|
Futbolun geleceği adına Futbol Federasyonu'nun ajandasında olması gereken üç önemli gündem maddesi; 1. Genel Kurul yapısı, 2.Sponsorluk ve 3.Şirketleşme olmalı.
İnşaata başlarken temeli çürük veya eksik malzeme kullanırsanız o binadan hayır gelemeyeceğini bilmelisiniz. Bina ya kendiliğinden çökecek, ya da ilk sarsıntıda yıkılacak. Bizde spor teşkilatlanması işte böylesi bozuk temeller üzerine kurulmuştur. Futbol mu? Çökmüş ve onarılması zor bir bina gibi.
Bu yüzden genel kurul yapısıyla başlamak isterim. Ülkemizde tanınmamışlığın verdiği dezavantaj, Avrupalılaşmayı yalnızca cümle arasına sıkıştırmaya yarıyor. İşimize geldiğinde "Avrupa" misali, işimize
gelmediğinde "KKTC" misali.
Örneğin gelişen futbol sektörü içerisinde değişime kaşı çıkıp popülist davranırsanız, tanınmamış bu ülkede kazançlı çıkarsınız. Sırasında seçim de kazanırsınız ama gelecek adına saygısızlık yaparsınız. Çünkü, popülist düşünce sizleri her zaman "gebe" kalmaya zorlar.
Örneğin Futbol Federasyonu genel kurul yapısının, değişen futbol sektöründe futbola hizmet etmediğini herkes biliyor. Dünyanın hiç bir ülkesinde Üçüncü ve İkinci Lig takımları futbolda hükümdarlık kuramaz. Buna asla ve asla izin vermezler. Yalnızca alt yapının gelişimini sağlayacak ligler olarak desteklenip geliştirilir. Ama ülkemizde ne hikmetse, futbol ligi planlaması İkinci ve Üçüncü Liglere göre yapılır. Birinci Lig takımlarının söz hakkı bile olmaz. En büyük bütçeli takımlar, mazileriyle övüne övüne ağızlarından köpük gelen yöneticiler, kulüplerin haklarını savunma adına kurulan sözde Kulüpler Birliği hep "FOS" çıktı.
Lütfen, İkinci ve Üçüncü Lig takımları gerçekleri saptırarak bana sitem etsin. Aksi halde, FB, GS, BJK'yi değil de Bank Asya Ligini izlemelerini tavsiye edeceğim.
Birinci Lig takımları ile İkinci ve Üçüncü lig takımları arasında her zaman bir fark olmalı. İşte o zaman vizyonu geniş, kaliteli ve izlenilebilir ligden bahsedebiliriz. Dünyada "KRİTER" denilen bir kelime var. Bizde benimsenmediğinden hep ters okunur "REİTER". Yani anlamı olmayan. Tıpkı liglerimiz gibi. Ne de olsa ters bir ülkeyiz. Birinci Ligden tutun da Üçüncü Ligin son takımına kadar kulüpler arası fark yaratamıyorsanız, kriter getiremiyorsanız, hiç kimse kusura bakmasın ama ne liginiz, ne büyüklüğünüz ne de mazinizin hükmü geçerlidir. Geçerli olan yalnızca "REİTER" kelimesi olur.
Türkiye'de Birinci Ligi "Keçiören Belediyesi" kulübü yönetemeyeceği gibi, İngiltere Premier Ligi'ni de "Forest Green" yönetemez. Futbolun geleceği, değeri, ekonomisi ve reytigi adına buna asla izin vermezler. Bizlerde tam tersine, özellikle Birinci Lig takımları, kısa vadeli düşünce tarzından ve "aman bunu da koparayım" düşüncesinden, sessiz kalmayı bir ilke edinmiş.
Çetinkayasından tutun da Gönyelisi, MTG'lisi ve diğer Birinci Lig takımları yalnızca günü birlik kararlar üretti. Onlar için önemli olan kazanılacak "Şampiyonlukar"dı. Bana çıkıp da en köklü kulüp başkanı veya en fazla para harcayıp şampiyon olan kulüp başkanları kulağa hoş gelen hikayeler anlatmasın. Esasında bu tarz düşünenlere sahip kişilere küçücük bir sorum olacak.
Birinci Ligde oynamanın bir bedeli, kriteri ve farkı olması gerektiğini düşünen bir kişi olarak: Üçüncü veya İkinci Ligden düşmüş fakat sırf federasyon seçimi kazanabilme adına, düşen takımlara vaad veren bir yönetimin alacağı kararla tekrardan Üçüncü veya İkinci Lige yükselecek takımlarla, Birinci Lig takımlarının genel kurulda oy hakkı eşit mi olacak? Veya Birinci Lig takımlarıyla İkinci -Üçüncü Lig takımlarının oy hakları eşit mi olmalı?
Yıllardır bu soruya yanıt veremeyen "popülist düşünceli" başkanlar (kulüp ve federasyon), belki bundan sonra daha gerçekçi düşünüp futbolun geleceği adına önemli kararlar alır. Aksi halde vaad, şan-şöhret, mücadele tarihi, büyük camia, gibi söylemler yalnızca havada kalacak.
|