|
KTOEÖS'ün greviyle ilgili dün yazdığım "Yeter Artık" başlıklı yazım, başta öğretmen olan eşim olmak üzere birçok öğretmenin tepkisini çekti.
Hem de ne tepki, gün boyu telefonum susmadı, ayrıca çok sayıda kısa mesaj ve mail de aldım.
Elbette yazdığınız bir yazıyı beğenen de olabilir, beğenmeyen de.
Hiçbir yazı yüzde yüz aynı tepkiyi almaz, bunu biliyorum, bu tür şeylere alışığım ama "CTP'den talimat aldın" şeklindeki yakıştırmalar insanı üzüyor doğrusu.
Bugüne kadar hiçbir yazım için kimseden talimat almış değilim.
Yazdıklarım tamamen kendi düşündüklerim, doğru olduğuna inandığım şeylerdir.
Ben demiyorum ki en doğrusunu veya en güzelini ben yazıyorum diye.
Mutlaka bizim de yanlış tespitlerimiz olabilir, hatta eleştirirken aşırıya kaçtığımız, haksızlık ettiğimiz kesimler de olabilir.
Zaten beni takip edenler zaman zaman bu şekilde özeleştiriler yaptığımı da bilir ama hiçbir zaman birilerine şirin görünmek, birilerinin gönlünü hoş tutmak için yazmış değilim.
Aynı yazı içinde CTP'ye yönelttiğim eleştirileri görmezden gelerek, "CTP'den talimat aldın" diyebilen arkadaşlar, nasıl ki daha önce yazdıklarımı beğendiklerini söylüyorlar, dünkü yazıya da saygı göstermeliydiler.
Öğretmenin mücadelesine ve birlikteliğine saygı duyuyorum, demokrasi mücadelesindeki katkısını da inkar etmiyorum ama yanlış yapıldığına inandıklarımı da yazmak zorundayım.
Lehinize yazdığımızda da sizden mi talimat alıyoruz ki sizi eleştirdiğimizde başkasından talimat almış olalım?
"Eşi öğretmen olan birisi olarak sorunlarımızı nasıl bilmezsin, bizi nasıl anlamazsın?" diye sitem ediyor arkadaşlar.
Öğretmenin sorunlarını çok iyi biliyorum, üstelik bu sorunları bilmek için eşimin öğretmen olmasına gerek de yoktur ama eşimin de mesleğini icra ederken yaşadığı benzer sorunları geçtiğimiz hafta KIBRIS TV'de dile getiren Sayın Adnan Eraslan'ı programdan sonra tebrik ettim ve bu tür sorunları da gündeme getirmelerini, başka tartışmalar arasında ciddi sorunların kaynayıp gittiğini söyledim.
"Sen böyle değildin ne oldu sana?" diyor beni arayanlar.
Nasıl yani, "grevi kesin, sezonu tamamlayın" demekle birdenbire değişmiş mi oluyorum?
Ya da şu göstermelik Kemalist tavrınız, Atatürk heykeli karşısında rol kesmeniz içime sinmemişse, "bana hükümet ayak oyunları oynuyor" derken sizin de ayak oyunlarına girişmeniz canımı sıkıyorsa bunu söylememeli miyim?
Hademeyi, sekreteri, ilköğretimden öğretmeni, üniversite öğretim üyesini ısrarla üye yapmaya, sendikanın isminin değiştirilmeye çalışılmasını, "en kahraman ben" rollerine bürünmenizi doğru bulmuyor, bunun gelecekte size zarar vereceğine, "işyeri sendikacılığında", "işkolu sendikacılığından" daha fazla yararınız olacağına inanıyorsam bunu yazamayacak mıyım?
Tespit ettiğim çelişkilere dikkat çekemez miyim?
"Demek ki sen LAÜ'den adam atılmasını doğru buluyorsun" diyorlar bana.
Hade bakalım, ne alakası var şimdi bunun dünkü yazdıklarımla?
Ben dünkü yazımda LAÜ'deki grevi mi yazdım, benim konum LAÜ müydü, bu kadar çarptırılır ancak.
Tabii bu şekilde adam atılmasına kişi olarak onay veremem, ne isterse olsun, ne yaşanırsa yaşansın bu kadar kolay adam işten çıkarılamaz, hem de sendikalaşmaya çalışılan bir dönemde, "sendikalaşmaya karşı adam atıyorlar" intiba-ı yaratacak bir ortamda.
Öğretim elemanları ve öğretim üyeleri zaten sözleşmeliydi, beklersin sezon sonunu, anlaşamıyor musun, sana yararı olmadığını mı düşünüyorsun, yasalara uygun olarak yeni sezon için sözleşmesini yenilemezsin ama bu şekilde onurunu kırarak işten atmazsın, beklenmedik bir anda işsiz bırakmazsın.
Ama konumuz bu değildi ki dün, LAÜ'yü değil, orta eğitimi konuşuyorduk.
Bir yazarı, değinmediği bir konuda dahi "öyle düşünüyormuş" gibi suçlamak da bir tarz galiba.
Bir kere öğretmenin ruh ve eylem birlikteliği de müthiş doğrusu, sekiz yıllık eşim bile dünkü yazı nedeniyle düşman kesildi bana.
Öğretmen bir mücadele veriyor, saygı duyarız ama arada gelecek eleştirilere de kulak vermelidir, "biz hata yapmayız", "biz en iyisini, en doğrusunu yaparız" mantığı doğru bir mantık değildir ve esas böyle düşünmek hata yaptırır adama.
|