|
Geçtiğim pazartesi, konu ile ilgili "disiplinsiz ve kontrolsüz emek akımlarının Kuzey Kıbrıs'taki yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini, hatta bu akımların son yıllarda refah artışına ters bir korelasyonla göreli olumsuz etkisinin de arttığından" bahsettmiştik.
Neticede, eğer beklentimiz, "Kuzey Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türk işadamlarının (ekonomisinin), kimliğinin, siyasetinin, demografik yapısının, kültürünün ve sosyal ilişkilerinin baskın ve egemen olduğu bir hayat" ise; o vakit acilen bu kanayan yaramızla ilgili politika oluşturmamız gerekir demiştik.
Çünkü, bu konuyla direkt ilintili olan konularda bugüne kadar, CTP hükümetlerinin yaptığı önemli icraatlar (muhaceret, yabancı işgücünü kayıt altına alma, vatandaşlık gibi konularda) yetersizdirler. Bu yüzden, bahse konu yaramız için mutlaka eşzamanlı tamamlayıcı regülasyonlara ihtiyaç vardır.
Üç realite
Konu ile direkt veya endirekt ilintili bir kaç realitenin daha altını çizmemiz gerekir. Son 4 yılda, kamuda kadrolu memur sayısı 1,103 kişi artmıştır ve bunların 600'ü polis, 316'sı öğretmen, 290 civarı hemşire ve doktordur. 100 civarı da kapılarda geçiş için yapılan istihdamlardır.
Dikkat ederseniz, kamu personel sayısındaki artış "haddinden fazla artan nüfus artışına kamusal hizmet vermek için yapılan istihdamlardır ".İkinci realite, daha evvel bahsettiğimiz, "KKTC'de vergiyi verenle, kamusal hizmeti alanların farklılaşmasıdır".
Üçüncüsü de, son yıllarda TC'nin Kuzey Kıbrıs'a yaptığı yardımlardan, 4-5 yıl öncesine göre, göreli
olarak artan bir oranda daha fazla TC'den gelen vatandaş olmayan nüfusun faydalandığı tespitidir.
Nasıl bir filtre koymalıyız?
Yapmamız gereken, emek (kişi) akımlarına yasakçı olmadan (emek piyasasını fazla katılaştırmadan), serbest piyasa sistemi içinde rasyonel standartlar ve filtreler koymaktır.
Sorunu çözmeden, Kuzey'e dönük emek akımlarının motivasyonlarını ortaya koymalıyız. Bana göre, bilhassa TC'den Kuzey'e dönük emek (insan) akımların motivasyonu; Kuzey'deki asgari ücret seviyesinin TC'ye göre yüksek olması, ayni dil-dini paylaşmak, yakın coğrafya olmamız, göreli ucuz seyahat imkanı, TC ile aramızda ortak çalışma hayatı ve sosyal güvenlik anlaşması olması, ülkeye turist, işgücü (ve ailesinin) vs altında kolay ve zayıf giriş (muhaceret) standartlarının olmasıdır.
Turizmi-üniversite sektörünü fazla hırpalamadan, işgücü maliyetini artırmadan, emek piyasasını fazla katılaştırmadan, bu akımların etkisini minimize etmek istiyorsak; o vakit muhaceret, kayıtlı yabancı işgücü, vatandaşlık... vs sair düzenlemelere eşzamanlı aşağıdaki "tamamlayıcı regülsayonları" devreye koymamız gerekir.
1-Asgari ücret politikasını değiştirmeliyiz.
a-Sektörlere göre farklı (selektif) asgari ücretler uygulamak
Bu ayırım, yerli ve yabancı farkı gözetmiyor ve vatandaşlığa göre değil (subjektif), sektöre göre genel ve objektif bir selektif asgari ücret politikasını öngörüyor. Hangi sektörde hangi asgari ücreti uygulayacağımızı da, ilgili sektörün "emek-yoğun, bilgi-yoğun, sermaye-yoğun" gibi girdilerine, rekabet gücüne ve makro düzeyde mukayeseli avantajlarımıza bakarak karar verebiliriz.
b-İşgücüne standartlar getirmeli (Standardizasyon)
Bu standardizasyon, sektöre göre farklı ücretler uygulamasını getireceği için sapmaları minimize edecek ve ötesinde uzmanlaşmayı, kalifiyeleşmeyi getirecek. Yani, ilgili sektörde uygulanacak asgari ücreti "eğitim, sertifika, tecrübe..vb" gibi kalifiye standartlarıyla "kademeli bir asgari ücret politikası" uygulayacağız. Bu uygulama bilahare, emek piyasasına derinlik kazandıracağı gibi, eğitim sistemimizi de, ihtiyaca göre istihdam yaratmada olumlu etkileyebilir. Önemli bir yönlendirme etkisi olabilir.
Asgari ücret konusunda bu eşzamanlı iki uygulama, hem selektif asgari ücret politikasının sapmalarını minimize edecek, hem de emeğin verimliliğini artıracaktır, çünkü sistemde motivasyon vardır. Bilahare, Kuzey'e dönük abartılı emek akımlarını kısmen törpüleyebilir.
2-Yabancı emeğin ailesini kuzeye getirmesine standartlar koymalıyız
Kuzeyde kayıtlı yabancı işgücü olarak çalışacak bir emekçinin kuzeye ailesini getirmek (eş, çocuk, yakın akraba..vs) için en az 6 ay veya 1 yıl sigortalı çalışması ( primlerini yatıran) şartı getirilmelidir. Bugün, turist, vs sair kılıflarla kuzeye kolayca giriş var.
Ki, bildiğim kadarı TC kanadı en az iki defa bu öneriyi bizim tarafa yapmıştır. Ama ne halse bizim hükümet bu öneriyi bugüne kadar hayata geçirmedi. Birileri bize bunun izahını yapmalıdır. Niye hükümet, TC tarafı önermesine rağmen bu konuda adım atmadı?
Neyse, bir yabancı işgücü bu şartı yerine getirdikten sonra da, i) emekçinin yedi sülalesini adaya getirmesine değil; birinci derecede kısıtlı yakın akrabalarına izin verilmelidir, ii) izin verilecek akrabalara da (eş, çocuk..vs) mutlaka sosyal güvenlikle ilgili ilave prim yükümlülüğü (işveren-emekçi paylaşımı) getirilmelidir. Yine, çocukları eğitimden faydalanacak olanlara da vergi stopajı (bütçe için) salınmalıdır.
Hayatta ve ekonomide "no free lunch" esastır. Bu öneriler, eşzamanlı bütünüyle uygulandığında, bahse konu motivasyonlar kısmen minimize olacaktır ve akımların Kuzey'e sosyo-ekonomik ve sosyo-politik maliyetleri azalacaktır.
|