|
13 Kasım 2007 Salı.
Bu tarih sadece benim 8 ay sonra odama ilk girdiğimde masamda bıraktığım takvimin tarihi.
13 Kasım'da yapılacak işler ve 14 Kasım için iptal edilen işler listesi duruyor önümde.
Şimdi bir Temmuz sıcağında, iki gün sonra dönmek üzere bıraktığım her şeyi, bıraktığım yerden, ancak 8 ay sonra alıyorum.
Her şey bıraktığım gibi.
Gazetelerim, saatim.
Telefonlar, bilgisayardaki notlar ve çekmecede hemen teslim edilecek DVD'liler.
Ve kağıt yığınlarım.
6 aylık kemoterapinin ardından sokağa ilk çıkmaya başladığımda, en son gitmeye cesaret ettiğim yerdi, Kıbrıs Medya Grubu.
1999'da bir Ağustos günü, 21 yaşında, yeni mezun olmuş, yayıncılık yapmaya kararlı, heyecan dolu biri olarak katıldığım bu aile, her zaman en büyük destekle yanımda oldu.
Şimdi 9 yılı geride bırakıp, bir insan hayatında en zor olabilecek bir dönemin ardından, tekrar bu aile sıcaklığına geri dönmek çok güzel bir duygu.
Geldiğimde, masamda Sevgili Damla'dan bir hoş geldin mektubu buluyorum.
12 Aralık 2007 imzalı ve döneceğimden o kadar emin.
Kıbrıs Medya, kocaman bir aile gibi.
Ayrı olduğum süre boyunca, hiç yalnız bırakmayan ve her zaman destek sağlayan bir aile.
Ama şimdi o ailenin değerli bireyleri arasında eksiklik var.
Hoş geldin diye karşılanırken birilerine veda etmek zorunda kalıyorum.
Ve veda ederken, böyle olması gerektiğini o kadar ustalıkla ortaya koyuyorlar ki, bir şey söyleyemiyorum.
KIBRIS TV-Kıbrıs FM Müdürü Erdinç Gündüz, her zaman bir arkadaştı.
Herkesin her şeyi tartışabildiği yakın bir dost.
Ayrılık kararı verdi ve gitti.
9 yıl, en yakında birlikte çalıştığımız bu adamdan, ben çok şey öğrendim. Sadece mesleki anlamda değil, hayatın kendine dair de çok şey öğrendim.
Evlenirken öğütler aldım.
Evliliğe, hayata ve aşka dair birer kitaplık sohbetlerine ortak oldum.
KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü de ayrılık kararı aldı. "Buraya kadar, işte yolun sonu, yorgunum" dedi ve gitti.
Desteğini hep hissettim.
Ve tek bir cümle ile kitap yazılabileceğini, O'ndan öğrendim.
Benim cümlem yarım kalsa da sonunda, " Ya Aysu ama... tamam, tamam" kararını bekleyip, inatları kırabilmeyi de öğrendim, Süleyman Bey'den.
8 yıl önce, ilk karşılaşmamızı da hep görüşmek üzere ayrılışımızı da hatırlayacağım.
Ve sevgili Taylan Kav, "benden bu kadar" dedi ve gitmeye karar verdi.
Bir süredir aynı odayı paylaştık. O yüzden, odamda ilk onun eksikliğini hissettim.
2 yıl boyunca, sabah 7.30'da yayın açabilmenin disiplinini öğrendim ben, Taylan Kav'dan. Ve her ne olursa olsun, hayatı akıtanın heyecan olduğunu. İnsanı yaşatanın, hayatı üretenin de hep bu heyecan olduğunu, yine O'ndan öğrendim.
Bu aralar 6 ay sonra, ilk defa gördüğüm insanların yüzüne bakıyorum dikkatlice.
Gözlerine.
Bazen ne kadar aynı kalsın istesek de hayat, eşyanın tabiatına aykırı aynılık.
Değişiyoruz.
Ve değişiyor her şey.
Geçenlerde Sevgili Güler aradı.
"Yazılarını görmüyorum, sağlığını merak ettim" diye.
Bu aralar, her türlü farklılık ve aynılığa inat, hayatla aramda koşullardan uzak bir ilişki kuruyorum. Yazmamak sağlık sorunlarından değil bu kez, hayatla bazen arama hiçbirşeyi sokmak istememekten kaynaklanıyor.
Dün sabah 7'de uyandım.
Temmuz sabahının az sonra çarpacak sıcağı yüzümde, 7.30'da evden çıktım.
Ve lise yıllarından beri görüşemediğimiz arkadaşımla, Sevgili Pınar ile Mağusa'ya gitmek için yola koyulduk.
Öyle özlemişim ki denizin tadını.
Hesapsız dostlukları.
Ve Mağusa'yı.
Bu şehir, her acıyı dindiren, her kırgınlığı saran ve her günahı mübahlaştıran kocaman bir ev benim için.
Öyle özelmişim ki sabah kokan şehrin kokusunu.
Her şehir, başka kokar sabahları.
Mağusa başka.
Hani çocuklar hatırlar ya yastıklarının kokusunu, öyle hatırlıyorum ben, bu şehrin günün her saati, nasıl koktuğunu.
Göz alabildiğine mavi denize ve kadife kumlara bıraktık kendimizi.
Suyun en mucize hali deniz, sevginin en mucize yerlerinden bir şehirle, aynı duyguda buluşuyor.
Kemoterapi sonrası, olası güneş alerjilerine karşı, bu yıl güneşte kalmam yasak.
Ama hiç umursamıyorum bu kez yasakları.
Delebilme heyecanı yoksa, yaşayabilme heyecanı da olmaz.
İşte öyle küçük ayrıntılarda gösteriyor hayat derslerini.
Bazen hiçbirşey değişmemiş gibi.
Hala aynı kokuyor bu şehir.
Deniz hala aynı tatta.
Ve gözlerimi kapattığımda, ben yine o sahilde, aynı duygudayım, 14 yaşında.
18'inde.
20'lerin ilk günlerinde.
Ayrılırken de sevebilmek ve dönüp aynı sevgiyi bulabilmek, galiba en büyük zenginliklerden.
|