|
Hanım İzmirli olunca, ara sıra İzmir'e gitmek farz olur. Nitekim, bayramda da İzmir'e gittik, oradan da 2-3 günlüğüne üç yıldır görmediğim Çeşme-Alaçatı'ya geçtik. Çeşme-Alaçatı'da, iki kafadar turizmci bayanın yarattığı taş yapıdan butik otelde kaldık.
Adı " Kırevi ". Tek kelimeyle muhteşem bir mekan. Otel desem değil, ev desem hiç değil, ikisi ortası bir yer. Doğal bir atmosferi ve insanı sarıp-sarmalayan bir büyüsü var.
Sabahları, kahvaltıda kendi yaptıkları reçelleri, komşulardan satın aldıkları yumurtaları, peyniri, domatesleri yiyorsunuz. Neyse, kaldığım yeri değil, esas Alaçatı'da olanı-biteni anlatmak istiyorum. Çünkü, 3 yıl sonra gördüğüm değişim " İNANILMAZ ".
Alaçatı'da Rumlardan kalma yıkık-dökük taş evler, sokaklar tamir edilmiş, bolca yenileri yapılmış ve şimdilerde ortaya çocukluğumuzun çizgi filmi Fred Çakmaktaş'lı Flingstone tarzı bir kasaba çıkmış.
Nasıl çıkmış? İşte önemli olan bu. Alaçatı, bir bölgede özel ilgi turizmi nasıl yaratılırmış, geliştirilirmiş konusuna güzel bir örnek aslında. İşin sırrı ekonomide yatıyor. Kararlı ve vizyon sahibi bir belediye başkanı " objektif ve şeffaf düzenleyici-denetleyici kurallar ve prensipler koyuyor, bölgeye özgü imar yasalarını dizayn ediyor ve istisnasız uygulanmasını sağlıyor".
Bölgede, sabırlı, kararlı ve uzun vadeli politikalar uygulayarak, algılamaları ve beklentileri etkiliyor ve elbette piyasanın harekete geçmesi için doğru motivasyonları ve teşvikleri de salıyor ".
Alaçatı'ya salınan kurallar ve motivasyonlar neticesinde, dinamik entegrasyon etkisi devreye giriyor ve bir süre sonra Alaçatı'da ortaya çok yönlü " ticaret yaratıcı" etkiler çıkıyor. Şimdilerde Alaçatı bunun keyfini çıkarıyor.
Tabii, belediye başkanı, tüm bunları özel sektörle işbirliği içinde yapıyor. İşte Alaçatı mucizesi, reçetesi bu. Ama galiba en önemlisi, siyasi çıkarları için asla kısa vadeli düşünmeyen ve özel sektör zihniyetine sahip, serbest piyasaya inanan bir belediye başkanının olması.
Alaçatı'nın hikayesine biraz daha yakından bakalım...
Evvela, Belediye Başkanı, merkezi hükümetin de desteği ile bölgenin imar yasalarını değiştiriyor. Başlangıçta çok tepki almasına rağmen, tamamen taş evler konseptine uygun bir imar düzenlemesini devreye koyuyor.
Bölgeye iki kat sınırı getiriliyor ve her yeni yapının da mutlaka taştan kaplama olmasını sağlıyor, eskileri de ayni şekilde rehabilite ettiriyor. Zaten, artık eski yapıları ya sahipleri yapıyor, ya da satın alanlar yapıyor. Binaların boya rengi bile kurala bağlanıyor.
Konsept ortaya çıktıkça, daha önce beş para etmeyen evler, araziler müthiş değerleniyor, talebi artan bölgede haliyle müthiş bir servet etkisi de ortaya çıkıyor. Bazı caddeleri ve sokakları da "cazibe ve çekim merkezi" haline dönüştürüyorlar. Kemal Paşa diye bir caddeyi, restoran, bar, cafe ve küçük alış-veriş mekanları...vs ile donatıyorlar.
Tabii bunları yaparken belediye başkanı başlangıçta tepki topluyor ama lokomotif girişimcilerle birlikte bu yolu yürümeye devam ediyor. Taviz vermeden ortaya çıkan sapmaları törpülüyorlar, bastırıyorlar.
Hükümeti de etkileyerek bölgeye rasyonel standartlarla, çok küçük ölçekli işletmeler bazında mali motivasyonlar sağlıyorlar. Kredi, istihdam teşviki, vergi, tanıtım, pazarlama, yerel kuzine ve el işleri..vs. ile ilgili piyasa yaratıcı organize paket motivasyonlar devreye koyuyorlar.
Belediye başkanı ve bir grup girişimcinin önderliğinde bölgenin turizm derneği de (örgütü) kuruluyor ve bu dernek bölgede taş evlere dayalı özel ilgi turizm piyasasını oluşturmak için belediye ile birlikte çalışıyor.
Taş kaplama evler aslında, Alaçatı için fiziksel bir dizayn, görsel bir doku. Yoksa, bölgenin turizmi "sakin, huzurlu bir atmosfere ve yerel kuzine" dayanıyor. Hal böyle olunca da, para harcayan turist geliyor. Tabii, şimdilerde sadece ağırlıklı İstanbullular geliyor ama yakında burası dünyaya açılacak belli.
Belediye başkanı, Alaçatı'da sokaktaki sandalyeden masaya kadar, panoya, tenteye bir sürü görsel ayrıntıya, bölgenin dokusuna özgün kurallar koyuyor. Bölgeye, kesinlikle, ses, gürültü-müzik sınırları getiriyor. Gençleri istemiyor yani, para bırakacak yaştakileri hedefliyorlar, hani şarabı içerken kalitesine ve pahalı olmasına bakanları...
Belediye Başkanı, Alaçatı'da yapılacak her yeni binaya, alanına göre zorunlu olarak, bölgenin doğal dokusu olan zeytin ve sakız ağacı ekme şartı koyuyor. Şimdilerde 60 civarı pansiyon otelle 1800 civarı yatak kapasitesine ulaşıyorlar ve yakında da bölgenin yüksek katma değerli turizm modelini bozmamak için, 2000 yatakla ölçek sınırlamasına gitmeyi planlıyorlar.
En azından, piyasaya yeni girişlere, yüksek giriş standartları koyarak, piyasayı bozmamaya, fiyatı çok fazla etkilememeye çalışacaklar ve bazı teşvikleri kaldıracaklar.
Özetle, Alaçatı'da piyasaya salınan dürtüler ve kurallar, zamanla bölge halkının gönüllü olarak tamamen taş evler konseptli bir özel ilgi turizmi etrafında kenetlenmesini sağlıyor.
Herkes evini pansiyona çeviriyor, restorana dönüştürüyor, özel ilgi turizminin sihrini yakalıyorlar ve yerel yiyecek-içeceklerin, el işlerinin önemini kavrıyorlar ve bu yönde faaliyetler artıyor.
Son olarak Alaçatı'dan çok önemli bir ders daha aktarayım... Bildiğiniz gibi, turizmde rekabetçi konseptler birbirini bozar, vakum etkisi yaratır, dolayısıyla Alaçatı'da iki tür turizm konseptini rekabetçi değil; bir birini tamamlayıcı nitelikte kullanıyorlar.
Yani "rüzgar sörfüne dayalı turizm ile taş evlere dayalı özel ilgi turizmini" birlikte tamamlayıcı nitelikte kullanıyorlar ve buna çok dikkat ediyorlar.
|