|
Haberi ve fotoğrafları Milliyet gazetesinin internet versiyonunda gördüm.
Türkiye tarafında, etraftan toplanan taşlardan yapılmış derme çatma mevziler ve barınma yerlerinden oluşan sınır karakolları, İran tarafında ise kalelere benzeyen devasa binalar.
Haberi yapan hüzünlü bir ironiye de yer vermiş.
Yüzlerce yıl önce Osmanlı tarafından inşa edilen bir kale fotoğrafının altında "Osmanlı bile böyle koruyordu" yazısı.
Ve ikinci ironi, derme çatma mevzilerin üzerine yazılan "vatan-millet" edebiyatçılığı.
Tartışma malum.
15 şehit verilen Aktütün karakolunun taşınma planları varmış. Bu karakol daha önce de saldırıya maruz kalmış ve 300 metre ileriye, betondan korunaklı çağdaş bir bina yapılması planlanmış.
Fakat sadece plan olarak kalmış. Gerekli ödenek bir türlü çıkmamış. Para bulunamamış. Şimdi "kim suçlu" tartışması yapılıyor ama nafile.
Çünkü bu tartışma, derme çatma mevzide savunma yaparken şehit olanları geri getirmiyor.
***
Aktütün'de çatışmaların sürdüğü sırada Hava Kuvvetleri Komutanı Antalya'da düzenlenen bir golf turnuvasına katılmaktaymış.
Haberi Hürriyet yayınladı.
Komutanın kendi ifadesine göre çatışmadan ertesi gün sabah haberi olmuş.
Yayınlanan habere öfkelenmiş: "Oraya ben gidip savaşsaydım bu haberi yapanlar mutlu mu olacaktı?" diye soruyor.
Bu soru internetteki yorum bölümünde öfke fırtınası yarattı.
Bu köşeye alınmayacak kadar ağır sözler söylendi.
Türkiye'de orduya ilişkin güven ve sevgiyi bilenler elbette buna şaşırıyor.
Şaşkınlık belki komutanın sözlerindendir ama askerin korunaksızlığı gerçeği herkesin çileden çıkmasına yetti ve arttı bile.
***
2000 yılıydı.
Sovyetlerden yeni bağımsızlığına kavuşmuş Moldova'nın içindeki Özerk Gagauz bölgesinin üst düzey bir yetkilisiyle sohbet ediyorduk.
Gagauzlar, dünyadaki ender Hıristiyan Türklerdendir.
Akıcı Türkçeleri ile kaç yüzyıldır Türkçe konuştuklarını anlatmak için telef olurlar.
Çünkü çok bilinen bir Türk topluluğu değildirler.
Rusya'dan kurtulduktan sonra Türkiye'nin kendilerine ağabeylik yapacağını sanmışlar.
Rusya ilk kışta doğalgazı kesmiş. "Para yoksa doğalgaz da yok" demiş.
Eksi 30 derecede donmak üzereyken bekledikleri yardım gelmeyince tıpış tıpış Moskova'nın kapısını çalmışlar.
Türkiye'deki hükümetler söz üstüne söz vermişler ama sadece Demirel döneminde polise 20 araç hibe edilmiş Başkent Komrat için de bir su deposu yapılmış.
Gagauz yetkili yüzündeki muzip gülümsemeyle "verilen yardım sözlerinin parasal dökümünü yaptık, Türkiye bütçesinden fazla çıktı" diyordu.
Aynı yıllarda Türkiye'de yaşanan bankalar krizinde yüz milyarlarca dolar hortumlanmış, bu paralar üç kağıtçıların ve hırsızların cebine akıtılmıştı.
***
Vatan-millet nutuklarıyla büyük devlet olunamıyor. Yolsuzluktan-hırsızlıktan arınmış bir devlet düzeni kurulmadan da ne uzaktaki akrabalara yardım yapılabiliyor ne de sınıra doğru dürüst karakol.
Geriye yürek parçalayan ağıtlar ve acılar kalıyor.
Sanki Türkiye'nin kaderi olmuş gibi...
|