|
Kaçak göçmen akışı sürüyor, hem de büyük bir hızla...
Hep aynı yöntemlerle geliyorlar.
Aynı yerlerden adaya çıkıyorlar.
Aynı polisler tarafından yakalanıyorlar.
Aynı karakollarda gözaltına alınıyor, aynı mahkemeye çıkarılıyorlar.
Üstelik her insan kaçakçılığının arkasından yine Suriyeli insan taciri Ebu Ahmet çıkıyor.
Her şey aynı ama ülkemiz yetkilileri teşhis koyamıyor.
Kaçak göçmen olayında yalnızca değişen insanlar ama yaşananlar aynı.
Birkaç gün önce dördü çocuk, ikisi kadın, 12 kişiyi daha "Avrupa ülkesine götürüyoruz" diye Kuzey Kıbrıs'a getirdiler.
Anlaşılan bu film böyle sürüp gidecek gibi.
Bu kadar bariz tekrarlanan bir sorunla ilgili hiçbir şey yapamamak, eli kolu bağlı kalmak gerçekten hayret verici bir şey.
Hatırlayacaksınız, bundan bir süre önce "Karasularımızı niye koruyamıyoruz?" başlıklı bir yazı yazmıştım.
Bu yazıda sahilleri koruyacak yeterli radarların, süratli sahil güvenlik gemilerinin, helikopterin, deniz polisinin olmadığını yazmıştım.
En azından bize verilen bilgi böyleydi.
Sahil güvenliğin yetersiz olduğu, radarlar ve gemilerin çare olacak teknolojiye sahip olmadığı yönündeki iddialara itiraz edenler var...
Beni arayanlar, sorunun alet edevat, teknik yetersizlik değil "isteksizlik" olduğunu söylüyor.
Bunu en net şekilde anlatan ise askerliğini sahil güvenlikte yaptığını söyleyen bir okurumuz oldu.
Bana e-mail atan okurumuzun yazdıkları gerçekten üzerinde durulmasını gerektirecek denli ciddi, kafa karıştırıcı şeyler. İsmini vermeyeceğim okurumuzun yazdıkları şöyle:
"Ali Bey merhaba;
Askerliğimi Sahil Güvenlik'te yapmış bir vatandaşım.
Radarın en alası var Kantara'da.
SGR olarak geçer açılımı Sahil Güvenlik Radarı'nın.
Gemi değil gemiler var...
Hele 4-5 yıl önce alınan Kaan sınıfı gemiler var ki çok süratli ve manevra kabiliyetleri çok yüksek.
Orta boy gemi eksikliği vardı '01' ve '02' diye bilinen 2 tane mevcut, 3'üncüsü alındı, yoldadır.
Özellikle Girne ve Mağusa SGK birimleri her tülü teçhizata sahip.
Hiçbir şey yapmayıp 1'er Kaan sınıfı botu biri Girne'den Karpaz'a diğeri Mağusa'dan Karpaz'a sürse sorun kalmaz.
Kısacası un mevcut, şeker mevcut da sanırım helva yapmak isteyen yok.
Sorun helvanın neden yapılmak istenmemesinde... Saygılar..."
Okurumuzun yazdıklarını okudunuz.
Gerçekten radarın alası varsa, gemi değil gemiler varsa, bu gemiler de çok süratli ve manevra kabiliyeti olan gemilerse ve Sahil Güvenlik de her türlü teçhizata sahipse durum tuhaf değil midir?
Ne iş, bu iş?
Diğer yazımı bitirirken; "Ülkedeki 40 bin asker, yalnızca kara sınırlarımızı korumak için midir, karasularımızı korumaya bir o kadar daha asker mi lazım?" diye sormuştum.
Sorumu tekrarlıyorum.
Zaten tatbikatlarda gövde gösterisi yapan, resmigeçit törenlerinde modern silahlarını, teçhizatını teşhir edip, düşmanlarına gözdağı veren ordunun, kaçak göçmenlerin ülkeye girişine engel olmamasına şaşmamak elde değil.
İye de bu isteksizlik neden, bu kadar imkân varken bir gemicikle bu işi yapmaya çalışmak neyin nesi?
Okurumuzun dediği gibi un mevcut, şeker mevcut da helva yapmak istemeyişin hikmeti nedir?
Bile bile kaçak göçmenlerin, mültecilerin ülkeye girmesine izin vermek nasıl bir stratejidir?
Soru sormak kolay da cevabını almak zor galiba...
|