|
Nedenini bilmediğiniz bir şey sürekli canınızı sıkıyor mu? (Aslında nedensiz can sıkıntısı olmaz ama öyle ortada net bir neden olmayınca, ya da tek bir neden olmayınca böyle diyoruz işte!)
Durup durduğunuz yerde hiç içinizin sıkıldığını, kendinizi patlayacakmış gibi hissettiğiniz oldu mu?
Ve etrafta dolaşan bir dolu insanın hareketlerini “yapmacık” bulup da tiksindiğiniz…?
Veya herkesten şüphelendiğiniz ve etrafınızdaki herkesi samimiyetsiz buldunuz oluyor mu?
Haber bültenlerini veya konukların çıktığı haber programlarını izlerken, “lanet olsun” deyip de televizyonun düğmesini kapattınız mı hiç son zamanlarda?
Elinizdeki gazeteyi parçalayıp atma hissine kapıldınız mı?
Çok sevdiğiniz ve terk etmeye kıyamadığınız ülkeniz için “keşke burada doğmasaydım”, ya da “yanlış yerde doğmuşum” deme nankörlüğünü gösteriyor musunuz son zamanlarda?
Ülkemizdeki durum; sanki kötü yönetilen, oyuncularının kötü performans ortaya koyduğu bir tiyatro oynanıyor, sanki klişelere dayanan, alelacele kotarılmış ucuz bir dizi film...
Başı sonundan belli, heyecanlandırmayan kötü bir sinema filmi.
Annan planını oyladıktan bir süre sonra, aslında dibe vurduğumuzu anladık.
Yıllarca verilen mücadeleden sonra tam düzlüğe çıkacağımızı sanırken “game over” dediler bize...
Zordu baştan başlamak ama yeni bir hükümet, yeni bir cumhurbaşkanıyla yarınlara umutla bakıyordu halkımız...
Maalesef yeni gelenler, statükoyu kırabilecek güce de yeteneğe de sahip olamadı...
Onlar böyleydi de Kıbrıs Türk insanı, statükoyu değiştirmek konusunda gerçekten samimi miydi?
Kesinlikle hayır...
Tüm gücünü, performansını, vitrin niteliğindeki bir derby maçta harcamış, ardından da hiçbir şey oynamayan futbolcu performansına benziyor Kıbrıslı Türklerin Annan planı sonrası ortaya koydukları...
Şikayet ediyor ama ne taşın altına elini koymaktan yana ne de hakkını savunacak büyük bir güç olmaya yanaşıyor.
Referandum dönemindeki toplumsal birliktelik yerine, herkes zümresel çıkarlarını koruma telaşına düşünce tek yumruk olma özelliği kaybedildi.
Ne ülkeyi yönetenler beceriksiz, iradesiz olduğunu kabul ediyor ne de alttakiler verimsiz olduklarını kabullenebiliyor...
Kamuda çalışanlarla, özelde çalışanlar arasında hem maaş hem özlük hakları bakımından inanılmaz bir uçurum açılmış, her iki grup bir birlerine düşman gözüyle bakıyor.
Özelde çalışan ezildiğinden ama hakkını alamadığından yakınarak, kamudaki çalışanı “rahat- hiçbir şey yapmayan- kör yiyici” olarak görürken, kamuda çalışan da özeldekine “ekmeğine göz koymuş hain” diye bakıyor.
Ne özeldeki hakkını savunabilecek güce sahip, ne kamudaki elde ettiği avantajı bırakmaya, hiç olmazsa bulunduğu yerde verimli olmaya niyetli...
Hükümet beceriksiz bir babaysa sendikacılar da onun yaramaz, şımarık çocuklarıdır maalesef.
Sendikacılar, çağdaş sivil toplum örgütü olmaktan çok “paracı” bir imaja büründü.
Daha fazla para istediklerinde ortaya koydukları iradeyi ve üyesini sokağa dökme işini, toplumsal olaylarda ortaya koyamaması, sendikaların inandırıcılıklarını yitirmelerine neden olmuş, “para peşinde koşan çıkarcılar” gibi görünmeye başlamıştır.
Bugün örneğin öğretmen sendikalarında, üyelerinin arkalarından gitmesi; biraz mevcut haklarını kaybetme korkusu, biraz o kesimde yaratılan “ne olursa olsun sendikamızın yanında yer alırız” disiplini sayesindedir, yoksa eyleme katılanlar da kendi sendikalarını çeliştirmekte, yaptıklarını tasvip etmemektedir.
Her gün amip gibi çoğalan ve gücünü yitiren sendikalar, diğer taraftan da üyelerinin bulunduğu devlet dairelerini, devlet kurumlarını iyileştirmek için ne yapmaktadır?
Demeç verirken klasik birtakım sözleri söylemekten başka ne yapmaktadırlar, ciddi projeleri var mı, bu konuda hükümeti sıkıştırıyorlar mı?
Hayır, çünkü bu konuda samimi değildirler, devlet çalışanı olan üyelerinin verimsizliğini, rahatlığını bozacak bir adım atıp da onları ürkütmekten korkmaktadırlar.
Mesela öğretmen sendikaları dünyaya akıl verirken, “özel ders” sorunu konusunda ne yapmaktadır?
Hiç, hiçbir şey...
Kıllarını bile kıpırdatmamaktadırlar.
Olur mu, üyesinin daha fazla kazanması, zenginleşmesinin önüne taş koyup da onu karşısına alabilir mi?
Birçok sendika, kendilerinin de elini taşın altına koyacağı, sorumluluk üstleneceği hiçbir konuya eğilmiyor, “bunu hükümet yapsın” diyorlar.
Eğitim dökülüyor, nitelikli öğrenci yetişmiyor da bunda öğretmenin hiç mi sorumluluğu yok, tamam sistem bozuk da acaba öğretmenler bu “bozuk sistemin karşısında olduğu” konusunda samimi mi acaba?
Özeleştiri yapmazsak doğruyu nasıl bulacağız?
Sabahtan akşama masa başında pinekleyen ve bir kuruşluk iş yapmayan memur, o vicdani rahatsızlığı hissetmezse, okulda canını dişine takmayıp da çocuğu dershaneye yönlendiren öğretmenin, hastanede üzerine dokunmadığı hastasını kliniğinde krallar gibi karşılayan, ona kliniğinin yolunu işaret eden doktorun vicdanı sızlamazsa bu işleri çözemeyiz arkadaşlar.
O zaman başka konuda yaptığınız eleştiriyi başkaları dikkate almaz.
Herkes görevini, makamını, bulunduğu noktayı istismar ediyor, devlet çalışanı adam, işinde bulunması gereken bir saatte özel şirkette başka bir görev üstlenirken, hatta orasının da bordrolu çalışanı olurken hiç mi kendi kendine sormuyor, “ben ne yapıyorum, hem devletteki işimi aksatıyorum, hem de özelde bir işsizin alabileceği görevi de işgal ediyorum” diye.
Devletteki işine dahi uğramayıp kendi şirketini kuranlar mı istersiniz, başka başka şirketlerde çalışan mı, üstelik bunlar arasında sendikacılar da vardır ve dünya aleme akıl vermekte, “haktan, hukuktan, adaletten” söz etmektedirler.
Kimse kendi pozisyonuna bakmıyor ama başkalarını eleştirme hakkını kendinde buluyor.
Ya hükümet, düşünmeden yapıp da geri adım attığı konuların sayısını tutamaz olduk.
Kendilerine yapılan eleştirilere karşı anlamsız bir agresiflik içerisindeler...
Maliye batmış, bir KDV iadelerini bile aylardır ödeyemiyorlar, maaşları zar zor ödüyorlar, hastaları Türkiye’ye gönderip oradaki hastaneleri, eczaneleri ödeyemiyorlar, para eksildikçe zamma başvuruyorlar, denetleme kabiliyetlerini yitirmişler...
Cumhurbaşkanı henüz arzulanan açılımı yapabilmiş değil.
Memleket kim kime dumduma, herkes herkesi kazıklamakla meşgul, esnafın tüketici haklarına önem verdiği yok, trafikte, sokakta kimsenin kimseye saygısı kalmamış, gayrı yasallık aldı başını gidiyor, inanılmaz bir dedikodu var...
Öte yandan adam kaçırmalar, kafasına kurşun sıkmalar, silahlı çatışmalar, katle teşebbüsler, tecavüzler, soygunlar, darplar, mafya hikayeleri, uyuşturucu, kumar, güzelim memleketimi sardı sarmaladı...
Üzerine bir de çözümsüzlük, tanınmamışlığın verdiği sıkıntıyı eklediniz mi of anam of.
Herkes konuşuyor, oturduğu yerde bir şeyler söylüyor ama o kadar, bu keşmekeşten çıkmaya çalışan yok, bir kısır döngüdür gidiyor, aslında boğazımıza kadar battık, nefes almakta zorlanıyoruz ama farkında bile değiliz.
Gelin de üzülmeyin, gelin de içiniz sıkılmasın, gelin de patlayacak gibi olmayın...
Ben de koca bir yazı yazdım, sanki birisinin umuruymuş gibi, bizde eskilerin dediği gibi; “söyleyecek çok ama dinleyecek yok” gördüğünüz gibi…
***********
KOSOVA GERÇEKTEN BAĞIMSIZ MI?
Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi, bizdeki “çözüm karşıtı”, “tanınma yanlısı” kesimleri heyecanlandırdı.
Tutturdular, “Kosova’yı biz de tanıyalım da tanıyalım” diye.
Sen tanınmamış bir ülke gideceksin de Kosova’yı tanıyacaksın, ne tuhaf bir durum, kelin ilacı olsa kendi başına sürerdi.
Komik olmayalım lütfen...
Öte yandan Kosova gerçekten bağımsız mıdır?
Kesinlikle hayır.
Kosova aslında çağdaş bir Amerikan sömürgesidir, Amerikan uydusudur.
Televizyona yansıyan sokaktaki sevinç görüntülerinde Amerika, İngiltere, Arnavutluk bayrakları yansıyordu, ülkenin başındaki adam zaten bir Amerikalı...
Amerika, Rusya’ya emsal olsun, onlar da parçalansın diye yapıyor bu işleri.
Üstelik Avrupa’da homurdanmaya başlayan, ABD üstlerini kaldırmak için fırsat kollayan ülkelere alternatif buraya üs kurmak için ABD, bu “bağımsızlık” senaryosunu uydurmuş, yoksa “bağımsızlık” bahane.
Kosovalılar kesinlikle kendi kaderlerini kendileri tayin edemeyecektir.
Gerçi bazı abilerimiz ekranlarda “Amerika bize de bu imkanı tanısın bayrağını taşırım” demişse de ben diyorum ki Kosova’ya çok özenmeyin, çok da doğru bir örnek değildir.
Amerikan sömürgesi olmak özgürlükse, eksik olsun, olmasın...
***********
KİMDEN TALİMAT ALDIN?
Bazı sendikacı arkadaşlar dünyayı eleştiriyor ama onları eleştirdin mi kızıyorlar...
Her konuda söyleyecek sözleri var mutlaka, eleştirmek onlara mahsustur sanki...
Onlar eleştirir ama eleştirilmeye katlanamaz. Onları eleştirdin mi “birinden talimat alıyorsun” oluyor.
Öyle diyorlar.
Karşıma dikilen sendikacı “sen de Cenk ve Ekmekçi gibi talimat mı aldın?” diyor.
Pes doğrusu, lehlerine yazarken iyi, eleştirince “talimat alıyorsun” oluyor.
Eleştiriye katlanamayan, özeleştiri yapamayan sendikacı adaletli olamaz, doğru yolu bulamaz...
|