|
Babam, Samanbahça'daki evimize elektrik bağlattığında dünyalar bizim olmuştu.
1940'lı yılların ikinci yarısıydı.
Lefkoşa'ya elektrik sağlayan 'elektrik fabrikası' Rum kesiminde surlar içindeydi ve bir Rum şirketi tarafından
çalıştırılırdı.
Elektrik fabrikasını tırnak içinde yazdım, çünkü o zamanlar öyle derlerdi.
Günümüzde olduğu gibi elektrik santralleri yoktu.
Çocuktum, hayal meyal anımsıyorum
Elektrikçiler gelmiş sayaç takmış ve gerekli bağlantıları yapmıştı.
Denemek için sofadaki lambanın düğmesini açtıklarında ampulün yandığını görünce nasıl da sevinmiştik ailece.
Gece evin içinin gündüz gibi aydınlanacağını bir an önce görmek için sabırsızlıkla havanın kararmasını beklemiştik.
Artık gazyağlı, fanuslu lambalara gerek kalmayacaktı.
Bataryalı radyoların da pabucu dama atılacaktı.
Elektrikli radyolar girmişti evlere.
Radyolara çok meraklıydı babam. Bizim mahallede elektrikle çalışan radyoya sahip olan ilk ailelerdendik.
Çoğu kişi, Uzunyol'un Türk kesimine en yakın noktasındaki Uzunyanlar'ın "Philips" marka radyolarını tercih ederdi.
Önde üç beş lira, gerisi taksitle kocaman bir radyo alırdınız.
Kaç paraydı, pek anımsamıyorum, 20-25 liraydı galiba.
.
***
Bizim eve elektrik bağlandıktan üç beş yıl sonra 1949'da ya da 50'li yılların başında bir akşam hiç beklenmeyen bir olay oldu.
Yazdı...
Samanbahça'da insanlar, sıcak bir günün ardından öteki mahallelerde olduğu gibi, akşam serininde kapılarının önünde oturmuş sohbet ediyordu.
Kadınların ipliğe dizerek kolye gibi boyunlarına astığı yasemin kokuları yayılıyordu havaya.
Radyolar açıktı.
Herkes, Ankara Radyosu'nun "Yurttan Sesler" programından şarkılar dinliyordu.
Saat dokuza geliyordu galiba, pek anımsamıyorum.
Birkaç dosta sordum onlar da bilemedi.
Birdenbire korkunç bir patlama oldu ve Rum tarafından havaya kıpkırmızı kocaman bir alev topu yükseldi, anında elektrikler de gitti...
Işıklar söndü, radyolar sustu...
Bütün Lefkoşa zifiri karanlığa gömüldü.
Jeneratör ya da elektrikler kesildiğinde kendiliğinden yanan ışıldak ne gezerdi o zamanlar.
Mehtap da yoktu o akşam, patlamanın hemen ardından gökyüzü yıldızlarla doldu!
Herkes mum aramaya başladı...
Gazyağlı, fanuslu lambalarını yaktı.
Lefkoşalılar ilk kez o akşam anladı elektriğin değerini.
Meğer ne zormuş elektriksiz yaşam.
***
Kötü haber çok çabuk duyuldu.
Rum kesimindeki elektrik fabrikasının kazanı patlamış; fabrika yanıp kül olmuş.
Bilemiyorum; herhalde mazotla çalıştırılırdı.
Bir ara bir şeyler ters gitmeye başlayınca orada çalışanlardan bir Rum çocuğuna şalteri hemen indirmesini söylemişler, indirememiş galiba ve patlama olmuş, çocuğu da kurtaramamışlar.
Herkes neler olduğunu görmek için elektrik fabrikasına koşmuştu.
Adını elektrik fabrikasından alan bölge ana baba günüydü, herkes birbirine korkudan nasıl sokağa fırladığını anlatıyordu. Perişan olmuştu insanlar.
Enkaz yığını haline gelen fabrikadan havaya dumanlar yükseliyor, itfaiyeciler soğutma çalışması yapıyordu.
Bunun dışında yapılacak hiç bir şey yoktu.
Fabrika yeni baştan kurulacaktı ve bu iş için haftalar, aylar geçecekti.
İnsanlar yeniden eski günlere dönecek, ortaçağ karanlığını yaşayacaktı.
***
Hiç unutmam...
Bu olaydan çok önceleri fabrikanın yanından geçerken korkardım.
Büyükçe bir binaydı ve içerideki jeneratörler öylesine bir gürültüyle çalışırdı ki, üzerinde yürüdüğünüz asfaltın titrediğini hisseder, her an bir patlama olacağını sanırdınız.
Ve hep hayret ederdim, oralarda yaşayan insanlar nasıl olur da bu gürültüye dayanır diye.
Fabrikanın her tarafında, hemen dibinde evler vardı.
Ve bu evlerden bazılarını hayat kadınları mesken edinmişti.
Gençlerin uğrak yeriydi.
Bizim tarafta da Kuruçeşme ve Tazminat mahalleleri ünlüydü hayat kadınlarıyla.
Rum gençleri zaman zaman bir değişiklik olsun diye Kuruçeşme'ye, bizimkiler de elektrik fabrikasına giderdi.
O akşam, elektrik fabrikasında "işbaşında" olanlar, korkunç patlamayla kim bilir nasıl bıraktılar "işlerini"!
Bazılarını yarı çıplak, erkekleri ellerinde pantolonları kaçışırken görenler olmuş.
Olay, başta terziler olmak üzere gece de çalışan esnafın işini bozmuştu ama hayat kadınları hemen ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi işlerinin başındaydı!
Patlamadan civardaki evler hiç zarar görmemişti.
***
Bu hafta elektrik fabrikasındaki bu olayı yazmaya karar verdikten sonra yaşıtım ya da benden daha yaşlı bazı dostlarıma, aradan yıllar geçtikten sonra merak ettiğim bir şeyi sordum.
Ama kimse, o zamanlar elektrik fabrikasının neden özel bir şirket tarafından çalıştırıldığını bilemedi.
Öteki kazalarda da Lefkoşa'da olduğu gibi elektrik fabrikaları varmış ve hep Rum şirketleri tarafından çalıştırılıyormuş.
İngiliz yönetimi, çok sonraları Dikelya'da büyük bir elektrik santrali kurmuş.
Sevgili dost Mustafa Çomunoğlu, ilginç bir şey söyledi bana.
Lefkoşa'da yaşayanlar elektrik parasını Cuma Pazarı'na gidip ödermiş.
Orada cuma günleri Rum şirketinin bir adamı bulunurmuş ve elektrik paralarını o tahsil edermiş.
Ve günümüzde olduğu gibi elektrik parasını uzun süre ödemeyenlerin elektriği kesilirmiş.
İki ayda bir ödeme yapılırmış.
İki ayda aşağı yukarı iki üç liralık elektrik tüketirmiş insanlar.
Babamın polislik maaşı yaklaşık otuz liraydı.
İki ayda iki üç lira elektrik parasının az mı çok mu olduğuna artık siz karar verin.
Hafızamı yokladım; elektrik fabrikasının yanmasından kaç ay sonra yeniden elektriğe kavuştuğumuzu
anımsayamadım. Çomunoğlu kardeşim, "Galiba iki üç ay sonra" dedi.
***
Kıbrıslıların yıllar öncesindeki yaşamından kesitler, o zamanların renkli simalarından öyküler aktarmayı, sıkılmadığınızı umarak sürdüreceğim.
Önümüzdeki hafta yeni bir nostaljik yolculukta yeniden birlikte olmak umuduyla esen kalın...
|