|
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile yaptığımız mülakat Rum tarafında yayınlanan gazetelerde geniş bir şekilde yer aldı.
Kıbrıs sorununun geçmişine ve bugününe dair birçok unsur içeren mülakata Rum gazetelerin yaklaşım biçimi aslında görüşmeler sürecinde yaşanacak sorunlara ilişkin ciddi ipuçları veriyor.
Önce gazetelerin başlıklarına bakalım:
Politis: "Hristofyas olumlu izlenimler bıraktı."
Alithia: "Sorun var."
Fileleftheros: "Hala ortak dil aranıyor."
Mahi: "Kıbrıs Türk yönetimi altında olsa bile geriye dönüş."
Haravgi: "Göçmenler geri dönüş konusunda hak sahibidirler."
Simerini: "Mülkler ve yerleşikler için helaldir demeyeceğim."
Hristofyas ile yaptığımız mülakatın en uzun ve en önemli bölümü mülkiyet ve Hristofyas'ın "yerleşik" olarak isimlendirdiği Türkiye'den gelen KKTC yurttaşlarıyla ilgiliydi.
Hristofyas, "tüm yerleşikler kalamaz, 50 bininin kalmasını kabul ettik ve önemli bir taviz verdik" diyerek bu konudaki uzlaşma noktasını ortaya koydu. Ki bu uzlaşma Annan planında aynen yer alıyor.
Mülkiyet konusunda ise benim kendisinden ilk kez duyduğum çeşitli ve aslında karmaşık düşünceler de ifade etti, bir kısım düşüncelerini de saklamayı tercih etti.
İlke bazında tüm göçmenlerin dönüş hakkı olduğunu ısrarla savundu. Ama varılacak çözümün iki bölgeli olacağının da altını çizdi. Dolayısı ile bazı Rumların evlerine ve mülklerine dönemeyeceğini ima etti.
"Kıbrıslı Türklere ayrı evler yapalım" diyerek kendisinden ilk kez işittiğim bir öneride bulundu.
Anladığım kadarıyla önerinin genel mantığı şudur: Örneğin 1974 öncesinde Girne bölgesinde ikamet eden tüm Kıbrıslı Rumlara evleri geri verilsin ve aynı yere Kıbrıslı Türkler için ayrı evler yapılsın.
Mülakatta da belirttim. Ben, bunu ilk kez, AKEL'in şimdi hayatta olmayan lideri Ezikias Papayuannu'dan dinlemiştim.
"Birlikte yaşamı öngören iki bölgelilik" şeklinde anlatmıştı bu düşüncesini Papayuannu.
1980'li yıllardı ve mülkiyet konusu bu denli bir hal almamıştı o zamanlar.
Buna rağmen bir miktar garibime gitmişti Papayuannu'nun önerisi.
Hristofyas'a bunu hatırlattım ve "biz Komünistler istikrarlı görüşlerimizle tanınırız" şeklinde "enteresan!" bir yanıt aldım.
Özet olarak biz KIBRIS gazetesinde mülkiyeti değil de komitelerin çalışmalarında yaşanan sorunları ön plana çıkarmamıza rağmen, Rumca yayın yapan gazetelerin çoğunluğu mülkiyetle ilgili bölümü manşetlerine taşıdılar.
Hristofyas'ın söyledikleri ve gazetelerin duyarlılığı şu tezimi bir kez daha doğruluyor:
Mülkiyet ve toprak Kıbrıs sorununun en zor ve çetrefilli kısmıdır.
***
Annan planına son şeklinin verildiği İsviçre'nin Bürgenstock zirvesine damgasını vuran da toprak ve mülkiyet konusuydu.
Karpaz'ın Rumlara bırakılmasını savunan dönemin Avrupa Birliği genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile dönemin Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun'un yumruk yumruğa kavga etmesine ramak kalacak denli sinirlerin gerildiği bu tartışmalarda, Türkiye Genelkurmayı adına zirveye katılan Tuğamiral Mücahit Şişlioğlu "sınır düz hat olmalı" düşüncesinden hareketle Mağusa-Lefkoşa anayolunun sınır olacağı bir harita ile zirveye gelmişti.
Dönemin KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve Başbakanı Mehmet Ali Talat da 3 bölgeli bir harita üzerinde çalışmışlar, gizlice Ankara'ya gidip Genelkurmay ile 3 bölgeli haritayı görüşmüşler ama kabul görmemişlerdi.
Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise "toprakta yüzde 20'ye gerileyebiliriz, bu yolla daha fazla Rum'un gelmesini engelleriz. Türkiye gerekli inşaatları yapabilecek güçtedir" görüşündeydi. (Kıbrıs'ta, Pilatus'un gölgesinde, Türkiye'de ise Kıbrıs'ta Ümit ve Hüsran ismiyle yayınlanan kitabımda konuyla ilgili geniş bilgiler var.)
Bu özet tarihi bilgiden sonra ve Rum tarafının yaklaşımı da ele alındığında yeni başlayan görüşmeler sürecinde toprak ve mülkiyetle ilgili pozisyonun ne olacağını sormak normal olsa gerek.
Bazı yetkililerimiz basına kapalı toplantılarda "toprakla ilgili önerilerimiz geçmişte kaldı şimdi realiteye göre bir çözüm bulunmalı" diyormuş.
Eğer bu doğru ise "bir karış toprak verilmez" tezinin değişik cümlelerle ifadesinden başka bir şey değildir.
Şimdi soru şudur: "On binlerce insanı, üstelik yıllar boyu etkileyecek toprak ve mülkiyetle ilgili görüşlerimiz nedir?
Mağusa yolu sınır mı olacak?
3 bölgeli mi olacak?
Yüzde 20'ye mi düşeceğiz?
Yoksa "tek karış toprak" vermeyecek miyiz?
Hangisi?
Son bir soru daha:
Televizyon ekranlarından "gazeteciler bir şey bilmiyor, onları dikkate almayın" demeden önce bu konuda bilgi verecek yetkili var mıdır?
|