|
Egemenlik ve vatandaşlık konusunda Rauf Denktaş ve onun gibi düşünenler tepki koyuyor.
Aslında süreç devam ettiği sürece çeşitli bahanelerle Talat, hedef alınacak.
Bu kesimlerden gelen tepkileri ortadan kaldırmak için Talat'ın yaptığı açıklamaları ve çabayı boşuna nefes tüketme olarak görüyorum.
Mehmet Ali Talat ne isterse söylesin bu kesimleri memnun edemez. Bu tavrı koyanların memnun olması için görüşme sürecinin kesilmesi gerekir
Önceki akşam saat 19.30 gibi Silihtar'daki Cumhurbaşkanlığı sarayına gittim.
BRT'de Osman Kurt'un hazırlayıp sunduğu Reflektör programına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuk olacaktı. Reşat Akar ve Ali Tekman'la birlikte sorular sorup özellikle Kıbrıs sorunundaki son durumu konuşacaktık.
Arabamı park edip dış kapıdan Cumhurbaşkanlığını bahçesinden içeri yürüdüm.
Yürürken, Kıbrıs sorununun, Kıbrıs Türk tarafı açısından kalbinin attığı yerde neler hissettiğimi sorguladım.
Fark ettim ki sorgulamamı bir anda kendi kendime bile seslendiremedim.
Cumhurbaşkanlığında Rauf Denktaş'ın artık izi kalmadı.
İzi kalmadı derken siyaset olarak da kalmadığını söylemek istiyorum.
Talat, 2005'te Cumhurbaşkanı seçildi. Bir sonraki seçim 2010'da, beş yıllık görev süresinin tam
ortasında.
Güney'de Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilene kadar Talat, rahattı. Daha doğrusu ortaya koyduğu politikalar birilerini çok rahatsız etmiyordu.
Papadopulos'un isteksizliği bilindiği için Talat'ın, görüşme isteği ve ortaya koyduğu siyasi yaklaşımlar salt düşünce olarak algılanıp sadece seyrediliyordu.
Talat, tango yapmak istiyordu ama pistte partneri olmadığı için dans isteği çok da dikkate alınmıyordu.
Ne zaman ki Hristofyas seçildi işin rengi değişti.
Artık ortada, "Ben de oynamaya varım" deyen bir Rum lider var.
İşte bu nedenle Talat'ın Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yaklaşımları, duruşu mercek altına alındı.
* * *
Görüşmeler başlamasa Talat'ın üzerine küçük ampul ışığı bile yöneltilmezdi.
Görüşmeler olmasa Talat, "Tören paşası" olarak sarayda oturacaktı.
Şimdi görüşmeler var. Yüz yüze görüşmeler henüz başlamasa da çalışma grupları ve teknik komiteler tüm konuları ciddi ciddi ele alıyor ve uzlaşı sağlanan konular tutanağa geçiyor.
Egemenlik ve vatandaşlık konusunda Rauf Denktaş ve onun gibi düşünenler tepki koyuyor.
Aslında süreç devam ettiği sürece çeşitli bahanelerle Talat, hedef alınacak.
Bu kesimlerden gelen tepkileri ortadan kaldırmak için Talat'ın yaptığı açıklamaları ve çabayı boşuna nefes tüketme olarak görüyorum.
Mehmet Ali Talat ne isterse söylesin bu kesimleri memnun edemez. Bu tavrı koyanların memnun olması için görüşme sürecinin kesilmesi gerekir.
En büyük korkuları görüşmelerin anlaşma ile sonuçlanmasıdır.
* * *
Talat'ı Kıbrıs konusunda dersini iyi çalışmış buldum.
İyi niyetli insanların da kafalarında zaman zaman bir soru oluşuyor: "Talat, Kıbrıs sorununu müzakere edecek kapasitede mi?"
Yanıtım hiç ikilemsiz "EVET" dir.
Yalnız Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne Denktaş gibi bakmıyor.
Denktaş, Rumlarla yeni bir ortaklık denemesine her koşul altında karşı olan bir liderdir. Açıkça söylemese de Taksim'den öte adanın tümünün Türkiye'nin olmasını ister. Kıbrıslı Türklerin, Türkiye'den de tam bağımsızlığını içeren her türlü çözüm modelini sakıncalı bulur.
Halbuki Talat, Türkiye'nin çıkarlarını da koruyarak Kıbrıs Türkünün eşit siyasi taraf olacağı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümü içtenlikle istediğini açık bir şekilde söylüyor.
Olası çözümde uluslar arası kimliği olacak olan ortak devleti de en az Rumlar kadar bizlere ait ve sahiplenmemiz gereken bir değer olarak görüyor.
İç yurttaşlıkla bir yana ortak devletteki tek egemenlik ve tek yurttaşlığı da korkusuzca savunuyor.
Ancak Talat bir soruyu yanıtlarken, tek egemenlik ve tek yurttaşlığın müzakerelerle netleşeceğini ve referandum nitelikli oylamalarda Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların ayrı ayrı oylama hakkı olacağını belirtti.
* * *
Cumhurbaşkanı Talat'la önceki akşam yaptığımız sohbette gördüm ki, Kıbrıs sorununda kelimelerle dans etme hastalığı var.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in Kıbrıs ziyaretinde taraflarla görüşmelerinin ardından düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs milletinden söz ettiği gündeme geldi.
Sürçü lisan edip etmediğini tartışırken Kıbrıs sorununu çok iyi bilen, komitelerde de görev alan akademisyen Ahmet Sözen'den bir mesaj geldi telefonuma... " Amerikan ingilizcesinde ve günlük kullanımda "nation" dendiğinde, "devlet/ülke" (state/country) anlamındadır."
Çarpıcı bir örnek olduğu için aynen sizlerle paylaşmak istedim.
* * *
Talat, çözüm yolunda pozitif düşüncesini koruyor.
Görüşme takvimi çalışırsa nereye kadar gidileceğini sordum. Mehmet Ali Talat, " 2008 sonunu çözüm için olabilir bir tarih olarak işaret etmiştim. Hala geçerli görüyorum. Eylül'de doğrudan görüşmeler başladığı zaman önümüzde dört aylık bir zaman var. Unutmayalım Annan Planı'nın müzakeresi, Burgensdock süreci bir ayda tamamlanmıştı" dedi.
* * *
İç politikada yaşananlar, genel grev noktasına ulaşan sendikal tepkiler. Dün CTP ile kader birliği yapanlar şimdi CTP ağırlıklı hükümetin istifasını istiyor. Bu durumu da sordum. Talat, önce "Yanıtı zor bir soru" dedi ve devamında, eşel mobil veya bir başka nedenle çözüme destek veren bir hükümetin istifasının istenmesinden duyduğu kaygıyı seslendirdi.
Talat, çözüme destek vermeyen bir hükümetle çözüm sürecinin devamının mümkün olmadığını çok açık olarak söyledi.
Bunları söylerken yüzünden öte gözlerinden kaygısının derinliğini okudum.
Günün sözü:
Farkı fark edenlerin rahatsızlığı, doğru yolun göstergesidir
|