|
Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'yı tek yanlı olarak tanıması sonrasında Batı ile Rusya arasında tırmanan gerginlik, "Yeni bir Soğuk Savaş mı?" sorusunu akla getiriyor. Ancak, şimdi yaşanmakta olan gelişmeleri Soğuk Savaş olarak nitelemek mümkün değil. Soğuk Savaş, belirli bir tarihsel dönemde, iki farklı sosyal sistem arasında, (kapitalizm ve sosyalizm) dünya çapında üstünlük için, yaşamın her alanında verilen kıyasıya bir mücadeleydi. İki farklı ideoloji, iki farklı ekonomik model arasında insanlığın geleceğini belirleme mücadelesiydi.
Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra Rusya çok sancılı bir şekilde de olsa dünya kapitalist ekonomik sistemine entegre oldu. Rusya, farklı ekonomik bir modeli veya alternatif bir ideolojiyi temsil etmiyor. (Aynı şey Çin için de geçerli. Çin sosyalist olduğunu söylese de, global kapitalist ekonominin bir parçası.) Rusya ile Avrupa arasında ekonomik alanda güçlü entegrasyon var. AB, tükettiği doğal gazın önemli bölümünü Rusya'dan alıyor. Demek ki, Batı ile Rusya arasında patlak veren mücade Soğuk Savaş modeline uymuyor.
Rusya ile ABD ve Batı arasında şimdi yaşanmakta olan mücadele, uluslararası ilişkilerde yüzyıllardan beri devam eden klasik güç mücadelesine dönüştür. Ünlü Antik Yunan tarihçisi Thucydides'in (M.Ö. 455-400) Pelepones Savaşları Tarihi isimli eserinde aktardığı Atina ile İsparta arasındaki güç mücadelesi, bu tür mücadelelere örnek olarak verilir. O gün bu gündür, insanlık tarihi farklı büyük güçler arasındaki mücadelelerle doludur. Uluslararası ilişkiler normal seyrine, yani farklı güçler arasındaki mücadeleye geri dönüyor. Soğuk Savaş döneminde iki ideoloji temelinde iki kutup oluşmuştu. Soğuk Savaş sonrasında ise, ABD'nin hegemonyasında tek kutuplu bir sisteme geçilmişti. Şimdi, ABD'nin hegemonyasına karşı çıkılıyor. Bunu önce Rusya yaptı ama arkası gelecek. Çok kutuplu yeni bir uluslararası sistemin doğuş sancılarına tanık oluyoruz. ABD artık köpeksiz köyde, değneksiz gezemeyecek. O dönem geride kaldı.
Bugün, Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'de başlayan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirve toplantısı, çok kutuplu dünya eğiliminin habercisi. ŞİÖ, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'dan oluşuyor. Gözlemci üyeler arasında İran ve Hindistan da var. Yükselen güçler ŞİÖ içinde.
Son gelişmeler, bir kez daha, uluslararası ilişkilerde ilkelerden söz etmenin ne kadar boş olduğunu, esas olanın çıkarlar olduğunu gösterdi. Devletler kendi çıkarlarına uyduğu zaman bir ilkeyi savunurlar, uymadığı zaman da unuturlar. Bunu anlamamak, tüm güçlerin her zaman uyduğu bazı ilkeler olduğunu sanmak, diplomaside naif tutumlara yol açar. Rusya, işine gelen konularda devletlerin toprak bütünlüğünden yanadır. İşine gelmeyen Gürcistan konusunda, Güney Osetya ve Abhazya'yı tanımakta bir sorun görmüyor. Bunu yapan sadece Rusya değil. Şimdi Gürcistan'ın toprak bütünlüğünden dem vuran Batı, daha dün Kosova'nın bağımsızlığını tanımadı mı? Çifte standart uluslararası ilişkilerin karakterinde var. Çifte standart uygulamayan yok. Uluslararası ilişkilerde temel olan ilkelerin değil, ulusal çıkarların savunulmasıdır. Sadece çok zayıf ülkelerle, büyük güçlere tamamen bağımlı ülkeler ve liderler bunu yapamaz.
NATO Konseyi, Rusya Federasyonu'na Güney Osetya ve Abhazya'yı tanıma kararından vazgeçme çağrısı yaptı ve "Rusya'nın tavrının, BM Güvenlik Konseyi'nin birçok kararına aykırı düştüğüne" dikkat çekti. Rusya'nın buna vereceği cevabı tahmin etmek zor değil. ABD Irak'ı işgal ederken BM Güvenlik Konseyi kararlarına mı uydu? Kosova'nın bağımsızlığı ve tanınması konusunda BM Güvenlik Konseyi kararı var mı?
Kafkasya'da başlayan gelişmelerin sadece bu bölge ile sınırlı kalmayacağı, uluslararası dengeleri etkileyeceği ortada. Büyük güçler arasındaki nüfuz ve güç mücadelesi, çok kutupluluk, orta büyüklükteki güçlere daha fazla manevra olanağı sağlar. Yeter ki, bunu değerlendirmeyi bilsinler ve kişilikli politikalar yürütsünler. Rusya'nın politikalarını beğenmeyebiliriz ama kendi ulusal çıkarlarını savunma konusundaki kararlılığına saygı duymak gerek.
|