Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
'Ecstasy'ye 8 yıl
UBP Genel Sekreterini seçmedi
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Grup ve birey

Dr. İsmail KEMAL

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Ocak 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Başbakan Erdoğan'ın Alevi iftarına katılması konusundaki tartışmalarda Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol önemli bazı noktalara değindi. Sn. Akyol, "Aforoz, tekfir ve düşkünlük" başlıklı yazısında, Başbakan Erdoğan'la iftara katılanların "düşkün ilan edileceği" yönündeki açıklamaları değerlendirdi. Taha Akyol, "düşkün ilan edilmenin" anlamını şöyle aktarıyor: "Düşkün ilan edilen kişi, belli sürelerle veya ömür boyu, cem törenlerine alınmaz, o köyde, o mahallede barınamaz, kendisiyle evlenilmez." Sn. Akyol, daha sonra "düşkün ilan edilme" ile Hristiyanlıktaki "aforoz" ve Sünni İslamdaki "tekfir" arasındaki benzerliklere işaret ederek, her üç durumda da grubun "daire dışına çıkan " bireyi kollektif olarak cezalandırdığını, farklı davranan ve düşünen kişinin itikadın dışına itildiğini, cemaatten atıldığını, bunun "özgür birey" kavramına aykırı olduğunu, demokratik "açık toplum" anlayışıyla bağdaşmadığını yazdı. Bunlar doğru.

Benzeri kolektif cezalandırma Musevi dininde de var. Bu konuda örnek ünlü filozof Spinoza'nın 1656'da Musevi cemaatinden kovulmasıdır. Spinoza ile ilgili kararda şöyle deniyor: "Spinoza, İsrail halkından kovulmuştur. Hiç kimse onunla sözlü veya yazılı olarak temas kurmayacak, ona hiç bir yardım yapılmayacak, aynı çatı altında olunmayacak, yanına yaklaşılmayacak, onun tarafından yazılan hiç bir şey okunmayacak."

Peki, "daire dışına çıkanı" kolektif olarak dışlayan ve cezalandıran sadece dinler mi? Sn. Akyol, konunun sadece dinlerle sınırlı olmadığını aktardı. " Totaliter siyasi hareketlerdeki "partiden atma" cezasını da bu arada hatırlatmak gerekir. Ait olduğu toplumun, cemaatin, veya inanç dairesinin dışına atılmak öyle ağır bir yaptırım ki, intihar edenler olmuştur. Hatta ajan, casus, hain olduğunu "itiraf" edenler bile olmuştur, hiç olmazsa öldükten sonra adını "temizlemek" için." Kanımca bu konuda en iyi edebi eserlerden biri Arthur Koestler'in Öğle Karanlığı (Darkness at Noon) isimli romanıdır. Romanın kahramanı Rubashov eski Bolşeviklerdendir. Devrime katılır. Devrimden sonra önemli görevler üstlenir. Stalin döneminde "parti çizgisinden sapmaktan" hapse atılır ve karşı devrimci amaçlarla yabancı güçler hesabına çalıştığını "itiraf" ederek idam edilir.

Dinlerin (ve diğer grupların) "daire dışına çıkana" verdikleri kolektif ceza sadece gruptan kovmak olmamıştır. Katolik Kilisesi örneğinde Engizisyon Mahkemeleri'ni hatırlayalım. Dinden saptığına inanılan kişilere korkunç işkenceler yapılmış, çoğu öldürülmüştü. Giordano Bruno yakılmadı mı? Tüm gruplar, üyelerinden itaat bekler, "dairenin dışına çıkanları" şu veya bu şekilde cezalandırır. Cezalandırma ve yarattığı korku, grubun varlığını koruma yöntemlerinden biridir. Akyol "Modernleşme sürecinde "birey" fikri oluştukça bu tür "kolektif cezalandırma"lar hem hukuk sistemlerinden, hem de itikat sistemlerinden zamanla siliniyor, "literatürde" kalıyor" diyor. Bu genel bir doğru ama yaşam çok daha karmaşıktır.

İnsan olarak aynı zamanda, farklı grupların üyesiyiz. Kimi gruplara doğar doğmaz dahil oluruz ve ayrılmamız ya imkansız, ya da çok zordur. Kimilerine kendi isteğimizle katılırız. Bebek doğduğu anda iki cinsiyetten birine aittir. Bir ailenin, dinin, etnik grubun üyesi, bir devletin vatandaşıdır. Sonra çeşitli gruplara, örneğin siyasi bir partiye katılır. Her grup, bireyden yaşamı boyunca ona uygun düşünce ve davranış sergilemesini bekler. Sapan cezalandırılır. Modern toplumlarda hukukta düzeltme yapılsa bile, farklılık sergileyenin toplumdan veya gruptan dışlanması kolayca sona ermez.

Toplumların ve grupların bireyden beklediği konformizmdir. Esas cezalandırılan, ortaya konan farklı görüş veya davranıştan çok gruba uymamadır. Grup, bir süre sonra cezalandırdığı görüşleri benimseyebilir. Katolik Kilisesi şimdi dünyanın döndüğünü reddetmiyor. Ama, bunu reddettiği dönemde "dünya dönüyor" diyenler cezalandırılmıştı. Şimdi de tüm gruplar için durum aynıdır. Erken öten horozun başı kesilir.

Her zaman çeşitli grupların üyesi olacağız. Az veya çok onların kurallarına uyacağız. Aksi takdirde toplumsal yaşam mümkün olmaz. Ancak, grubun konformizm, itaat talebi ile bireyin özgür olma, yaratıcı olma isteği arasındaki gerginlik de hep var olacak. Toplumların ileri gitmesi, "dünya yine de dönüyor" diyecek cesarete sahip bireylerin var olması ve toplumun bu bireylere hoşgörü ile yaklaşmayı öğrenmesi ile mümkündür. Farklılıklara hoşgörü ile bakmayı, bireyi ve özgürlüklerini ön plana çıkarmayı başaran toplumlar daha dinamik, daha yaratıcı ve başarılı oluyor.

Taha Akyol'un da belirttiği gibi sırf dini ve etnik kimliğinden (yani bir gruba ait olmasından) dolayı bir kabile gibi herkesten aynı siyasi davranışı istemek ve "dairenin dışına çıkanlar"ı hain, dönek, zındık, düşkün ilan etmek özgür birey kavramına aykırıdır. John Stuart Mill, tüm insanlık bir düşüncede, bir kişi de farklı düşüncede olsa, insanlığın o kişiyi veya o kişinin (gücü varsa) insanlığı susturmasının haklı olmayacağını yazmıştı.

   1480 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Aralık 2008, Perşembe   Hindistan'ın önemi
30 Kasım 2008, Pazar   Terör, Tac Mahal, Hindistan
27 Kasım 2008, Perşembe   TÜRKPA
23 Kasım 2008, Pazar   Global Eğilimler 2025
20 Kasım 2008, Perşembe   Yine Mustafa
16 Kasım 2008, Pazar   Ekonomide zor dönem
13 Kasım 2008, Perşembe   G-20 zirvesi başarılı olabilir mi?
09 Kasım 2008, Pazar   10 Kasım, 11 Kasım
06 Kasım 2008, Perşembe   Başkan Obama
02 Kasım 2008, Pazar   ABD seçimleri ve dış politika



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

MALİYE ve MERKEZ BANKASI HAMLE YAPMALI...

Mustafa BESİM

2009 BÜTÇESİYLE KRİZ AŞILIR MI?





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital