|
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "Türkiye'nin bir gün AB'nin üyesi olması için, Türkiye'de tam demokrasi ve demokratik laiklik olmalıdır. Laiklik zorla dayatılamaz" diye açıklama yapmış. Barroso'nun bu açıklamasının iler tutar yanı yok. AB Komisyonu Başkanı sıfatı taşıyan bir kişi nasıl böyle açıklamalar yapar?
"Türkiye'nin bir gün AB'nin üyesi olması için...." Sözü edilen sanki üyelik müzakerelerine başlamış aday bir ülke değil herhangi bir ülke. Üyelik müzakerelerine başlamış bir ülke, belirli önkoşulları yerine getirmiş ülkedir. Tam üye olması için geriye kalan tek şey üyelik müzakerelerini tamamlamaktır. Barroso'nun "bir gün AB'nin üyesi olması için" lafındaki "bir gün" çok önemli. Bu "bir gün" lafı çıkmaz ayın son perşembesi gibi bir şey. Türkiye, 1963 yılından beri Brüksel'in kapısı önünde bekliyor. Yıl 2008. Barroso bize hala "bir gün" gibi laflar ediyor. Ölme eşeğim ölme.
Barroso, "üye olabilmesi için Türkiye'de tam demokrasi olmalıdır" diyor. İlk bakışta kulağa hoş gelen bu açıklama da tutarsızdır. Teknik olarak üye olabilmek için Türkiye'nin üyelik müzakerelerini tamamlaması gerekir. "Tam demokrasi" soyut bir laf. Üyelik müzakerelerinin tamamlanması için yapılması gerekenler somuttur. Bu somut zeminden kaçıp yuvarlak lafların arkasına sığınmak, Türkiye'nin üyeliğini ilelebet engellemek için gerekçe yaratmaktır. Barosso'nun ülkesi Portekiz AB üyesi olduğu zaman "tam demokrasiye" sahip miydi? Diktatörlükten yeni çıkmış Portekiz, İspanya ve Yunanistan'ın kısa sürede üye yapılmalarının nedeni, bu ülkelerdeki kırılgan demokrasileri garantiye almak değil miydi? Yunanistan üyelik kriterlerini yerine getirmiyordu. Avrupa Komisyonu'nun bu yöndeki raporuna rağmen AB liderleri siyasi gerekçelerle Yunanistan'ı üye yapma kararı almadılar mı? AB üyesi yapılan Doğu Avrupa ülkelerindeki demokrasiler "tam demokrasi" miydi?
Barroso "demokratik laiklik" kriterini de koşul olarak getiriyor. Böylece siyasi literatüre "katkıda" bulunuyor. AB kriterleri arasında böyle bir kriter var mı acaba? Yoksa, Türkiye için mi icat edildi? Sayın Barroso "demokratik laiklikten" ne anladığını bize anlatsın. Bir siyasi sistem laik olduğu halde demokratik olmayabilir. Suriye böyle bir ülke. Acaba Sayın Barroso bunu mu anlatmak istiyor? Türkiye'yi, Suriye gibi ülkeler sınıfına koyuyorlarsa, niçin aday ülke yaptılar? Niçin üyelik müzakerelerine başladılar?
Gelelim Barroso'nun en önemli lafına. "Laiklik zorla dayatılamaz". Bu da kulağa hoş gelen bir laf. Ama, içi boş bir laf. Sayın Barroso'nun bu sözlerini okuyunca "Acaba Barroso hiç Avrupa tarihi bilmiyor mu?" sorusu aklıma geldi. Kendisi iyi eğitim almış bir kişi. Avrupa'da laikliğin nasıl gelişip yerleştiğini muhakkak biliyor. Bunları unutmuşsa, tarih bilgisini tazelemesinde yarar var. Avrupa'da laikliğin doğup gelişmesi çok sancılı ve kanlı olmuştur. Bu tarihi bir makaleye sığdırmak mümkün değil. Avrupa'da laik siyasi sistemlerin doğup gelişmesi için verilen mücadeleler, yaşanan savaşlar, devrimler yüzlerce kitaba sığmaz. Katoliklerle Protestanlar arasında mücadele şeklinde başlayıp laiklerle kilise arasında mücadele şeklinde devam eden bu süreçten bir kaç olayı hatırlatalım. 1572'de Paris'te Katolikler bir gecede kaç bin Protestanı katletti? 1588'de Katolik İspanya, Protestan İngiltere'yi yeniden Papa'nın emrine sokmak için donanmasını göndermedi mi? Protestanların Katolik Kilisesi'nin kotrolünden kurtulma çabası olan Reformasyon nedeniyle Avrupa'da 30 Yıl Savaşları yaşandı. Avrupa'da din devletinden kopuş ve ulus devletin kurulması, 30 Yıl Savaşları'nın sona erdiği 1648 Westphalia Antlaşması ile başlar. 18. yüzyılda başlayan Aydınlanma çağının doruk noktası elbette Büyük Fransız Devrimi'dir. Fransa'da ve Avrupa'da laik, demokratik sistemler Fransız Devrimi'nin ürünüdür. Sayın Barroso, biraz Fransız Devrimi tarihi okusun.
Gelelim Barroso'nun ülkesi Portekiz'e. 1497'de Yahudileri ve Müslümanları kovup Engizisyon Mahkemesi kuran Portekiz'de ilk laikliğe geçiş çabası 1750-77 döneminde yaşandı. Eğitim, kilisenin elinden alındı. 1821'de Engizisyon kapatıldı, dini tarikatlar yasaklandı, kilisenin mallarının büyük kısmına el kondu. 1910'da kurulan ilk Portekiz Cumhuriyeti döneminde, eğitim tamamen laik temele oturtuldu, kilisenin tüm mallarına el kondu, hatta kiliselerde çan çalmak yasaklandı. Salazar diktatörlüğünde kilise yine güçlendi, eğitimde etkisini artırdı. Portekiz'de din ve devletin yeniden ayrılması ve laik düzene geçiş 1974 Karanfil Devrimi ve 1976 anayasası ile mümkün oldu.
Avrupa için tüm bunlar artık tarihten ibaret. Laik sistem yerleşmiş. Kimse, kilise yönetimine dönme isteğinde değil. Avrupa'daki rejimler için en son tehlike komünizm tehlikesiydi. Bu konuda ne yaptılar? Gladio örgütünü kurdular. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile komünizm tehlikesi de ortadan kalktı. Şimdi, rejim tehlikesi yok. El Kaide gibi örgütlerin oluşturduğu tehlike var. Buna cevapları ne? Afganistan ve Irak'ta iki savaş. Barroso, 2003'te Portekiz Başbakanı olarak Irak'ın işgalini destekleyen liderlerden biridir. Irak'ın işgali için Başkan Bush, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar ile dörtlü zirveye katılmış, işgal kararı bu zirvede nihai şeklini almıştı. Dolayısıyla Sayın Barroso, Irak'ta yaşanmakta olan trajedilerden, yüzbinlerce insanın ölmesinden sorumludur. "Zorla dayatma" konusunda nasihat verirken, Irak halkına en büyük zorla dayatmayı ve kendi sorumluluğunu unutmasın.
Mustafa Kemal Atatürk, Fransız Devrimi'nin ilkelerinden aldığı ilhamla Türkiye'de laik bir sistem oluşturdu. Atatürk'ün devrimleri sayesinde Türkiye şu anda müslüman ülkeler arasında tek demokratik, laik ülkedir. Türkiye demokrasisinin eksiklikleri, aksaklıkları mutlaka giderilmelidir. Ancak, laiklik ilkesinin çiğnenmesine göz yumulamaz. Din ve vicdan özgürlüğü ile laik rejimi zayıflatma girişimlerini bir birine karıştırmamak gerek.
|