonları tamamen Kıbrıs kültürüne özgü. İç bahçe, dağ ve deniz manzaralı odalar, konuklarına Karpaz doğasını doyasıya yaşatmakta...
Doğal ve sıra kayaların altında kurulu bir bahçe... Tamamen Karpaz yeşili... Öyle bir yeşil ki, ahşap ve taşla bütünleşmiş... Bahçesinde Karpaz doğasının bitkileri ve Kıbrıs'a özgü meyve bahçeleri ile botanik bir alan yaratılmaya çalışıldı. Ve bu güzelim bahçenin ortasında otel kapasitesine ve yalnızca otel misafirlerine hitap eden 20 kişilik yetişkin ve çocuklar için yüzme havuzları...
Otantik Kıbrıs mutfağına özgü el makarnasının, Dudu Abla'nın paluze böreğinin, peksemetli tahinin ve harup kebabı ile kleftigonun tadının alınacağı bir mekan "The Nitovikla Hotel..." Mutfağında ayrıca Kıbrıs kuru yemişlerini de tadabilir, Otantik "gabiralık üzeri" yapılan zeytin ve hellim kebabını tam yerinde tanıyabilirsiniz... Bu tesisin altın kumlu güzel bir plaja sahip Karpaz denizine uzaklığı ise sadece 5 dakika...
Ve son bir not: Bu tesis kendini Kuzey Kıbrıs'ın turizmine ve tanıtımına adamış sevgili dost Zekai Altan'la çalışkan ailesine ait... Sevgili Zekai; bu yazıyı döşenmem için bana ne kadar para ödediğini lütfen o muhteşem tesisin yöneticisine bildirmeyi sakın ihmal etme; e mi!!!..
|