|
Bir ülkede kadının sosyal ve siyasal yaşamdaki konumu o ülkenin ve toplumun gelişmişlik düzeyinin de göstergesidir.
Bizim ülkemizdeyse durum biraz daha farklı... Aslında pek de ataerkil olduğu söylenemeyen aile yapımızla, kadınların iş ve sosyal yaşamın hemen hemen her alanında aktif ve ön planlarda oluşunu göz önüne aldığımızda, neden siyasal yaşamda da aynı eşit dağılımın olmadığı üzerinde düşünmemiz gerekmiyor mu?..
Ben alışılagelmiş söylemlerden farklı olarak bu konuda sadece parti politikalarını ve de ataerkil zihniyeti suçlamayı düşünmüyorum... Eğer hatalı bir toplumsal paradigma varsa bunun düzeltilmesi her iki tarafın da sorumluluğundadır. Çünkü Kadınların birçoğunun bu konudaki istem ve çabalarında yöntem hatası yapmakta olduklarını düşünüyorum.
Sivil toplum örgütlerindeki başarısı, konuşma becerisi, girişkenliği, düşünce ve çare üretmedeki yeteneğiyle dikkati çeken, kariyer sahibi, üstelik de yazarlıkta isim yapmayı başarmış bir bayan arkadaşım, kendini siyaset arenasına çekmeye çalışanlara kararlılıkla direniyor... Siyaset önerilerini neden geri çevirdiğini sorduğumda aldığım yanıt şu oldu:
"Kadının siyasete katılması aslında toplumsal bir bilinci ve kültürü gerektirir. Bir kadın anne olmak zorunda. Dünyanın en zor işi bu... Çalışmak zorunda... Ve iş yerinde tüm engellemelere karşın başarılı olmak zorunda. Mesleğinin yanı sıra evinin düzenini, mutfağını ve çarşı işini de yapmak durumunda. Kadının bir başka önemli misyonu da kocasının arkasında dimdik durup onu toplumda başarılı göstermek ve mutlu bir yuva sahibi olduklarını kanıtlamak... Lütfen söyleyin bana, kadın bunlardan hangisini eksik bırakabilir. Ve kadın bizim koşullarımızda politika yapacak!.. Erkeklerin dünyasında, köy kahvelerinde, erkekler arasında erkekleşecek!.. Bence erkekleşmeye karşı gelen kadın politikaya asla genel anlamda katılamayacak.. Kadın yumuşaktır, şefkatlidir, sevgi doludur, duyarlı ve düşüncelidir. Ve en önemlisi koruyucudur...Bunların hangisinin politikada yeri vardır?.. Günümüz politikası 'ben, hep ben ve her şeye rağmen ben' felsefesine yaslanır. Bunlar kadın ruhuna ters düşen, kadını mutsuz eden öğelerdir..."
* * *
Bu ilginç kadıncıl değerlendirmeden sonra ben yorumumu yine şöyle sürdüreyim:
Öncelikle 'Siyasette kadın temsiliyeti' ve 'kadın gözüyle siyaset' gibi ifadeler kadınlarımızın farkında olmadan kendi önlerine koydukları tuzaklardır... Binlerce yılın şartlanılmışlığı ve ezberlenmiş rollerin etkisiyle hedefi baştan küçük tutarak kendi kalelerine gol atmaktadırlar...
Oysa söz konusu olan kadının değil bütün toplumun demokratik ölçülerde, adil temsiliyetidir...
Bir araya toplanıp yakınarak veya kadın hareketleri oluşturarak hiçbir yere varmak mümkün değildir... Bu sadece ayrışmayı körükler. Temel sorun da budur... Şu ayrışma durumu...
Doğu toplumlarına has "haremlik" ve "selamlık" anlayışını önce zihinlerden sonra da pratik yaşamdan çıkarmamız gerekmektedir. Kadınla erkek iş ve aile yaşamında olduğu gibi siyaseti de birlikte omuz omuza yapamadığı takdirde ne kota koymak ve ne de diğer kadın hareketleri bir değişim yaratamayacak ve bu durum sorunu daha bir kemikleştirecektir. Eşitlikle ayrıcalık bir arada istenilirse o zaman kimse sizi ciddiye almaz.
* * *
Eğer maça çıkılacaksa, aynı yolu yürümek ve aynı çamurlu sahada koşmak gerek... Sizin de üzerinize çamur atılacak, size de çelme takılacak siz de düşüp kalkmayı ve maça devam etmeyi bileceksiniz...
Kadınlarımızın her zorluğun üstesinden gelebilecek manevi güce sahip olduğuna inanıyorum... Eğer aynadaki görüntü size istediğiniz şekilde yansımıyorsa değişiklik yapmanız gereken ayna değil, önce kendiniz olmalıdır...
İşe mağara döneminin alışkanlık ve politikalarından vazgeçerek başlanılmalıdır... Tek sorun kadınla erkeğin birbirine bakış tarzıdır... Kişiler karşısındakini önce "insan" olarak algılamayı başardığı zaman, bütün sorun ortadan kalkacaktır...
O zaman ortak bir dil geliştirilecek, saygı ve sevgiye daha fazla dayalı, daha açık bir iletişim kurulabilecektir
Siyasette kendisine yer verilmesini beklemek ve talep etmek yerine o yeri söke söke almak için çalışan kadınlar, model oluşturarak, tüm hatalı paradigmaların üstesinden gelebileceklerdir düşüncesindeyim.
Şunu da asla unutmamak gerekir bence: Aklın, onurun, yüreğin, ülke ve toplum sevgisinin dişisi ya da erkeği yoktur. Bunlar kadın ve erkek ayırımı kaldırmayan ortak sosyal değerlerdir...
|