|
Son zamanlarda Güney Kıbrıs'ta, gıdalarda bazı sorunlar baş gösterdi.
Gerçekten de Rum basınındaki haberlerden ürkmemek elde değil.
Ünlü bir marketin ürünü olan yemeklik yağa makine yağı karıştığının tespit edilmesi, küçükbaş hayvan sütünde kanserojen madde bulunması, piyasada zehirli balıklarlara rastlanması ve meyve- sebzelerde AB'nin izin verdiğinden çok ilaç kalıntısı olması küçümsenecek durumlar değil kuşkusuz.
Dikkat ederseniz Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye girdikten sonra arttı bu gibi tespitler.
Neden?
Çünkü Güney Kıbrıs'ta AB normları geçerli.
Artık her alanda standart aranıyor ve tabii denetimlerle birlikte sağlıksız ürünler de bir bir ortaya çıkıyor.
Siz sanıyorsunuz ki Güney Kıbrıs'taki bu durumlar bir rastlantı mıdır?
Hayır.
Bakalım insanlar yıllardır nice sağlıksız ürünleri yedi?
İnsanlar hastalandı, kanser oldu da nedenini bilemedi.
Şimdi AB standartları aranınca kusurlar bir bir ortaya çıkıyor.
O Güney Kıbrıs ki oturmuş bir sistemi vardı ve AB'ye girmeden önce de denetim mekanizması iyiydi.
Buna rağmen ortaya çıkanlar insanı şaşırtıyor.
Bakıyorum da Kuzey Kıbrıs'tan güneydeki duruma kıs kıs gülenler var.
Bazıları "oh" bile çekiyor, Rum tarafından alışveriş yapanlara.
"Aha görün bakalım rağbet ettiğiniz Rum ürünlerini de aklınızı başınıza alın" der gibi.
Sanırsınız bizim taraf süper denetim altında, her şey tamam, başımız göğe erdi ve Rumlara gülüyoruz.
Bakalım neler yiyoruz neler de farkında değiliz.
Bu kadar kanser vakası nerdendir sanıyorsunuz?
Üstelik bizde denetim mekanizması da yok denecek kadar, iyi çalışmıyor.
Denetimin yetersiz olduğu bir tarafa, ayda yılda bir yakalananlar için de cezalarda caydırıcılık yok.
Örneğin bir firmayla ilgili denetim yapılır, o firmaya süre verilir, o sürede o işletmenin normale döndüğü söylenir, faaliyetlerine devem eder.
Bir bakarsınız aynı firma başka bir denetimde yine vukuatlılar arasında ve yine o firmaya kendisini düzeltmesi için süre verilir.
Kardeşim aynı firmalar defalarca vukuatlı olacak, sen de defalarca süre vereceksin ha, ne süresi, kapatacaksın, hem de açamamak üzere.
Siz sanırsınız ki zehir kalıntısı normalin üzerinde ürünler yemiyor muyuz?
Kesinlikle yiyoruz, zaten satın aldığımız bazı ürünlerin üzerinde zehir tüm parlaklığı ile bizi selamlıyor.
Ya hormonlu ürünler?
Yediğimiz hiçbir şeyin tadı yok, hormonlu olduğu halinden belli.
Bir tespitte bulunuyorlar, açıklamaktan çekiniyorlar.
Efendim memlekette panik yaşanmasınmış, insanlar işinden gücünden olmasınmış...
Yahu adam insanları zehirliyor sen adını açıklamaktan çekiniyorsun, neden, daha iyi zehirlesin diye mi?
Örneğin bazen belediye haberlerini görüyorum; denetim yapıyorlar, sayı veriyorlar ama isim vermiyorlar, efendim onlar gerekli cezayı veriyormuş.
Bazı restoranların önünden geçerken yaptıkları dönere bakıyorum, daha görüntüsünden irkiliyor insan, hele ortam kesinlikle hijyen değil.
Buralara girip uzmanın bakmasına bile gerek yok, "ben sağlıksızım" diye bağırıyor.
Zaman zaman ekmeklerden yabancı madde çıkıyor, birçok markette tarihi geçmiş ürünler satılıyor.
Köylerden insanlar bir şeyler getiriyor satıyor, nasıl yapıyor, nerede yapıyor kim bilir ama tezgah kurup müşteriye hizmet veriyor.
Ansızın bir yerde üç tane bulgur köftesi, beş tane lokma şeffaf bir ambalajda, ne markası var, ne üretim tarihi ama insanlar alıp yiyor.
Nereden geldi bu, kim yaptı, bilen yok.
Bir gün bir ara sokaktan geçiyorum, inanmayacaksınız, bir çuval kuru yemişi yere dökmüş üç tane kadın ambalajlıyor, bağdaş kurmuşlar, çıplak ayakları kuru yemişlere değiyor, inanın midem bulandı.
Böyle bir ortamda elde ambalajlanan kuru yemişleri hiç bilmeden biranıza meze yapmanız mümkün.
Bazı kurulan imalathaneleri denetlemek bir tarafa, varlığından bile haberimiz yok.
Öte yandan anlı şanlı, şöhretli bir işyeri, defalarca denetime takılıyor ama ne oluyor, herkesin yanına kalıyor.
Şimdi biz tüm bunları biliyor, görüyorken, Rumlara gülecek halimiz mi var?
Tam tersine çok dikkatli davranmalı ve şüpheci olmalıyız, orada yaşananların bizde de yaşanabileceğini düşünerek, önlemlerimizi artırmalıyız.
|