|
Rusya'nın Gürcistan'a Rus yetkililerin deyimi ile "ders verdiği" savaşta Gori kenti ön plana çıktı. Rus askerleri tarafından işgal edilen Gori kenti sakinlerinin trajedisini ekranlarda izledik. Bilindiği gibi Gori kenti, Yosif Vissarionoviç Djugaşvili'nin, yani Stalin'in doğduğu kenttir. Rus askerlerinin, "ulusal sorunu" çözümlediğini ilan eden Stalin'in doğduğu kenti işgal ve talan etmesi, büyük bir tarihsel ironoyi içerir.
Şimdilerde pek hatırlanmasa da, Stalin, Marksist jargonda "ulusal sorun" diye bilinen milliyetçilik, ulus, ulusal hareketler, etnik ilişkiler ve çatışmalar, bu tür sorunların nasıl çözümlenmesi gerektiği konularında Bolşevik Parti'nin en önemli teorisyeniydi. Stalin'in 1913 yılında yayınlanan "Marksizm ve Ulusal Sorun" isimli kitabı Lenin tarafından övülmüş, Marksistler için bu konuda el kitabı olmuştu. Gençlik yıllarımızda özenle okuduğumuz, hatmettiğimiz ve Kıbrıs'taki etnik anlaşmazlığı, Türkiye'de Kürt sorununu anlama, çözüm üretme çabalarımızda kullandığımız bir kitaptı Stalin'in kitabı.
Stalin, Ekim Devrimi'nden sonra Milliyetler Komiseri ve Lenin'in ölümünden sonra parti lideri olarak, etnik ilişkilerin çözümü konusundaki fikirlerini uygulama fırsatı buldu. Bu politikaların yarattığı trajedileri, bazı halkların topyekün Sibirya'ya, Orta Asya'ya sürülmesini, "böl ve yönet" politikası temelinde oluşturulan sınırları burada aktarma imkanı yok. Kafkaslar'da şimdi yaşanmakta olan etnik çatışmalar, biraz da Stalin politikalarının sonuçlarıdır.
Lenin ve Stalin'in çok uluslu Rusya İmparatorluğu için geliştirdiği teoride sosyalizmin bu tür sorunları çözümleyeceği varsayımı temel alınıyordu. Farklı uluslara kendi kaderini tayin hakkı verilecekti ancak bu uluslar ayrılmak istemeyecek ve sosyalizm içinde kardeşçe yaşayıp gidecekti. İşçiler kardeş olduğuna göre farklı ulus devletlere ihtiyaç yoktu. Ekim Devrimi'nden sonra sadece Finlandiya'ya ayrılma hakkı tanındı. Stalin, daha sonra Finlandiya'yı geri almak için askeri güç kullandı. Sonuçta Rus İmparatorluğu, Sovyet İmparatorluğu olarak devam etti. "Ulusal sorunun" çözümlendiği ilan edildi. Sovyet İmparatorluğu çökünce durumun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Şimdi savaşan Ruslarla Gürcüler, yetmiş yıldan fazla Sovyetler Birliği içinde birlikte yaşamıştı. "Ulusal sorun", etnik anlaşmazlıklar yerli yerinde duruyor. Sosyalizm ve enternasyonalizmin yerinde yeller esiyor. Güney Osetyalılar Gürcistan'ın parçası olmak istemiyor, Kuzey Osetya'yla birleşmek istiyor. Abhazlar bağımsızlık istiyor. Ruslar, 1801'de ilhak ettikleri ve Sovyetlerin çökmesi ile kaybettikleri bu bölgeyi denetim altında tutmak istiyor. Gürcüler, Sovyet yönetiminin oluşturduğu sınırların değişmemesini istiyor. Kafkaslar'da farklı milliyetçilikler çatışıyor. Sovyet İmparatorluğu'nun çöküşünün artçı depremleri devam ediyor.
Milliyetçiliğin öldüğü defalarca ilan edildi. Ünlü Amerikalı yazar Mark Twain, gazetede kendi ölüm ilanını görünce "ölümüme dair haberler fazla abartılmıştır" demiş. Milliyetçiliğin ölümüne dair özellikle sol kesimlerde yayılan "haber" de fazla abartılmıştır. Farklı ulusal, etnik grupların bağımsız devlet olarak var olma isteği şeklinde özetlenebilecek milliyetçilik, büyük imparatorlukları dağıtarak, ulus devletler sistemini oluşturdu. Olumlu ve olumsuz yönleri ile 20. yüzyılı şekillendirdi ve 21. yüzyılda, en gelişmiş ülkelerden en fakir ülkelere kadar etkisini sürdürüyor. Bu gerçeği anlamadan ve bu tür sorunlara her bölgenin ve ülkenin koşullarına uygun gerçekçi çözümler üretmeden sorunlar ortadan kalkmayacak. Sovyet deneyiminin de gösterdiği gibi etnik sorunları bastırmak, çözümlendiğini varsaymak, çözümlemek anlamına gelmez. Gün gele bir yerden yine patlak verirler.
Ulusal, etnik anlaşmazlıklara, sorunlara, Stalin'in kitabı temelinde çözüm üretme geleneği içinde yetişmiş, o şablonlardan tam anlamıyla kurtulamamış, geçmişin bazı temel varsayımlarını sorgulamamış, şimdilerde teori ile fazla uğraşmasa da eski tortuları atamamış, Sovyet deneyimi ile henüz ciddi olarak hesaplaşamamış sol hareketler, bu tür sorunlara gerçekçi yaklaşımlar getirebilir mi? Bu soru, kafamı kurcalayan bir soru.
Kafkasya'daki son gelişmelerin de gösterdiği gibi, bu konularda ayakları yere basan, hayalcilikten uzak yaklaşımlara gereksinim var. Bu işler Stalin geleneği ile olmaz.
|