|
Memleketin önemli meselelerini çözmesini beklediğimiz yetkililer bu kadar basit bir sokak ismi konusunu-hem de devletin tepesinin, çözün bu sorunu diye net tavır ortaya koymasına rağmen- bunca yıl çözemeyip bu noktalara getirmişse gerisini siz düşünün.
"Bir an gözünü kapatın ve düşünün... Yirmi bir yaşında bir kadın... Yüreğine sevgi olabildiğince erken düşmüş...
Çocukluktan gençliğe geçerken aşık olmuş... Leyla'nın Mecnun'a, Şirin'in Ferhat'a aşık olması gibi aşık olmuş sevdiğine...
Evlenmişler sonunda... Sanki de olacaklar olanları bilirmiş gibi ellerini çabuk tutup arka arkaya çocuk sahibi olmuşlar... Henüz daha 21 yaşındayken 4, 3 ve bir buçuk yaşında üç oğulları ve sekiz aylık hamile...
Savaş olsun ve genç kadın eşini kaybetsin... Toplu katliamda babası ve üç kardeşiyle şehit olsun eşi... Ve 21 yaşında çocuklarının hem anası hem babası olsun.
Kızı doğsun ama fotoğrafların dışında göremesin babasını.
***
Bir söz var, Allah kimseye göstermesin.
Tam öyle... Dinlerken bile insanın içini ürperten bu dram Kıbrıs'ın acılarla dolu geçmişinde yaşandı.
Zerrin Mehmet Fırtınaer, Taşkent'te yaşayan bir şehit eşi. Eşi Mehmet Kaşif, güneyde Dohni'de (Taşkent) toplu katliamda Rumlarca öldürüldü.
***
Zerrin Mehmet, 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs'a geldi.
Taşkent ismi verilen köye yerleşti.
2005 yılına kadar köyde sokakların ismi yoktu.
Sokaklara şehitlerin isimleri verilirken genelde şehidin yakınlarının oturdukları sokaklara isimlerinin verilmesine özen gösterilmiş.
Zerrin Mehmet'in evi köyün ortasındaki yol üzerinde. Bir anlamda ana cadde denilebilir - köy yerinde cadde ne kadar olabilirse-.
Uzun olduğu için üç farklı şehit ismi verilmiş. Ama Zerrin Mehmet'in şehit eşinin ismi verilmemiş. O günden beri Zerrin Mehmet, gözyaşları dökerek çalmadık kapı bırakmamış. Kimse haksızsın da dememiş. Ama "seçimler geçsin" hallederiz gibi yüzeysel gerekçelerle hep geçiştirilmiş.
"Çok mu önemli?" diyebilirsiniz... Çok samimi söyleyim gidip yerinde görünceye kadar ben de öyle düşünüyordum.
Ancak 21 yaşında dört çocuğuyla tek başına kalan bir kadının yüreğindeki yaranın zamanla daha derin kanadığını anladım.
Kadere isyan yaşamın her anında her türlü haksızlıkta ayağa kalkıyor."
* **
Yukarıdaki satırları 4 Kasım 2007'de yazdığım, "Ağlayan değil, ağlatanlar utansın" başlıklı yazımdan aldım.
Zerrin Mehmet Fırtınaer, senelerdir şehit eşi Mehmet Kaşif'in adının evlerinin bulunduğu yola, sokağa verilmesini için mücadele ediyor.
Gidip yerinde görmüştüm. İsteğinin hayat bulması için bana göre hiç bir engel yok. Tek engel bir küçük köyde konunun inadına prestij konusu yapılması.
Zerrin Mehmet ve çocukları dün bir ileri adım atıp, kendi yaptırdıkları, "Şehit Mehmet Kaşif Sokak" tabelasını sokağın uygun yerine astı.
Tabelayı asmadan önce de aradılar astıktan sonra da...
Girne Kaymakam'ı tabelanın indirilmesi için polise talimat vermiş. Zerrin Mehmet ise, "Tabelayı indirmek isteyenler önce ölümüzü çiğnemeli" diyor.
Bu kadar önemli toplumsal konu varken bu konuya neden köşemi ayırdım? Yanıtı çok açık. Memleketin önemli meselelerini çözmesini beklediğimiz yetkililer bu kadar basit bir sokak ismi konusunu - hem de devletin tepesinin, çözün bu sorunu diye net tavır ortaya koymasına rağmen- bunca yıl çözemeyip bu noktalara getirmişse gerisini siz düşünün.
***
Hafta içinde İnönü köyünden Hasan Bullici'yi de dinledim. 1974'te sırtından yaralandı. Kurşun hala bedeninde ve artık ciddi sağlık sorunu yaratıyor. Çalmadık kapı bırakmamış hala malul gazi kabul edilmiyor. Bullici, " Ben malul gazi değilsem, törenlerde malul gazi diye en önde yer tutan bazı kişiler hiç değil" diyor
1974'ün üzerinden 34 yıl geçti. Böyle insani konuları bile çözemiyorsak gerçekten çok yazık.
Günün sözü:
Çözüm üretmeyen dert üretir
|