|
Melyo, o zaman Havuz bölgesinde göreve başlamıştı...
Sakıncalı bir kimlikle...
Üzerine gidecekleri belliydi...
Çünkü namuslu bir adamdı...
***
Adını buraya almakta sakınca görmem...
Kaymaklı'lıya en büyük kötülük dıştan gelen ve onların masum rolü kuşanan yerli işbirlikcilerinden geldi...
O günkü komutan Altıntaş'mış...
Mış diyerek geçelim konuyu...
***
Ben tarihi iyi yakalayan adam...
Sırtımda bir ağır torba gibi taşıdım zamanı...
Hüseyin Çağlayan'la yaptığım söyleşide olduğu gibi...
Tarihin karanlıklarına gömülen bir cinayetin sorgulamasıydı bu aslında...
Rahmetli Çağlayan, önce arkasına baktı, sonra bana döndü; "Rivayet, riyavet" dedi ve konu kapandı...
Bizde rivayet diyerek yola devam edelim...
***
Rivayete göre kanun tanımaz Melyo, yani benim amcam silah altına alınır...
O günlere kadar sessiz bir hayat süren adam komutan olur...
Melyo tedirgindir ve uyanık bir tiptir...
Bu adam için komutan deyimini kullanmak ayıp olur...
O sorumlu, bir genç kızın ırzına geçer...
Ve amcam bunun tanığıdır...
Zaman kötüdür ve yürek yaralıdır...
***
Birgün ortadan kaybolur...
Rum kesiminde eski görevindedir...
Yani seyiliğine başlar, atları seven adam...
***
1967 yılında Posta Sokağına bir adam gelir...
Havva Nene'me bakar ve birşeyler söyler...
Nur yüzlü Nene'min yüzü mora döner...
Melyo kaldığı yerde intihar etmiştir...
Zati eşya olarak da masa üstü üçlü bir gaz ocağı teslim edilir neneme...
Mezarının Dali köyünde olduğu söylenir...
Ben görmedim ve Dali'ye hiç gitmedim...
Aslında büyük ayıp ettim...
"Arar bulur muydun beni sahipsiz mezar olsaydım diyen ozana karşı...
Belki saygısızlık yaptım, belki de değil...
Yürek benim yüreğim olduktan sonra...
|