|
İyi pazarlar...
Bugünkü nostaljik yolculuğumuz çok uzun!
Sizi günümüzden öyle elli altmış yıl öncesine değil çoook daha eskilere götüreceğim.
Kıbrıs'ın renkli simalarından, doymak bilmez kömürcü Kör Hüseyin'i anlatacağım size.
Bana anlatan seksen bir yaşındaki sevgili dost Mustafa Çomunoğlu'na da bir zamanlar babası anlatırmış Kör Hüseyin'in hikayelerini.
Gülmeden kırıldım Çomunoğlu'nu dinlerken.
Umarım okurken siz de neşeleneceksiniz.
Lafı uzatmadan hemen başlayalım...
***
Kalavaç'ta yaşarmış Kör Hüseyin...
O zamanlar bütün insanlar gibi fakirmiş.
Ama çok iyi, şakacı, güler yüzlü bir insanmış.
Kimseye bir zararı yokmuş.
Dağda odun keser, kömür yapar, eşeğine yükler Lefkoşa'ya getirir satarmış.
Ne ki, kazandığı parayı tümüyle yemeye harcarmış.
Durmadan yermiş ve hiç doymazmış!
- Doydum, dediğini hiç duyan olmamış..
Bir oturuşta iki üç insanı fazlasıyla duyurabilecek yemek yese de, elini ağzını götürür, başparmak ve işaret parmağıyla yanaklarına doğru çeker, (Mustafa Bey nasıl yaptığını gösterdi) "doymadım" dermiş.
-Nasıl olur be Mustafa Bey, çok mu şişmandı, kurt mu vardı karnında, diye sordum....
-Yoo, dedi Mustafa Bey, "Ufak tefek bir adammış ama panzehirliymiş."
- Panzehirli de ne demek?... Safrasında bir sorun mu vardı?
-Galiba... O zamanlar panzehirli derlerdi doymak bilmeyen insanlara. Ne yeseler, ne kadar yeseler doymazlardı.
Çomunoğlu dostum daha sonra Kör Hüseyin'in birkaç hikayesini anlattı bana..
***
Bir gün Kör Hüseyin, Lefkoşa'da bir eve torbalarla kömür boşaltırken ev sahibi kadın kocasına "Kahvaltı etmeyecek misin?" diye sordu. Adam da "Boş ver, iki kahvaltı (şamişicilerin yaptığı, içinde rendelenmiş hellim ve yumurta bulunan bir tür pide) alsam öğleye kadar beni tutar" dedi... Bunu duyan Kör Hüseyin hemen "İyi be, ben de gideyim kahvaltı yeyim" dedi. Ve adamın arkasından Bandabuliya'nın yanındaki bir şamişicinin yolunu tuttu. "Bana da iki kahvaltı yapın, açım" diye sabırsızlıkla beklemeye başladı. Kahvaltıları yaptılar, Kör Hüseyin çabucak yedi bitirdi ama tabii doymadı. "İki tane daha yapın" dedi, yaptılar onları da yedi, doymadı. Derken iki daha, iki daha şamişicinin hamurunu bitirdi. "Başka isteme, hamur yok" dedi adam ve Kör Hüseyin'den yediklerinin parasını istedi. Sekiz on tane kahvaltının parasını çok buldu Kör Hüseyin ve şamişiciye çıkıştı:
-Hani be, ben ne yedim da bu kadar para isten.
-Daha ne yeycen ve Hüseyin... Hamurumu bitirdin, bir da soran ne yedim diye.
-Ben bu kadar para vermem, Nereye istersen git.
Şamişici baktı olmayacak, polis çağırdı. Biraz sonra geldi polis.
-Nedir şikayetin?
-Gayık gadar on tane kahvaltı yedi hamurumu bitirdi, şimdi da bana ne yedim deyerek parasını vermez.
Şamişicinin bu sözlerine tabii Kör Hüseyin itiraz etti:
-Yalan söyler polis efendi. Fındık kadar hamur keser, çalar daşın üstüne, açar da açar inceltir ve gor önüme yeyim. Dürer, bükerim ağzımın kovuğunu örtmez.
Polis şamişiciye döndü:
-Sen anlamadın mı bunun ne olduğunu?... Olan hamuru yapdın, yedirdin. Bu doymaz bilmen? Söyle bakayım, sermayesi kaç paradır bu hamurun?
Şamişici başladı saymaya, "Bu kadar un, şu kadar simit, yağ, hellim" diye ve hesaplayarak fiyatını söyledi.
Polis bu kez Kör Hüseyin'e sordu:
-Kaç paran var?
-Otuz üç kuruşum var efendi. Bir hafta dağda odun kestim, kömür yaktım, arpa biddası kıypığı yedim, bütün gazandığım para bu.
Bunun üzerine polis Kör Hüseyin'den on iki kuruş alır ve şamişiciye verir:
-Git un al, yağ al ve hamurunu yap. Bundan sonra da çağırma beni Hüseyin bütün hamurumu yedi diye. Bu seni da yer!
Kör Hüseyin kıs kıs gülerek bindi eşeğine, çekip gitti. Şamişici arkasından bağırıyordu:
-Bir daha gelme ha.
***
Bağbozumu bir gün Kör Hüseyin ağabeyiyle üzüm alıp satmak için eşeklerine binerler ve Meluşa'ya giderler.
Ancak bağlarda sadece üç buçuk köfün üzüm bulabilirler. Ağabeyi, Kör Hüseyin'e "Bir buçuk köfünü sen al sat, ben iki köfünle dağın arkasına gideceyim" der. Hüseyin razı olur, köfünleri eşeklere yüklerler ve yola koyulurlar.
Ağası önde, Kör Hüseyin arkada.
Biraz yol aldıktan sonra tabii beklenen oldu. Kör Hüseyin yarım köfünden başladı üzümleri götürmeye. Bir salkım, bir salkım daha derken yarım köfün üzümü bitirdi ve öteki köfünden yemeye başladı. Mora'ya varıp dinlenmek için mola verdiklerinde Kör Hüseyin'in iki köfünü de boştu.
Ağası kendi üzümlerini hayvanın üzerinden indirdi ve köfünlerin üzerini alayla (çobanların kullandığı bir tür bez) örttü. Bunu gören Kör Hüseyin de boş köfünleri eşeğinden indirdi ve aynı şekilde üzerlerini örttü.
Bir süre sonra yanlarına bazı köylüler geldi ve üzüm almak istedi. Ağası, Hüseyin'e seslendi:
-Senin üzümlerden ver?
-Ne dedin?
-Kalk be yerinden, insanlar üzüm ister.
- Ben yorgunum ağam, sen ver.
- Amma tembel adam oldun be.
Ağası yerinden kalkar, Hüseyin'in köfünlerinden birinin üzerindeki bezi kaldırır, bir de ne görsün tek salkım üzüm yok. Ötekine bakar, onda da yok:
-N'aptın ulan üzümleri?
-Yolda gelirken yediydim.
-Neee?
***
Mustafa Bey'in anlattığına göre, Kör Hüseyin'in elleri, dağda odun kesmekten, kömür çıkarmaktan zamanla nasırlaştı, çatladı.
-Törpü gibiydi elleri, dedi ve bununla ilgili bir hikaye daha anlattı.
Kör Hüseyin Lefkoşa'da bir Rum'un evine kömür götürdü.
Ev sahibi Rum kadını, Hüseyin'den kömürleri varile boşaltmasını istedi.
Hüseyin bir baktı, evin hizmetçisi de var. Güzel bir kız. Hemen seslendi ev sahibine:
-Hizmetçi gelsin de torbaları boşaltmama yardım etsin.
Kız geldi, torbalardan birini birlikte tuttular ve boşaltacakları varilin yanına götürdüler.
Kör Hüseyin'in gözü Rum kızında!
Kömürleri boşaltırken kız öyle bir çığlık attı ki, ev sahibi kadın "aman ne oldu" koşarak geldi ve kızı ellerini iki bacağının arasına sokmuş, sızlanırken gördü:
-Ne yaptın be Huseyin'i bizim goriye (kıza)?
-Hiçbir şey yapmadım. Ben da anlamadım. Galiba elimin budağı (çatlağı) elini çizdi.
***
Yine bir gün bizim Kör Hüseyin başka bir Rum'un evine kömür götürdü.
Parasını verdiler ama baktılar Hüseyin ayrılmıyor.
-Ne beklen vre (be) Huseyin'i?
-Ekmek verin bana.
Ekmeği verdiler, "zeytin de verin" dedi Hüseyin.
Rum bunun üzerine epeyce zeytin de getirdi, hatta Hüseyin'e yedikten sonra içmesi için sigara da verdi.
Kör Hüseyin bu, ekmeği dört sokumda bitirdi, zeytinlere dokunmadı.
-Zeytinleri niye yemedim vre Huseyin'i?
-Bunları dağa sakladım. Orada yeycem.
***
Yazının girişinde yazdığım gibi çok ama çok şakacı birisiymiş Kör Hüseyin.
O gün Rum'un evinden ayrıldıktan sonra hanın içindeki kahveye giderek Rum'un verdiği sigarayı yakmış ve bir kahve söylemiş.
Kahvesini yudumlarken, oradakilere caka satmak için "Ne sigara be, içerim içerim bitmez" demiş ve sigarayı yere atmış.
Yerden dumanlar çıkmaya başlarken de, "Ne sigara be, gamini dumanı gibi duman çıkarıyor" deyince kahveci telaşlanmış ve bir kabın içinde su getirerek dökmüş sigaranın üstüne.
Bıraksam Çomunoğlu dostum, Kör Hüseyin'in başka hikayelerini de anlatacaktı ama o kadarla sohbetimizi bitirdik.
Ve sanırım bu haftaki yolculuğumuzu da böylece tamamlamış olduk.
Kısmetse haftaya yeniden birlikte olmak dileğiyle esen kalın, sevgiyle kalın.
|