|
Toplumca pek farkında değiliz fakat Kıbrıs sorununda yaklaşmakta olan fırtınanın uğultusu duyulmaya başlandı bile.
KIBRIS gazetesi okuyanlar kapsamlı görüşmelerin 1 Eylül'de başlayacağını biliyorlar.
Ne Kıbrıs Rum basınında ne de Kıbrıs Türk basınında konuyla ilgili bilgi yer almadı ama geçen hafta duyurmuştuk, iki lider 1 Eylül'de görüşmelerin başlamasını kararlaştırdılar ve bunu açıklamayı 25 Temmuz'daki toplantılarına bıraktılar.
25 Temmuz'a kadar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon Kıbrıs Özel Temsilcisini atayacaktı.
Nitekim de atadı.
Aleksander Downer, Güvenlik Konseyi üyelerine bildirildi. O da kolları sıvadı, valizini topladı ve Kıbrıs'a gelmeye hazırlanıyor.
25 Temmuz toplantısı Aleksander Downer'in eşliğinde yapılacak.
İki lider bu toplantıdan sonra 1 Eylül'de başlayacaklarını açıklayacaklar. Bir de komitelerde uzlaşılan konuları duyuracaklar.
Diplomatik kaynaklardan sızan bilgilere göre 1 eylül görüşmeleri kurulacak ortak devletin yönetim yapısı gündemiyle start alacak.
Herhangi bir zaman sınırlaması düşünülmüyor ama bu yılın sonbaharı ve kışı çetin pazarlıklara tanıklık edecek. Bu pazarlıklar muhtemelen 2008 yılına da taşacak.
2008'de nihai sonuç alınacak.
Liderler ya yeni bir ortak devlet kurduklarını açıklayacaklar ya da anlaşamadıklarını.
***
Böylesi kesin bir takvim ortada varken ve tarihler bu denli belirliyken şu sıralar en çok konuşmamız ve tartışmamız gereken Kıbrıs sorunu olması gerekmez mi?
Soru aslında kendi kendine de yanıt veriyor.
2004 referandumları öncesi havayla kıyaslandığında yerlerde sürünen bir iradeyle karşı karşıyayız.
Bir halkın geleceğiyle ilgili çetin günler başlayacak ve o halkın ilgisi, iradesi ortalıkta olmayacak.
Felaketle eşdeğer bir durum.
Ve belli ki bu felaket halleri daha uzun süre devam edecek.
***
Tek egemenlik ve tek vatandaşlık ile ilgili suni kavga komik miydi trajik miydi kimse ayrımına varamadı.
Hristofyas ile anlaştığı açıklanan Cumhurbaşkanı bir anda "vatan haini" oldu, sonra tebrik ve takdir edildi.
Kendisinin de bunda payı var galiba.
Ortaya çıkan tepkileri yatıştırmak için "bir öyle konuşuyor bir böyle" imajını gönüllü bir şekilde üstleniyor.
Fakat bizi bekleyen süreç böylesi pozisyonlara hiç uygun olmayacak.
Annan planını beğenmeyenlerle masaya oturacağız.
Annan planından öte tavizlere zorlanacağız.
Üstelik gelişen koşullar da Annan planının birçok maddesini şimdiden ortadan kaldırdı.
Toplumsal uzlaşmanın zor çemberinden geçmek gibi tarihsel bir misyon taşıyor yönetenler.
Halkla birlikte ve halkın çıkarları doğrultusunda davranmak gibi nazik ama kesin tutumlar gerekli.
2004'de bunu yapmıştık.
Yani tecrübelerimiz sabittir.
Şimdi maharetli liderliğin zamanıdır.
|