|
Pazartesi öğlen Dimitris Hristofyas ile birlikteydik.
En son görüştüğümüzde meclis başkanıydı.
Sevgili Aysu Basri ve Hüseyin Ekmekçi ile birlikte gitmiştik mülakat yapmaya.
Kıbrıs ağır bir dönemden geçiyordu.
Annan planı reddedilmişti, ilişkiler kopma noktasına gelmişti ve geleceğe ilişkin ne olacağını kimse kestiremez durumdaydı.
Mülakat kısa sürmüştü.
Uzun bir zaman diliminde "ne olacağını" konuşmuştuk.
Tabi ki geçmişin hesaplaşmasını da yaparak.
Papadopulos ile bir yere varılmayacağı noktasındaki değerlendirmemize önceleri katılmak istememişti. Fakat sohbetin sonuna doğru kendi kuşkularını da bizimle paylaşmıştı.
"Öyleyse aday olmanız gerekir" demiştik.
Zor bir durumdaydı. AKEL üyelerinin önemli bir bölümü dahil Rum halkını peşinden sürükleyen Papadopulos'un en güçlü olduğu günlerdi.
Papadopulos'a rağmen aday olmak büyük bir riskti.
Ama o bu riski gördü. Papadopulos'a rağmen aday oldu ve kazandı.
Başkan seçildiği gece randevulaşmıştık buluşmak için.
Ben bu randevuya gitmemiştim.
Gitmememin iki nedeni vardı.
Birincisi kendimle ilgiliydi. Böylesi törenlerden ve kalabalık ortamlardan hep sıkılmışımdır.
Ortalık durulunca ve el ayak çekilince görüşmenin daha faydalı olduğuna inanmışımdır.
İkincisi Papadopulos'un seçimleri kaybetme hırsıyla Güney'deki şöven çevrelerin provakatif işler yapabileceğinden endişe etmiştim.
***
Yıllar sonra Rum başkanlık sarayına adım attık.
Foto muhabiri sevgili Özmen Yılancılar ile en son hangi yıl geldiğimizin hesabını tutmaya çalıştık, beceremedik.
Hafızamızdan silinecek denli eski bir zamanmış demek ki.
Bize eşlik eden mihmandar dostumuz veciz cümleyi söyleyiverdi: "Eskiden buraları Kıbrıslı Türklere kapalı bölgeydi."
Evet, Kıbrıslı Türklere kapılarını kapatan bir sarayda oturanla Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı denedik inatla ve umutla.
Ama olmadı.
Şimdi o sarayın sakini değişti.
Yıllardır tanıdığım ve görüşlerini yakından bildiğim birisi geldi.
Peki Kıbrıs sorunu bu kez çözümlenecek mi?
***
Hristofiyas ile yaptığımız mülakatın tam metnini okuyabilirsiniz bugünkü gazetede.
Sorular ve yanıtlar aynen verildi.
Dolayısı ile ben araya girip yorum yapmak istemiyorum.
Yorumu okuyucuya bırakıyorum.
Kişisel gözlemlerime gelince:
Hristofyas'ı biraz zayıflamış buldum.
"Bu koltuk cayır cayır yanan bir ateşe benzer ve beni zayıflattı" şeklinde esprili bir karşılık verdi.
Biraz da agresif gördüm. Nedenini sormadım çünkü biliyordum.
Omuzlarında Kıbrıs sorunu gibi bir yük taşıyanın rahat olması düşünülemez.
Üstelik bu sorunu çözme niyetinde olan birisi.
"Ben çözüm için bu cayır cayır yanan koltuğa oturdum" dedi.
"Yoksa gidip evde torunlarımla hoş vakitler geçirebilirim" diye de ekledi.
Hristofyas'ın çözüm için bütün gücüyle çalışacağı noktasında ikna oldum.
Ama bu çabanın çözümü getirip getirmeyeceğini bilmiyorum.
Kıbrıs sorunu bir kişinin çabasıyla çözülmeyecek kadar büyük bir sorundur.
Bir kişinin çabasıyla da çözümsüzlüğe mahkum edilebilecek kadar da hassas.
Gördüğüm şudur ki, o koltukta şimdi çözümü arzulayan birisi oturuyor.
Bunun Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için ne gibi bir sonuç yaratacağını ise bekleyip görmekten başka bir şansımız yok.
Bekleyip göreceğiz...
|