|
Gerek dünya konjonktüründe gerekse Kıbrıs özelinde koşullar farklılaşıyor.
Dogma görüşler ve klişe laflar işe yaramıyor.
Rusya'nın Abhazya ve Osetya ile ilgili aldığı kararlar bunu bir kez daha doğruladı.
Aslında Kosova örneği de öyle.
Rusya, Gürcistan'ı saldırgan ilan etti ve "saldırgan ile saldırıya maruz kalanların bir arada yaşayamayacağı" hükmüne varıp bağımsızlıklarını tanıma kararı aldı.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca dün yaptığı açıklamada bu noktaya dikkat çekti ve şu haklı değerlendirmede bulundu:
"Bu noktadan sonra artık Rus yetkililerin Kıbrıs sorunuyla ilgili tezlerini ve bilgi birikimlerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı, 1950'lerden başlayarak Kıbrıs Rum saldırıları altında kendi ayrı yönetimini inşa etmek zorunda bırakılmıştır. 1963'ten beridir Kıbrıslı Türkler, kendi ayrı yönetimleri altında, kendi güvenliklerini sağlayarak, ekonomik varlıkları devam ettirmeye ve sosyal dayanışmalarını geliştirmeye çalışarak, varlıklarını sürdürme mücadelesi veriyorlar. Eğer Osetler ve Abhazlar kendilerine saldıran insanlarla birarada yaşamaya zorlanamazlarsa aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı da bu saldırıların karşılığı olarak kendi kendilerini yönetme hakkına sahiptirler ve bu anlamda da Rus yetkililer, Kıbrıs sorununa bakış açılarını ve herşeyden önce Kıbrıs sorunuda bir Rum militanı gibi hareket etme anlayışını değiştirmeye hazır olmalıdırlar"
Rusya Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarını değiştirir mi bilinmez ama en azından kalıp davranışlarla dünya meselelerinin ele alınmayacağı gerçeğine ulaşmıştır herhalde.
Her konunun kendi içinde değeri vardır ve önemli olan halkların iradesidir.
Aynı şey Rusya'yı henüz eleştiremeyen Türkiye için de geçerlidir.
***
Aşağıdaki yazı Rum tarafında yayınlanan Alithia gazetesinde Takis Agathokleus imzasıyla yer aldı.
"Bir kez daha Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun 2008 yılı sonuna kadar çözülebileceğini tekrarladı. Kıbrıslı Türk lider dün, 'Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs sorununun birkaç ay içinde çözülecek bir mesele olduğunu düşünüyor ve gerekli olan tek şey siyasi iradedir' dedi.
Benim şahsi görüşüm: Sayın Talat yukarıdaki açıklamasında haklıdır. Bunu tekrarlayarak da, söylediklerine ister inansın, ister inanmasın puan kazanmaktadır. Haklıdır, çünkü Türk işgalinden 34 yıl sonra gerçekte iki toplum arasında tartışılmamış ve uzlaşmaya varılmamış hiçbir şey kalmamıştır. Hem Doruk Anlaşmaları, hem de Temmuz Anlaşmaları ve Mart Anlaşmaları yaptık... Dolayısıyla geriye kalan tek şey, siyasi iradedir. Diğer bütün şeyler gerekçelerdir. Sayın Talat, kendi açısından bu iradenin olduğunu söylüyor. Sayın Hristofyas da aynı şeyi söylüyor ve bunu her fırsatta vurguluyor. Ancak konunun özü şudur: Baskıcı takvimler isteme tutkumuzun ve her defasında bunu tekrarlamamızın anlamı nedir? Bu, Kıbrıs sorununu çözebilmek için çok zaman istediğimiz anlamına gelmiyor mu? Ayrıca bu zamanın, bir, üç, on üç veya yirmi üç yıl olabileceği anlamına da gelmiyor mu? Biz Kıbrıs sorununun dünden çözülmesini istemek yerine, bunu gecikmeli istemekte ısrar ediyoruz ('baskıcı takvimlere hayır' sözünün anlamı budur ve yabancı arabuluculara bu mesajı gönderiyoruz). Böylece Sayın Talat'ın bizimle oynamasına izin veriyoruz."
"Boğucu takvimler istemeyiz" diyen Papadopulos'tu. Bunu derken Kıbrıs sorununun uzun zaman diliminde kendi lehine çözme stratejisini uyguluyordu.
Şimdi çözüm istediğini söyleyen ve geçen her günün Kıbrıs için felaket olduğunu kaydeden Hristofyas'ın Papadopulos'un bu dogmasına sarılması anlaşılır gibi değil.
Anlaşılmaz olduğunu zaten kendi yazarları da söylüyor...
|