|
Yılların derinliğine akıp giden hikayeler var...
Son durağa gelinceye kadar...
Ve son durak hiçbir engel tanımaz...
Yaşarsınız, bazen gönlünüzce, bazen başkasının gönlünce...
Geriye dönüp bakarsınız...
Boşu boşuna geçen bir hayatın, tozlu ve terk edilmiş karanlık bir odasında bulursunuz kendinizi...
Titrek bir kemanın tellerindedir öykünüz artık, bazense anılarınızdan bile silinmiş bir akordeonun düğmelerinde...
Eski Polis Sokağı'nda bir ses duysanız da, değişen çok şeyin olduğunu fark etmeniz için daha da tükenmeniz gerekeceğini düşünemezsiniz bile...
***
Hain zaman acımasız hükmünü yürütürken gülersiniz kendi halinize...
Bu gülümseyiş, en acı vedadan daha acıdır aslında...
Etrafınızda dönüp duran insanların kaybolduğunu hissedersiniz ve en çok buna üzülürsünüz...
Bir çıkar uğruna yedi sülalesini haraç mezat satanlar ürpertir sizi...
Titrek adımlarla sayarsınız geçen yılları...
Dudağınızda bir acı kavun lezzeti...
Gözlerinizde gri bir duman...
Sonra gözlerinizi asumana çevirirsiniz, yani gökyüzüne...
Derdinizi dökseniz de bir işe yaramaz...
Bir parça ekmek için dilenen bir adam bile bu siyah tablonun size göre beyaz bir noktası olur, şaşırmazsınız...
Oysa şaşıracak ne gariplikler var bu dünyada...
***
Ve siz hâlâ daha "görecek günler var daha" diyerek avunursunuz...
Dertleri zevk edinenleri, pek ilgilendirmese de yolunuz, bahtınız gibi açık olur...
Bu yolda kaybedecek bir şey olmadığını, oysa değişik çıkar hesaplarının sizi üzmediğini görürsünüz...
Tarihe tanıklığınızı kıskananlar çoğaldıkça, haklı olduğunuzu anlayacaksınız...
Çünkü tarihi onlar yazmayacak...
Hangi tarihi mi?
Size hiç okutmadıkları tarihinizi...
Tarihi doğru yazmak zordur, hele de Adalı iseniz, daha da zordur...
Bunu hiç kimse çözemez...
|