|
En sevmediğim şey, politikacıların çocukları kucağına alıp çektirdiği fotoğraflardır.
Hele de öpme anında çekilen fotoğraflar var ya sinir oluyorum bu pozlara.
Politikacının bulunduğu alanda gazeteci de varsa, çocuklar mutlaka kucağa alınır, sevilir, yanağından makas alınır, öpülür.
Çokça fotoğraf çekilebilsin diye de bu enstantane oldukça uzun sürer.
Çocuğa sarılmış, çocuk öperken görüntülenmiş bir politikacı, "ne kadar da insancıl, ne kadar da sevgi dolu" kişi imajı verir değil mi?
Aslında bu durum yalnızca ülkemize özgü bir şey değil, Reuters ajansından gelen bazı fotoğraflarda da görüyorum, dünyanın her yerinde politikacılar, çocuklarla imaj yaratma peşinde.
Hatırlayacaksınız, Türkiye'yi ziyaret eden ABD Başkanı Bush'un da çocuklarla çekilmiş fotoğrafları süslemişti0 gazete sayfalarını...
Aynı anda Irak'ta, ABD'nin başlattığı savaş nedeniyle birçok çocuk can verirken, ya da savaşta yakınlarını kaybederken, Bush'un bir çocuğu kucağına alıp sevmesi, yanağından öpmesinin ne kadar değeri olabilir ki?
Ya da hayatı kolaylaştıramayan, çocuklara doyasıya çocukluğunu yaşama fırsatı vermeyen, yeterince beslenmesini, iyi eğitim almasını sağlayamayan bir hükümet temsilcisinin çocukları kucağına alıp sevmesinin ne anlamı olabilir ki?
Zaman zaman Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ya da kabinenin diğer üyelerinin, ziyaretlerinde çocuklarla çekilmiş fotoğraflarını görmek olası.
Ancak öte yandan Türkiye, tam bir "çocuk işçiler" ülkesi.
Dün bir Türkiye gazetesinde okudum; İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi'nce yapılan anket, ankete katılan çocukların yüzde 62'sinin günde 14 saat çalıştırıldığını ortaya koyuyor.
Anket verilerine göre, köle gibi çalıştırılan bu çocukların, çocuklukları ellerinden alınıyor.
Ankete katılanların yüzde 79'unun ailesi yoksulluk sınırında, yüzde 21'i de yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Irgat çocukları, 23 Nisan'ı tarlalarda aileleri ile birlikte çapa çekip, kazma sallayarak geçiriyor.
Resmi rakamlara göre, örneğin Diyarbakır'da sokakta gece gündüz çalışanların sayısı yaklaşık 4 bin.
Bakıyorum haber bültenlerine, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, dünyada tek çocuk bayramına sahip ülkenin Türkiye olduğunu söyleyerek, nutuk sallıyor, övünüyor ama Türkiye'de milyonlarca çocuk okula gitmek yerine, çalışmak zorunda kalıyor, köprü altlarında, tiner, uyuşturucu ve çeteleşmeler içinde telef oluyor.
Ağır ağır, benzer görüntüleri artık Kıbrıs'ta da görmeye başladık.
Türkiye'den ülkemize göç eden veya ülkemizde çalışmaya gelen insanların da çocukları çalışıyor, evin bütçesine katkı yapıyor, hayatın yükünü taşıyor.
Fazla uzağa değil, Lefkoşa surlar içine gidin bir dolaşın bakalım, zar zor geçinen bazı ailelerin çocuklarının üzerindeki eski püskü, yırtık pırtık giysileri, ayakkabıları, bakımsızlıktan birbirine yapışmış, tuhaf şekiller almış saçları, insanın yüreğini dağlıyor.
Artık Kıbrıs'ta da mahkeme koridorlarında çocuk suçluları görmek mümkün...
Hırsızlık, soygun yapan, evden kaçan çocuklar, uyuşturucuya dadanan çocukluktan yeni çıkmış gençler, mahkeme koridorlarında her geçen gün artış gösteriyor.
Bir de kol kırılır, yen içinde kalır misali okullarda intihar girişiminde bulunanlar, hamile kalıp çocuk aldıranlar var ama gizleniyor.
Özellikle uyuşturucu, o kadar sinsi bir şekilde çocuklarımıza, gençlerimize bulaştı ki çok acil önlemler alınmalı...
Politikacıların her özel gün için söyleyecek sözü var mutlaka, dün de öyle oldu, ne kadar güzel söz varsa söylediler, mesajlarında yazdılar, hamasi nutuklar attılar ama gerçekte çocuklar için, ya da çocukların mutlu olabilmesi için ailelerinin insanca yaşayabilmesi konusunda bugüne kadar yaptıklarına baktığınızda sınıfta kaldıklarını görmek mümkün.
O nedenle ben 23 Nisanlarda çocuklara yönelik o klişeleşmiş sözleri dinlemeyi, o bütün yapmacıklıklarıyla koltuklarını çocuklara bırakan makam sahiplerini görmeyi hiç sevmiyorum.
Tamam, "Bu bir gelenektir ve yıllar boyudur yapılmaktadır, ne fenalığı var bunun?" dediğinizi duyar gibiyim ama sevmiyorum işte.
Çocuklara yönelik güzel sözler söylemek ya da beş dakikalığına koltuğu vermek değildir marifet, önemli olan insanca yaşamalarını sağlamak, onları bütün tehlikelerinden uzak tutmaktır.
|