Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Annesini dövdü, tutuklandı
Banka soygunu soruşturması sürüyor
Cinayette son 4 gün
DAİ, "ISO Kalite Belgesi" aldı
Sigara artık yasak
Bozdemir: Bu yılki hedefimiz; bilgisayarsız okul kalmamasıdır
850 milyarın üçte biri ile dünyada yaşanan açlık sorunu çözülebilir
Ulusal Kimya Kongresi'ne 17 ülkeden, bin bilim adamı katılıyor
Mecbure Esen kurtarılamadı
Futbolda transfer dönemi sona erdi

YORUMLANANLAR
Arasta'ya 6 milyon [1]
Piknik alanı değil çöplük [2]
Özmen Yılancılar baba oldu [2]
Türkiye'de saldırı, 15 asker şehit [1]
Güney zengin Kuzey pahalı [2]
Rum muhalefet kanadından gençlerin tutuklanmasına sert tepki [2]
BİR YASTIKTA 50 YIL [1]
Çağlar ve Özgürgün, AKPM'nin Kıbrıs kararını değerlendirdi: [2]
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor [2]
Lefkoşa'ya cami yapacakmış [19]
Tadı bozuk, yenecek pilav değil [1]
Cezaevini yaktılar [2]
Rumlar AKPM kararına tepki gösterdi [1]
Rapor tek taraflı [3]
Kermiya'da bayram izdihamı [4]



CEZAEVİNDEKİ ZANLIYI MAHKEMEYE GÖTÜRMEK İÇİN ŞİDDET KULLANILMALI MI?

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Haziran 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 Birçok kişi, “Polis Döver Mi?” başlıklı dünkü köşe yazımla ilgili aradı beni.

  Ama arayan vatandaşlardan birisi yine dünkü “Sertbay: Rezalet, bu nasıl bir cezaevidir?” başlıklı haberle ilişkilendirerek, şikayetini iletti.

  Bu haberi hatırlatmam gerekirse, olay şuydu; uyuşturucu hükümlüsü ve cinayet zanlısı Engin Onan,

 cezaevinde direnmiş ve mahkemeye götürülememişti. Mahkeme başkanı İlker Sertbay da bu durumu Kuzey Kıbrıs’ta bir ilk olarak nitelendirmiş ve rezalet olarak nitelendirmiş, cezaevi yönetimini suçlamıştı. (Gerçi cezaevi müdürü dün bir açıklama yaparak bu iddiaları yalanladı ama o konuya sonra gireceğiz)

   Beni arayan vatandaşımız; “Polis dövmesin diyorsun ama bak cezaevinde yumuşak davranılıyor, çevik kuvvetin girişinden sonra tepki gelince ve ipler gevşetilince görüyorsunuz neler oluyor” diyor.

   Bu sohbetten çıkardığım sonuç ise “Bazen polisin şiddete başvurması şart oluyor, onun için polisin üzerine fazla gitmeyin” şeklinde.

   Sordum polis mi diye, polis değilmiş ama bir polis yakınıymış.

   Şimdi ortada iki olay var.

   Birinde polis bir eğlence yerinde yaşanan bir tartışma nedeniyle gözaltına aldığı bir genci, ellerini de kelepçeleyerek, beş kişiyle acımasızca dövüyor, diğer taraftan cezaevi yönetimi hapishanedeki bir zanlıyı mahkemeye götürecek erki bulamıyor.

   Evet, biri polis, diğer gardiyan, görevleri karıştırmış değilim ama iyi biliyoruz ki cezaevi yönetimi zora girdiğinde polisten destek alabiliyor.

   Ve ne acıdır ki zanlı hapishanede direnmiş, onu cezaevinden çıkarmak mümkün olmamış ve mahkemeye götürülememiş.

   Kıbrıs’ta bu bir ilkmiş.

   Haklı olarak mahkeme başkanı İlker Sertbay tepki göstererek, durumu “rezalet” diye nitelendirdi.

   Şimdi bir yerde disiplin olması için, kurumlarda otoritenin kaybolmaması için şiddete mi başvurmak gerekir.

   Disiplin eşittir şiddet midir?

   Ortada iki olay var ve tersten benzeştiriliyor, biriyle diğeri haklı çıkarılmaya çalışıyor; “ne yapalım, işte görüyorsun şiddete başvurmadan, canımla gülümle olmuyor bu işler” demeye getiriliyor.

   Kurumsal disiplin, kurumsal otorite, kurumsal işleyiş, düzen kesinlikle şiddetle sağlanamaz ve bir suçluyu hücresinden çıkaramamak da şiddet hakkı doğurmaz.

   Bu işler ne canım gülümle olur, ne de sopayla.

   Ne maskara yerine konulacaksınız ne de canavar olacaksınız.

   Yasaların belirlediği çizgide ciddi bir organizasyonla bu işleri yapmak mümkündür.

   Aslında cezaevinde bazı sorunlar var, zaman zaman Gardiyanlar Birliği, zaman zaman bazı emekli gardiyanlar, zaman zaman ilgili sendikalar buradaki sorunları gündeme getiriyor ama nedense burada sanki hiçbir sorun yokmuş gibi davranılıyor.

   Siz söyleyin bana, kusursuz yönetilen bir cezaevinde bir zanlı nasıl olur da direnip, “Ben bu mahkeme heyetiyle yargılanmak istemem” deyip de mahkemeye gitmez.

   Düşünebiliyor musunuz, üstelik bir hakim mahkemede “aldığım duyumlara göre bu kişi hapishanede dergah, cami kurmuş, namaza kalkmayanları dövüyor” diyor.

   Anlayın artık durumu.

   Polis çıkıyor hakimin karşısına ve “zanlıyı getiremedik efendim” diyor.

   Bu kadar basit ha?

   Film gibi!

   Sen bir zanlıyı, cezaevinden çıkarıp mahkemeye göndermeyeceksin ve bana da “cezaevinde sorun yok, her şey tamam” diyeceksin.

  E tamam değil işte, tamam olsa bu adamı hücresinden çıkarır mahkemeye gönderirdiniz, tamam olsa mahkeme başkanı “rezalet, böyle cezaevi olmaz” demezdi, birtakım duyumlarını mahkemede paylaşma ihtiyacı hisseder miydi?

  Tamam, burada duralım ve Merkezi Cezaevi Müdürü Hüseyin Kasaboğlu’nun dün yaptığı açıklamaya bakalım.

  Kasaboğlu diyor ki Engin Onan, sağlık sorunları nedeniyle mahkemeye çıkamamış ve bu durum aslında Mağusa polisine bildirilmiş.

  Açıklamada Onan’ın bir disiplinsizlik suçu işleyip hücrede olduğunu da belirtiyor.

  Peki mahkemede “getiremedik efendim” diyen polis yalan mı söyledi yoksa zamanında bildirmediler Mağusa polisine de bilmediği için mi öyle konuştu?

  Yoksa cezaeviyle polis arasında koordinasyon yok mu?

  Peki mahkeme başkanı öfkelenip, bazı duyumlarını paylaşırken bir şeyler bildiği için bunları söylediğine inanmıyor musunuz?

  Nereden bakarsanız bakın ortada bir tuhaflık var...

  Özür dilerim Sayın Kasaboğlu, kamuoyuna açıklama yapmanıza rağmen şüphelerimi ortaya koyduğum için ama her normal insanın aklına gelir bu sorular diye düşünüyorum, siz ortada hiçbir sorun olmadığını iddia etseniz de.

 

 

*********

 

 

8 YILDIR BÖYLE TEMİZLİK GÖRMEDİM

AMA KISA SÜREDE KİRLETİYORUZ 

 

  Yaklaşık sekiz yıldır Gönyeli Yenikent’te yaşıyorum.
  Geçen hafta bir gün kalkıp da işe gitmeye hazırlanırken, bir grup işçi gördüm hummalı bir şekilde mahallede çalışan.

   Pek oralı olmadım, ne yaptıklarıyla fazla ilgilenmedim, bu sarı yelekli bir grup insanla.

   O gün öğleyin eve gelmemiştim, gece döndüm.

   O da ne, bizim mahalleye bir şeyler olmuş, gece karanlığında bile fark edebiliyordum farklılığı.

   Yan tarafımızdaki ve karşımızdaki, kuru ot ve dikenlerden oluşan boş arazileri temizlemişler ama öyle temizlik deyip geçmeyin, toprağın rengini ilk kez bu kadar net görebildim.

   Baktım yerleri de süpürmüşler, sekiz yıldır bizim mahallede yolların süpürüldüğünü görmedim.

   O ne, sokaktaki ağaçların köklerini de beyaza boyamışlar.

   Sabah kalktığımda bir de gündüz gözüyle baktım, gerçekten güzel olmuş sokağımız.

   Etrafı çöplerle çevrili görmeye alıştığımız apartmanın çöp bidonu bile gelin gibi ağacın altında duruyor, temiz çevre onun bile duruşuna asalet katmış.

   “Vay be, istenince oluyormuş” dedim.

   Mahallemizdeki çocuk parkını da tertemiz etmişler, çetrez dediğimiz o mızır dikenli otlardan hiç kalmamış.

    Orayı da süpürmüşler boydan boya.

    Geçen gün, eşim ve çocuklarımla bir yürüyüş yaptık, yalnızca bizim sokak değil, bütün Gönyeli Yenikent tertemiz edilmiş.

    Halbuki biz o kadar alıştırıldık ki; çöplerimizi zamanında alsınlar, suyumuz aksın, taşan kuyuları çeksiler, zar zor da yazın kuru otları temizlesinler bize yeterdi.

    Bunların bazılarını yaptırmak için de aslında bir seri telefon görüşmesine gerek vardı

    Gelecekler tüm otları kesecekler, yollarımızı süpürecekler, ağaçları budayıp, köklerini boyatacaklar, yok biz bunlara alışık değiliz.

   Mahallede yangın çıkmadan, otların arasından yılan fırlamadan kuru otları da temizletemezdik, yalvar yakar olurduk ki o temizlikler nedense son yapılanlar kadar kusursuz değildi.

   Gönyeli Belediyesi’ni tebrik ederim, gerçekten yaptıkları temizliğe hayran kaldım.

   Hem de bir seçim arifesinde yapılmadı bu iş, çünkü genellikle seçim arifelerinde bir hareketlenme olur belediyelerde.

   Gerçekten de ben sekiz yıldır böyle temizlik görmedim, ondan önceki yıllarda varsaydı bilmiyorum.

    Yeni belediye başkanıyla birlikte (başta biraz ağır gitse de) bir değişim olduğu göze çarpıyor, tabii yeterli mi, değil, daha yapacak çok iş var ama dikkatimizi çekmeyi başardı.

    Zamanında ve seri ilaçlamaları ile bu yıl henüz hamam böceği de görmedik, sağ olsunlar.

    Şimdi bu temizliğe alıştırdı ya bizi belediye, biz hep isteriz bunu, öyle ağzımıza bir parça bal çalma olmasın sakın, hevesimizi kursağımızda bırakmayın.

   Bu arada yine bizim mahallede Akfinansbank karşısında, kaldırımın altındaki yeşil alan için ayrılmış yer, park yerine döndürülmüş, gerçi eski belediye başkanı döneminde oldu ama yeniden yeşil alana dönmesi ve hemen  çimlendirilmesi lazım.

   Eskiden Karpuzu Ltd olan şimdilerde HSBS Bankası olmuş binaların karşısı da acilen çimlendirilmeli bir şeyler ekilmeli oraya, çünkü orası da her an park yerine dönüşebilir.

   Yine bazı bölgelerden lağım taşmalarıyla ilgili şikayetler geliyor gazeteye, bunlarla da acilen ilgilenmeli.

   Kültürel etkinlikler güzel, onlara bir şey diyecek değilim zaten.

   Hep eleştirecek değiliz ya, bakın beğendiklerimizi de yazdık ama biz vatandaşlara da hiçbir şey yakışmıyor.

   Çok pis ve sorumsuz bir milletiz.

   O tertemiz edilen parkta, daha ilk günden oraya giden gençler yedikleri kuru yemişlerin, çekirdeklerin kabuklarını etrafa saçmışlar, poşetini de orada bırakmışlar...  

   Bazı başka ambalaj kağıtları da etrafa saçılmış.

   Tertemiz edilen yollara şimdiden bira, kola, ayran şişeleri, sigara paketi, kağıt, izmarit atmaya başladıklar bile.

   Dün Çağaloğlu Petrol karşısındaki çembere yanaştım, arabalardan çimlerin üzerine neler fırlatılmamış neler, çimler, yol her taraf çöp doldu.

   Halbuki daha önceki gün temizlemişti görevliler.

   Ayıp vallahi, sigarayı içiyor, utanmadan izmariti savuruyor, içtiği meşrubatın şişesini savuruyor...

   Temizlik ve çevre bilincimiz sıfır.

   Adam 50- 55 bin Sterlinlik BMW kullanıyor ve arabasının penceresinden sigara paketini yola fırlatıyor.

   En lüks otomobili kullanmakla Avrupalı olunmuyor işte, insan biraz çevresine saygılı olur yahu.

   Belediye temizlesin ama biz da koruyalım be kardeşim.

   İlla pencereden mi fırlatacaksın, tut çöpünü arabanda, ulaştığın yerde atarsın çöpe.

   İnsan öfkelenmeden edemiyor ama çevre bilinci bir kültür işidir, zorla da adamın kafasını kesip içine koyamazsın ki.

   Sanırım, uzunca bir süre de bu kafaları değiştirmemiz mümkün olmayacak.

 

 

*********

 

 

SURİYELİLERDEN ORİJİNAL HARİTALAR!!

 

   Suriye ile KKTC arasındaki turizm işbirliğini geliştirmek için davet edilen Suriyeli turizmciler, Girne’deki toplantıda Hatay ve İskenderun’u Suriye topraklarında gösteren turistik broşürler ve haritalar dağıttı geçen hafta.

   Herkes şok oldu tabii.

   Acaba bu fakir ülke ta eskilerden, Hatay’ın topraklarında olduğu dönemdeki haritaları mı kullanıyor halen, yoksa böyle bir hayalle mi yaşıyor?

   Kelin ilacı olsa başına sürecek, insanları hızla göç eden bu bizden kötü ülkeden medet umanlarda hata zaten.

 

   871 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Ekim 2008, Salı   CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR
06 Ekim 2008, Pazartesi   BAŞBAKAN SOYER VE MALİYE BAKANI UZUN'A SÖZ HAKKI
04 Ekim 2008, Cumartesi   BAYRAM YERİNDEKİ OYUNCAKLAR
03 Ekim 2008, Cuma   HADE GÜZEL BİR ŞEY YAZAYIM AMA NASIL?
02 Ekim 2008, Perşembe   MAĞUSA HALKI, KALE İÇİNİ KAPTIRMAK İSTEMİYOR
01 Ekim 2008, Çarşamba   DANGALAKLARI MI SEVERSİNİZ, YALAKALARI MI?
30 Eylül 2008, Salı   CTP'NİN DİKMEN ÇÖPLÜĞÜ EYLEMİ
29 Eylül 2008, Pazartesi   HAYAT BÖYLEDİR İŞTE
28 Eylül 2008, Pazar   ASIK SURATLILAR
27 Eylül 2008, Cumartesi   KİMİ KANDIRIYORSUNUZ?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3326 1.3419
1 STERLİN 2.3424 2.3598
1 EURO 1.8113 1.8240



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

ALAÇATI DERSLERİ

Mustafa BESİM

İYİ HABER!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital