|
Çocukken de aynıydı. Aslında zaten ta çocukken başladı her şey. Pembenin saflığını ve güzelliğini tamamlayan renk asi ama bir o kadar da masum olan maviydi.
Yeni doğmuş bir bebek eğer mavi patikliyse ve ağlıyorsa bir süre agucuklar yapılarak susturulmaya çalışılırdı. Ama ta o zamandan gelmedir "erkekler ağlamaz" lafı. Öyle ki agucuklar başarılı olmayınca "a sus bakalım erkekler ağlamaz. Sen nasıl erkek olacaksın ilerde" diye kalın bir erkek sesi duyulurdu hemen. Mavi patikli, bu kalın sesi ilk defa duymuş olmanın etkisinde kaldığı için irkilir. Ve tabii ilerde bu sözleri çok duyacağından habersiz bir şekilde uykusuna dalardı mışıl mışıl.
Pembe patikli ağladığında kimsenin ilgisini çekmezdi. Çünkü o bebek pembe patikli kızdır. Mavi patikli bebek olmanın bile o kadar zorlukları var ki!.. Ağlamayacak mavi patikli dediğin. Ağlamayacak ve elinden geldiğince yaramaz olacak. O zaman aslan parçası olurdu.
Bizler öyle inandırmışız ki kendimizi erkeklerin ağlamadığına... Onlar sanki insan değil. Ve onlar asla ağlama duygusuna sahip değilmişler gibi. Ağlama sesi geldiğinde ağlayanın erkek olabileceği asla aklımızın ucundan bile geçmez. Ama itiraf etmeyelim. Erkeklerin ağladığını görmek ilk etapta ilginç gelmişti bana da. Ve babamı ağlarken ilk gördüğüm zaman öylesine üzülmüştüm ki... Artık dünyanın sonu gelmiş olmalıydı!.. Babam neden ağlasın ki?.. Mutlaka çok ama çok önemli bir şey vardı. Daha çocuktum ufacık bir kızdım. Ama babamı öylesine seviyorum ki, onun ağlamasını görmek acı vermişti bana. Sanki hastaydı ve bunu bize söyleyemediği için ağlıyordu. Ve artık dünyanın sonu gelmişti benim için. Babasız bir hayat asla düşünemezdim sonuçta. Kendi kendime kabuslar yaratıp babamın olmadığını düşünüyordum. Arkadaşlarım bile benle dalga geçmeye başlamıştı babam olmadığı için. Sonra hasta olduğu düşünmeyi çıkardım aklımdan. Sonuçta biz her şeyi paylaşabilen bir aileydik. Hasta olsa elbette söylerdi babam bunu bize. Aklıma hemen başka fikir geldi. Hayallere daldım. Arkadaşlarım yine benle dalga geçiyordu. Hepsi doyasıya gülüyordu bana. Çünkü bir tek arkadaşıma babamı ağlarken gördüğümü anlatmıştım. O da tutup herkese anlattığı için sonuç felaketti!.. Kulağıma sürekli 'Özlem'in babası ağlıyormuş. Oysa erkekler ağlar mı? Olamaz! Dünyada bir ilk ! Ağlamış nasılsa!. İlk kez ağlayan bir erkek duyduk.' Gibi sesler gelmeye başlamıştı. Hayali bile o kadar korkunçtu ki...O küçücük yaşta babaların ağlamaması gerektiği fikrine kapılmıştım hemencecik. Evin içinde dalgın gezinirken babam anlamıştı onun ağladığına takıldığımı. Ve 'İlerde büyüdüğünde anlarsın kızım. Erkekler de ağlar! En güçlü görülen babaların da ağlamaya hakları var.' dedi hemen. O zaman ne demek istediğini anlamamıştım elbette.
Büyüdüm. Artık kendi kararlarımı kendim vermeye başlamıştım. Neyin ne olduğunun ayırtına varabiliyordum... Erkeklerin ağlayabileceği fikri bana kolay geliyordu artık. Çünkü büyüme sürecimde babam dışında başka babaların da ağladığına tanık olmuştum. Demek ki artık o ufacık kızın kafasında yıllardır yer eden sorunun cevabını bulmaya az kalmıştı. Sonuçta babam "Büyüdüğünde anlarsın" demişti. Acaba sorunun cevabını kendim mi bulacaktım, yoksa biri çıkıp anlatacak mıydı? Sonuçta bayanların neden ağladığı hiç merak edilmemişti şimdiye dek. Çünkü zaten bayanların ağlaması için nedene gerek de yoktu!.. Çok mutlu veya çok mutsuz olmak yeterliydi bayanlara doyasıya ağlamak için...
Komşularımızla diyaloglar iyi. Sonuçta saygı ve sevgi yeterli zaten her şey için. 3 komşu toplanmış hep beraber maç izliyoruz. Doğrusu herkes umutluydu ta en baştan. Biri kalkıp 'Türkiye bu maçta yenilir' dese herkes onun üzerine yürümeye hazırdı.
Türkiye - Hırvatistan maçının sonuna gelinmişti nerdeyse ama yine de apartman ahalisinde umutlu bir bekleyiş vardı. Derken Türkiye 1-0 geriye düşer. Artık herkes evine doğru yol almaya başlamıştı. Sonuçta yenilmiştik ve Hırvatların sevincine ortak olamazdık. O sırada kulağı hala televizyonda olanların çığlığıyla beraber apartman sallandı deyim yerindeyse. Son saniyeler denilecek yerde 1-1 di maçta durum. Sevinçten kimin kimle kucaklaştığı belli bile değilken benim gözüme takılan tek şey yine babamın gözyaşlarıydı!. Belki de artık tamamen anlamıştım erkeklerin neden ağladıklarını. Maçı kazanmışız gibi ağlıyordu babam. Oysa skor 1-1 idi. Ama değil mi ki umut vardı. "Neden olmasın?" diyordu babam. Gerçi babamın gözyaşlarına bakılırsa onun için bu bile yeterliydi... Sonuçta eve gitmek üzere yol almıştık birçoğumuz ve hiç kimse golü bile görmemişti.
Benim için artık iki şey önemliydi. Maçlar gerçekten 90 dakikaydı. Demek ki son düdük çalana kadar beklemek gerekiyordu. Ve tabii ki artık erkekler neden ağlar tam anlamıyla biliyordum.
Mavi patiklerin asiliğinin yanı sıra, içlerindeki pamuksu yumuşak duyguyu da hissetmiştim günlerce. Başka nasıl tarif edilebilirdi bu duygu? Kimseye anlatılamayan ama babam için yazılması gerektiğini düşündüğüm geç kalınmış bir gerçek bu yazım.
Babam ve babam gibi gözünden gelen yaşları saklamayarak cesurca akıtan babalar, ağabeyler için olsun bu anlatılamayan duygum.Evet, erkekler de ağlar. Neden ağlamasın ? Yeter ki gerçekten birini sevsinler...Eğer o kişinin mutluluğunu veya üzüntüsünü yaşarlarsa ağlarlar. Ben inandım, erkeklerin de ağlamasının sakıncalı olmadığına...
ÖZLEM TİRE
Cyprus_miss@hotmail.com
(*) Kaç gündür o ciddi (!) konulardan gına getirmiş olmalısınız... Öyleyse bu çok sıcak tatil gününde, buyurun serinletici bir konuya... Konunun irdeleyicisi, köşemin gediklilerinden, genç ve yetenekli bir kalem: Özlem Tire... Yine olanca içtenliğiyle dünyasının kapılarını açıyor bize Özlem... Ve orada bir duygu yolculuğuna davet ediyor hepimizi... 20'li yaşların duyarlılığındaki Sevgili Özlem, gencecik dünyasının bugünkü sunumunda, "Erkekler de ağlar" diyor... İnsana dair bu gerçeği babasının gözyaşlarında nasıl keşfettiğini ve bu keşif sırasında duyumsadıklarını paylaşıyor artık onu iyi tanıyan okurlarıyla... Teşekkürler ve başarılar sana Özlem... (A. TOLGAY)
|