|
Gündemin önemli konusu, bizi de sarmalına almaya başlayan küresel ekonomik kriz... Bu küresel darbenin dünyamıza maliyeti 20 trilyon dolara dayandı... Zararın bize düşen payı bakalım ne olacak!..Gündemin bu yakıcı konusunda kendim bir şeyler yazmaktansa, bu konuyu ekonomik yaşamın içinde olan deneyimli bir iş adamımızla konuşmayı ve onun görüşlerini buraya aktarmayı yeğledim... Seçtiğim kişi, ekonomik kalkınmamızda başarısını kanıtlamış ve hızla gelişen kurumlara imza atmış bir iş adamımız... Düşüncelerini toplumla paylaşmaktan çekinmez... Ekonomi yayınlarında makaleleri de çıkmakta... Ekonomi üzerine yazanlarımızla her zaman tartışabilmekte.. O kişi, halkçı ve yurtsever kimliğiyle herkesçe tanınan AHMET SANVER...
"Ne yazık ki bu bir dünya krizi... Amerika Birleşik Devletleri'nde MORTGAGE, yani İPOTEK KREDİLERİ krizi olarak başlayan mali kriz tüm dünyayı ve tüm sektörleri zincirleme bir şekilde sarıyor. Zengin ülkelerin denetlenmeyen, açgözlü mali sektör patronları bu belayı başımıza açtılar" diyor Sanver
Amerikalıların ve Avrupalıların sergiledikleri panik havasının, dibi görünmeyen bu krizi önlemek için trilyon dolarlar harcasalar bile bunun işe yaramayacağının göstergesi olduğunu belirten Sanver, şunları söylüyor:
"Bizim doğumumuzdan çok önce patlak veren 1929 dünya krizini her zaman mantıksız bulurdum. Her şey yerinde dururken nasıl da oluştu bu kriz? Fabrikalar, bankalar, oteller, çiftlikler, okullar, yollar beller, insanlar, tüketiciler, doktorlar, mühendisler, işçiler, kadınlar, çocuklar işte hepsi yerli yerinde. 'Bir yerde aksama olmuş ise orayı düzelteydiler de olsun bitsin' diyordum. Ama oldu işte. 1929'da zayıf noktalardan başlayarak zincirleme tüm sektörler çöktü. Hiçbir çaba bu gidişi önleyemedi. Borsalar, bankalar, fabrikalar, şirketler, hepsi battı. Amerika gibi bir ülkede büyük oranda işsizlik ve açlık baş gösterdi. Dünya ünlü mafya patronlarına, gözü kara gangsterlerine de o zaman kavuştu!. Ne yazık ki, o günler bu günlere çok benziyor... Kredi şirketlerinin batması ile başlayan kriz bankalara sıçradı... Şimdi de sıra sanayi ve tarım sektörlerinde... Arkasından hizmet, eğlence, medya ve eğitim sektörleri gelecek maalesef... Zaten bunlar birbirine yapışık Sonuçta işsizlik, parasızlık ve yoksulluk!.. Dünya belirsiz bir süre kasılıp kavrulacağa benziyor."
* * *
Ahmet Sanver'e bu durumda bizim ülkemizde neler olabileceğini sorduğumda şu yanıtı alıyorum:
"KKTC krizin sonuçlarından en az ve en geç etkilenecek bir ülke. Hatta Rum tarafından da daha şanslıyız bu bağlamda... Nedeni üretimimiz ve ihracatımızın çok az olması... Menkul kıymetler borsamız da yok. Bir de şu izolasyonlar... Yani dünya piyasalarından kısmen izole olduğumuz için kriz virüsünün bize bulaşması da geç olacak. İlk kez izolasyonlar işimize yarayacak... Biz sanki karantinadayız!.. Zaten kriz zengin ve ekonomik hareketliliği hızlı olan ülkelerde başladı ve oralarda daha hızlı gelişecek.
Pratikte, bizde faiz ve döviz fiyatlarının yükselmesinden sonra üretim ve ticaretteki durgunlukla beraber işsizlik, zincirleme etkilenişimle ekonomiyi büyük oranda yavaşlatacaktır.
Bu arada devlet gelirlerinin gerilemesine karşın cari harcamaların kaçınılmaz olarak sabit kalması, yürütmeyi zora sokacaktır. 1930 dünya krizinin bizde bıraktığı acı deneyim ne yazık ki böyle. Keşke olmasa. Belki işler benim düşündüğüm kadar kötü olmaz. Tüm bunların olmamasını içtenlikle temenni ediyorum..."
Kendisinden Avrupa'daki durumla ilgili görüşlerini sorduğumda, onların şımarıklıklarının bedelini ödemeye başladıklarını söyleyen Ahmet Sanver; "AB büyüme ve sağa sola sataşabilme gücü kazanması ile dokunulmazlık fobisine tutuldu. Bu krizden etkilenmeyeceklerini sandılar. Oysa kriz silindiri Avrupa'ya daha ağır gelmekte. Kriz Avrupa'yı daha hazırlıksız yakaladı. ABD gibi tam birlik olamadıkları, doğal kaynaklardan da yoksun oldukları için işleri zor. Amerika'yı kurtaracak bir şeyler var ama Avrupa'yı bu tusunamiden kimse kurtaramayacak. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise tam üyeliği nedeniyle kendini bu kızgın dolabın içinde bulacak... Aslında globalleşen dünyamızda krizden etkilenmemek olanaksız. Az veya çok tüm ülkeler bu acıyı çekecek."
* * *
Bu büyük kriz de göstermiştir ki, paçalar tutuşunca tüm ülkeler bencilleşir ve kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz olur. Özellikle de Avrupa Birliği'nin dayanışmaya önem veren özverili ülkelerden oluşmadığı gerçeğine tanık olduk. Olayın bu boyutunu konuşurken Sanver'den şu değerlendirme geliyor:
"Başlarda AET (ekonomik topluluk) ismi ile kurulan AB'deki ülkelerin bu ekonomik krizde birlik olamamaları şaşırtıcı. Demek ki olası bir siyasi krizde bunların ne yapacakları kestirilemez.
Her şeyin para ile ölçüldüğü bir kapitalist düzende derecelendirme şirketlerinin bile büyük oranda etkilendiklerini gördük. Onların en yüksek dereceleri verip göklere çıkardıkları şirketler, denetimsiz ve batak çıktılar. Bu durumda kapitalist düzenin doğruluğu da sorgulanıyor. Acaba sonu mu geldi bu sistemin?
Anlaşılıyor ki bundan böyle Suudi Arabistan ve İran gibi ülkeler dünyada daha çok söz sahibi olacaklar. Batılılar yakıp kavurdukları Irak ve Afganistan'ın günahlarını mı çekiyorlar, acaba?"
Ahmet Sanver'le yaptığım sohbetteki son sorum, Kuzey Kıbrıs Türk halkı olarak bizim bu durumda ne yapmamız gerektiğine dairdi. İşte aldığım ironik yanıt:
"Bir insan açık alanda, yani boş bir ovada depreme tutulursa ne yapar? Bence başını ellerinin arasına alır, yere oturur ve depremin sona ermesini bekler. Bu durumda ancak bunu yapabiliriz. Hata yapmamak için durmak, beklemek ve hareketsiz kalmak en doğrusu. Zaten başka çare de yok. Bu gibi krizler, debelendikçe insanı yutan çamura benzer.
Kusuruma bakmayın, umutsuzlukla dolu siyah bir tablo çizdim size... İnşallah karamsar görüşlerimde yanılırım."
|