|
Enteresan bir ruh halinden geçiyoruz.
Arasta'yı ziyaretimizde dükkan sahiplerinden biri, şöylesi bir saptamada bulunmuştu: Lokmacı barikatı açıldı, Kıbrıslı Türk müşterilerimizin sayısında da artış oldu. Lokmacı'dan geçmek için gelenler arasında yıllardır Arasta'ya uğramayanlar da var."
Yıllarca Arasta'ya uğramamak bir Kıbrıslı Türk için mümkün mü?
Mümkünmüş demek ki.
Lefkoşa surlariçini kaybettik diye diye bir şehri tümden terk etmek nasıl bir psikolojidir acaba?
Terk etmek ve sonra da arkasından ağıt yakmak.
Benzer şeyi Çağlayan Parkı'na da yapmadık mı?
Şu sıralar kimle konuşsanız mutlaka bir anısını anlatır parkla ilgili.
Dostlardan biri "o yıktıkları fıskiyeli havuzda çok yıkanmıştım" diyerek havuzun yıkılmasına sitem ediyor.
Peki çocuğunu en son ne zaman Çağlayan'a götürdün" sorusunun yanıtı yok.
Değil çocuğunu götürmek kendisi de yıllardır uğramamış bölgeye.
Şimdi de Çağlayan için ağıtlar yakıyor.
***
Yaşadığı yerleri, ektiği-ürün topladığı bahçeleri unutmak Kıbrıs Türkü için yeni bir durum değildir aslında.
1963'te boşaltılan köylere bir daha dönmeyen binlerce insan vardır.
1974'de terk ettiği evlerini kapılar açıldıktan sonra bir turist gibi gezen on binlerce insan.
Bu küçücük adanın Kuzey yarısına biz hapsettik kendimizi.
Sonra Kuzey'in de parsellenmesine seyirci kaldık.
Vatan olarak bellediğimiz bu minyatür adanın minicik alanlarından ibaret oldu.
***
Geçtiğimiz akşam Mağusa'daydık.
Belediye Başkanı sevgili Oktay Kayalp bir surlariçi turu teklif etti.
Nazikçe kabul etmedik ve anılarımızla baş başa kalmayı istedik.
Ben Mağusa doğumluyum. Şimdi pansiyon olan surlar içindeki o sütunlu bina zor günlerin hastanesiydi.
Doğumuma Dr. Burhan Nalbantoğlu eşlik etmişti.
O zamanlar öğretmenler toplumun lideri, doktorlar da öncüsüydü ve her türlü vakaya müdahale edelerdi.
Nuri Erhat yeğenimin çocukluk ve ilk gençlik yılları Mağusa'da geçti.
Surlariçinde dolandık bir süre. Şimdi rahmetli olan akrabalarımızın evlerine baktık.
Sonra meydana çıktık.
Mağusa Belediyesi olağanüstü bir güzellik katmış meydana.
Şehrini ancak kalbiyle seven, o meydanı ilk inşa edenleri kıskandıracak denli böylesi bir güzelliği ortaya çıkarabilir.
Ama bu mükemmel ortamda in-cin top oynuyor.
Aynısı restore edilen kapalı pazar (bandabuliya) için de geçerli.
Oradaki bir cafeye oturduk.
Nuri Erhat rahmetli babasıyla manavlık yaptığı günleri anlattı, gözleri dolarak.
Vakit gece yarısını gösteriyordu ve kişisel tarihimize nostaljik bir yolculuğa çıkmıştık.
Yıllardır oralara uğramadığımız gerçeğinin göğsümüzde yarattığı acıyla birlikte.
***
Bu memleket sahip çıktığımız kadar bizimdir.
Çocuklarımıza öğrettiğimiz kadar gelecek nesillerin olacak.
Şimdi yeniden keşfetmişliğin garip psikolojisini yaşıyoruz.
İnşallah kaybedip ve bulmanın mutluluğuna dönüşür.
Yoksa hepten vatansız kalacağız...
|