|
KTOEÖS, örgütlü bulunduğu okullarda dün tam gün grevdeydi.
Radikal bir değişiklik olmazsa, bugün de grev devam edecek.
19 Mayıs kutlamaları ve sınavların yapılmamasının da bu grev kapsamında olabileceğini açıkladı, sendika.
Daha da ileri giderek, grevin yasaklanması durumunda, buna uyulmayacağını duyurdu.
Talep edilen ise, öğretmenin kıdem tahsisatları ve LAU'de toplu iş sözleşmesi.
Ama öğretmenin kıdem tahsisatları konusunun da yer aldığı protokol görüşmelerine sendika imza atmamış. Şimdi, hükümetin "geliştirildi", sendikanın "gasp edildi" dediği konu, grevin ana konusu.
Ne var ki, öğrencilerin yaşadığı mağduriyet, sendikanın her türlü argümanını gölgede bırakacak cinsten.
Ben, bu yıl okullarda kaç gün grev yapıldığını sayamadım, maalesef. Belki kaç gün eğitim verildiğini saymak daha kolaydı, ben tersten gittiğim için zorlaştı, mesele.
Sendika, özel derslerden ve eğitimin güneye kaymasından bakanlığı suçluyor.
Ama bir taraftan sınavları, bir taraftan eğitim rutinini bu kadar kolay bozan eylemler, yıllardır devam eden güvensizlikle birleştiğinde, velileri de kendi uyguladıkları alternatiflerinde yalnız bırakıyor.
Bu da okulda verilemeyen eğitimin yerini, özel derslerle doldurmak, ya da imkan varsa, Güney Kıbrıs'ı tercih etmektir.
Özellikle, son zamanlarda, özel ders alışkanlıkları da değişti.
Bildik derslerden belli bir rutin içinde açığı kapatmak, ya da belli bir hedef için gelişmek amacıyla alınan özel derslerde de alternatifler var.
Sınav dönemleri, öğrenciler, sırf okulda alamadıklarını tamamlamak için, sınava yönelik özel derslere rağbet ediyor, artık.
Üstelik, sabah grevde olduğu için okulda derse girmeyen öğretmen veriyor, bu özel dersleri de yine. Ama bu kez, dersanede, ya da kendi evinde, emeğinin karşılığını, kendi tayin ederek.
Hatta vergi vermeyerek.
Eğitimde yıllardır gelişen güvensizlik, Güney'e yönelim ve özel derslerin yarattığı kaosun sorumluluğu, mutlaka Eğitim Bakanlıklarına ve eğitim politikalarına aittir.
Ama bu tabloda yaratılan kaosun önemli bir sorumlusu da sendikalardır artık.
Hak arama adı altında, bu kadar kolay eğitim dondurulabiliyorsa, sınav dönemi, öğrenci psikolojisi, ya da eğitimde devamlılık performansı hiç düşünülmüyorsa, öğrenciye yönelik nasıl bir program uygularsanız uygulayın, başarıya ulaşma şansı yoktur.
Mutlaka bir sendikanın eylem yapmak, grev uygulamak, kendi üyelerinin haklarını geliştirmek için öncelikli hassasiyet göstermek en doğal hakkıdır. Ama bu hakkın istenme şekli, öğrencinin eğitim hakkını törpülemeye başladığı yerden, oturup tekrar düşünülmelidir.
Öğretmen arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde de bu kadar sık greve gidilmesinden ve özellikle yöneltilen eleştirilerden duyulan rahatsızlığı konuşuyoruz.
Bu çok uzun zamandır böyle.
Ama nedense, bu tepkiler, grevlerin bu kadar kolay uygulanmasının engelleyemiyor. Aydın sınıfında anılan öğretmenler, ya eğitimin aksaması konusunda samimi bir rahatsızlık duymuyor, ya da, yeterince sorgulamıyor ve belli bir merkez görüşün dışına çıkıp, kara koyun pozisyonuna düşmek istemiyor.
Sanırım ikinci olasılık daha doğru bir tespit.
Özellikle, sağlık ve eğitim alanında örgütlü sendikaların hayat ve gelecek sorumlulukları vardır.
Ve hak aramak, bu sorumluluğun önüne geçmemelidir.
KTOEÖS, tüzük değişikliği ile iş kolu sendikacılığına yönelim süreci yaşıyor, bir süredir.
KTÖS başta olmak üzere, işçi sendikalarının da Orta Eğitim Sendikasının tavrından duyduğu bir rahatsızlık var.
KTÖS Eğitim Sekreteri Mustafa Özhür, dün Kıbrıs TV'ye yaptığı açıklamada, KTOEÖS'nın, tüzük değişikliği ile daha fazla büyüyüp, genişleme önceliğinde, kendilerinin örgütlenme alanlarına da müdahale ettiğini ve ilköğretimden de bazı öğretmenleri üye yazıp, hademe, sekreter gibi üyeliklerle de büyüme hedefinde olduklarının altını çizdi ve kınadı sendikayı.
Bellli ki, iki sendika örgütlenme alanları konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Özhür, diğer sendikaların, hatta üye öğretmenlerin de yine örgütlenme alanları ile ilgili rahatsızlık duyduğunu belirtti.
Önümüzdeki günlerde, bu konuda sendikaların kendi aralarında girdikleri bu tartışma sürecini nasıl bir sonuca ulaştıracaklarını, göreceğiz.
Yeni eğitim yılı grevlerle başladı, sınav dönemleri grevlerle geçirildi. Şimdi yıl sonu sınavları arifesinde yine grevler gündemde.
Yıl boyunca öğrenciler de veliler de ertesi gün okula gidip gitmemeyi tartıştı.
Sınava çalışıp çalışmamayı.
Merkezi sınavlar dahi tartışma konusu yapıldı.
Ve bugün hala aynı belirsizlik devam ediyor.
Öğretmen hakkını talep ederken, bu kadar rahatsızlık yaratıyorsa, nasıl ve kimden, ne kadar destek almayı bekliyor ki?
Şimdi bu talepler yerine getirilmediği ve hükümet tarafından haklar gasp edildiği gerekçesiyle, yeni bir çözüm sürecine girilirken, çözüm destekçileri arasında da ayrılıklar yaşanıyor.
Sendikalar, CTP ile yaşadıkları iç politik konulardaki ayrılığı, genel siyasi atmosfere de taşıdı. Şimdi, sendikaların örgütlenme alanları konusunda yaşadıkları sıkıntı da bir başka ayrılığa sebep olma olasılığı taşıyor.
KTÖS Eğitim Sekreteri Mustafa Özhür ile dün kısa bir telefon görüşmesi yaptık. KTOEÖS'nın daha önce uyarılmasına rağmen, kendi örgütlenme alanlarına müdahalesinden rahatsızlık duyduklarının altını özellikle çizdi.
"Konuyu değerlendireceğiz, ama bu alanda çözemediğimiz sorunlar mutlaka siyasi konulardaki birlikteliklerimize de ister istemez yansıyacaktır" diyor.
Oysa, çok değil 4 yıl önce, meydanlarda sadece çözüm ile birlikte, sürdürebilir ve kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi için, demokratikleşme, sivilleşme, kendi kendini yönetebilme erki için bir mücadele verilmişti.
Yazık ki, bugünkü tartışma, mevcut sistemin devamı kapışmasından öteye gidemiyor.
Hükümetler, sistemi değiştiremedikleri için eleştiriliyorsa, bu sistem içinde kendi dar kalıbı dışına çıkamayıp, toplumsal kazanımı unutan kavgaların sorumluluğunun daha ağır olması gerekmiyor mu?
Bizim daha iyi bir gelecek için daha geniş düşünmeye ihtiyacımız var.
Kavga konusu şimdikileri paylaşmak değil, toplumsal geleceği yaratmak olmalıdır.
|