|
Geçtiğimiz hafta Hayvan Üreticileri Birliği'nin meclis önünde yaptığı eylem, malesef taleplerin çok önüne geçerek, konuyu farklı boyutlara taşıdı.
Klasik yöntem olan davullu zurnalı başlayan eylemin dikkat çekici unsurlarından biri, Başbakan ve Tarım Bakanı'nın dışarı çağrılması ile takınılan tavırdı.
Tarım Bakanı'nın bir televizyon programında yaptığı açıklamalardan anlıyoruz ki, eylemciler, Başbakan ve Tarım Bakanı'nı hayvan yemi atarak karşıladı ve küfürlerle uğurladı.
Şüphesiz, ilgililer, konuya dair herhangi bir tavır takınmak niyetinde değilse, yapılacak birşey yok. Ama "hak arama" adı altında küfürün ve hakaretin bu kadar ucuz ve kolay da kullanılamaması gerekiyor.
Ancak, meclisteki eylemin tek vahim tarafı bu değildi.
Eylemin bir de fiili suç unsuru tarafı vardı.
Üstelik polislerin gözü önünde işlenen vahim bir suç;
Eylemciler, beraberlerinde getirdikleri hayvanları, gösteri kuklası olarak kullanarak, meclisin kapalı demir kapısının üzerinden bahçeye bıraktılar.
Cansız bir eşya gibi hayvanları kapıdan fırlattılar.
Eşeği ise, işkence ede ede tellerin ve çitlerin arasından bahçeye iteklediler.
Şimdi, bu eylem, acaba herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılsaydı ne olurdu?
Daha da ötesi, eylemcilerin meclis avlusuna attıkları hayvanlar, çöp gibi, Dikmen çöplüğüne götürüldüler.
Yaşayan, canlı hayvanlar, çöp gibi çöpe atıldılar!
Bu da yetmedi, bu hayvanlara sahip çıkacak biri bulunmayınca da uyutuldular.
Nedense, ne bir yetkili, ne de bir ilgili, bir hafta boyunca ulaşılır değildi ve sonuçta, çöpe giden canlı hayvanlar, öldürüldü.
Eşeğe ise, bir hayvansever sahip çıkarak, canını bağışladı.
Şimdi, dünya'da hayvan haklarına birlikte bakalım.
15 Ekim 1978'de, Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi ile ilk kez hayvanların hakları belirlendi.
Her yıl da tüm dünyada, 4 Ekim, "Dünya Hayvan Hakları Günü" olarak kutlanıyor.
1978'de ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin birkaç maddesini, birlikte okuyalım;
"Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan, diğer hayvanları yok edemez.
Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz.
Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz.
Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi, yaşama karşı işlenmiş bir suçtur.
Hayvanları koruma kuruluşları, devlet katında temsil edilmelidir. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır."
Bunlar bildirgeden sadece birkaç madde.
Bugün gelişmiş ülkelerde, kesim için beslenen hayvanların, en ağrısız ve kabul edilebilir koşullarda öldürülmeleri, uyulması zorunlu bir kural.
Mezbahalar buna göre düzenleniyor.
Şimdi bu fotoğrafla birlikte, bir de kendimize bakalım.
Hayvanlara zulmetmek, bizim yürürlükte olan yasalarımıza göre suç.
Bununla ilgili yasalarımız var.
Sadece işkence değil, aynı zamanda, hayvanların deneylerde kullanılmasını da belli kurallara bağlayan yasalarımız mevcut.
Bu yasalar, Bakanlar Kurlu'na, konu ile ilgili tüzük yapma yetkisi de veriyor.
1910 tarihli, "Hayvanlara Zulüm Yapılmasını Önleyen Yasa"'nın ilgili maddelerini birlikte okuyalım;
"...herhangi bir hayvanı, gereksiz acı çektirecek biçimde veya pozisyonda nakleder veya taşırsa veya böylece nakledilmesine veya taşınmasına vasıta veya sebep olursa veya sahibi olarak böylece nakledilmesine veya taşınmasına izin verirse..."
"...bu yasa anlamında bir zulmetme suçu işlemiş olur ve üç aya kadar hapis cezasına veya yirmi beş liraya kadar para cezasına veya her iki cezaya birden çarptırılabilir..."
"...Her kim herhangi bir hayvanı yasa dışı ve kötü niyetle öldürür, sakatlar, yaralar veya bir yerini veya uzvunu keserse altı aya kadar hapis cezasına çarptırılabilir..."
Yani çok açıktır ki, geçtiğimiz hafta meclis önünde bir suç işlenmiştir.
Bu suç, yazılı ve görsel medyada oldukça açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Daha da ötesi, sağlıklı oldukları, koşup oynadıkları söylenen hayvanlar da gereksiz yere öldürülerek, bir başka suç daha işlenmiştir.
Ve yürülükteki yasalara göre de gereken yapılmalıdır.
Bu hayvanlar öldürülürken ve mecliste, devletin yönetiminin gözü önünde, işkence edilirken, acaba gereken işlemler yapıldı mı?
Benim bildiğim herhangi bir soruşturma, ya da dava sürecine girilmiş değil.
Eğer öyleyse neden?
Avrupa Birliği hedefi, siyasi bir hedef olabilir, ama önemli olan, siyasi hedefler koyarken, sosyal algılayış ve yaşam şekillerini de ona göre geliştirebilmektir.
Belli ki, sömürge döneminde yapılan yasaların öngördüğü yaşam kalitesi ve çağdaşlığın, 100 yıl sonra, devlet kurulmuş bir ortamda çok gerisindeyiz.
****
Dünkü gazetelerde çok çarpıcı iki haber vardı.
Biri uzun uzun bu köşede anlattığım hayvanların uyutulması haberi.
Diğeri de spor sayfalarında verilen, ÖRP'li Bakan ve yetkililerin Sözcü Gazetesi'nin haberi üzerine, Fenerbahçeliler Deneği'nden özür dilemeye gitmesiydi.
Dışişleri Bakanı, Çevre Bakanı ve Ekonomi Bakanı yanında, parti yetkilileri, tirajı oldukça düşük olan bir gazete haberi için, Fenerbahçeliler'den ve Türklük dünyasından özür diledi.
Konu, Chelsea maçını kaybeden Fenerbahçe'yi, "Hakemsiz buraya kadar" başlığı ile aşağılamak.
Sayın bakanlar keşke, meclis önünde devletin Bakanlarına küfredilirken de aynı hassasiyeti gösterebilse, ya da işkence yapılıp ölüme terkedilen hayvanlara da yarısı kadar duyarlılıkla yaklaşılabilse.
Sadece bu iki haber, bizim yaşam kalitemizin ve çağdaşlık anlayışımızın güzel bir fotoğrafıdır diye düşünüyorum.
Bizim bu kadar dar ve popülist kalıplarda Avrupa'ya daha çok uzun yolumuz var.
|