|
Artık o koşuşturma, o telaş yok yaşantımda...
Hayatı bilerek, tanıyarak yaşamaya başladım...
Ne istediğimi, ne yapmam gerektiğini biliyorum.
İnsanları tanıyorum en önemlisi...
Herkesin farklı olduğunu kabullendim...
Ve en önemlisi, bir insanın yetişmesinin, yetiştirilmesinin yıllar boyu süreceğini;
Bir insanın çevresindeki kişilerin ne denli önemli olduğunu artık çok iyi biliyorum...
Ve öfkenin,
Zekanın alevini nasıl söndürebileceğini görebiliyorum...
İnsan yaşamında SABIR'ın çok önemli, belki de en önemli duygu olduğunu hissedebiliyorum...
Mitoloji
Aphrodite

Günün birinde Tanrıça Aphrodite'in oğlu Eros, bilmeden yaralamıştı annesini. Eros'un oku kime değerse, sevgiyle yanıp tutuşurdu o kişi.
Aynı şey Aphrodite'in de başına geldi; güzel, ölümlü Adonis'e delicesine vurulmuştu Tanrıça. Tüm vaktini genç adamla geçiriyordu; ama bir de korkusu vardı. Adonis avcılığı çok seviyordu. Aphrodite onu, özellikle tehlikeli avlardan korumak istiyor; zaman zaman da öğütler veriyordu genç adama.
Sonunda, korktuğu başına gelir Tanrıça'nın... Adonis, gençliğinin verdiği gözüpeklikle, üzerine gitiği bir yaban domuzu tarafından öldürülür. Av sonrasında Aphrodite koşup gelir, ama çok geç kalmıştır; kollarına alır sevgilisini ve saatlerce ağlar kederinden. Sonra da, ilkbaharın kısacık ömürlü çiçeği olan "Manisa Lalesi"ne dönüştürür, ömrü çiçek kadar kısa geçen Adonis'i.

Kim kazanıyor...
Bir üniversite sınavının sonuçları daha açıklandı. Sınav sonuçları açıklanırken dereceye giren adayların devlet okulları öğrencisi oldukları ve orta sınıfta yer alan ailelerin çocukları olduğuna dikkat çekildi. Bu dikkat çekmenin nedeni son yıllarda devlet okullarının gözden düşürülme çabalarına paralel olarak eğitimde başarının ailelerin ekonomik güzüyle doğru orantılı sayılmasıydı. Eğitimde başarı için yabancı dille eğitim yapan özel okullarda okumak, gerekirse özel ders aldırmak, dahası öğrenciyi yabancı ülkelere gönderebilmek önemli koşullar sayılıyordu. Yine de bu yaklaşım geçerlidir. Orta ekonomik sınıfta yer alan ailelerin bile tüm olanaklarını zorlayarak 'çocukları için en iyiyi sağlamak' amacıyla bu koşullara ulaşmayı amaçladıkları da bilinmektedir.
Aslında devlet okullarının da, özel okulların da doğruları ve yanlışları vardır. Bunların ele alınıp incelenmesi ve tartışılması gerekir. Ancak bundan da önemli olan, 'eğitimden hangi hedefin gerçekleşmesini beklemektedir?' Bunun yanıtını sınav sonuçları nedeniyle kendileriyle görüşülen derece almış öğrencilerden de alma olanağı vardır: eğitimden beklenen hedef 'parlak bir meslek'tir. Parlak bir meslek ise iki uç hedefi gerçekleştiren yol olarak önem taşımaktadır: yüksek bir gelir, yüksek bir sosyal prestij. Üniversite bunlar içindir.
Bizim dönemlerimizin anlayışı da buydu, bugünlerin anlayışı da böyle görünmektedir. Bütün bunlarda şaşılacak, yadırganacak bir yan da yoktur. İnsanların kendi hayatlarını kurmaları, bunun için de hayatlarını kazanmaları doğru bir hedeftir. Ancak bizim dönemlerimizin seçenekleriyle bugünün seçenekleri arasında sıralama farkları vardır ki bu da doğaldır.
"Kim kazanıyor?" sorusunun çok sade bir yanıtı vardır: Sakin olan, sabırlı olan, kararlı olan kazanmaktadır. Dereceye girerek kazanan gençlerimizinm açıklamalarına dikkat edildiği zaman görülmektedir ki, gençlerin 'kazanmak için kararlılıkları vardır', çalışma sistemi için 'sabırları vardır', hem hedefleri, hem de çalışmalarına güven duydukları için de 'sakindirler'. Bu gençlerin başarısının gizi 'kendilerini güdüleme güçleri'nde yatmaktadır. Başarının büyülü sözcüğü olan 'motivasyon'un anlattığı da tam olarak budur.
Hiçbir başarı rastlantı değildir, şans değildir, yıldızın parladığı an değildir, kader değildir. Başarı, bilinçli bir seçimdir, ödenmesi gereken bedelleri vardır, sıkıntıları vardır, engelleri vardır, tuzakları vardır. Başarı eğer bilinçli bir seçim olabilirse bütün bunlar aşılacaktır.
Bütün engelleri aşacak olan, bütün tuzakları görecek olan da 'öğrencinin kendisidir.'
Onun için de bütün eğitim sürecindeki en önemli etken 'öğrencinin kendisidir.'
İnsanın gücü, kendisini tanıması, kendinin farkında olması, kendini harekete geçirebilmesi, kendini yönetebilmesidir. Şans da budur, kader de budur, insanın geleceği de budur.
Ailelerin desteği, çocuklarının güçluklerini ortadan kaldırmak değil, ona bu güçlükleri görüp yenebilecek 'özbilinci' vermektir.
Çocuklarının bütün yanlışlarının arkasında durup onları çözümleyen aileler farkına bile varmadan çocuklarına kötülük etmektedirler, onların başarılarının engeli olmaktadırlar.
Çocuklar öncelikle kendileri olabilmeli, güçlü ve güçsüz yanlarını görerek hayatta neleri yapabileceklerini, neleri ise yapamayacaklarını kendileri anlamalıdırlar.
Özbilinci olan bir genç bunu şöyle kanıtlayacaktır:
* Kendi seçtiği, bilinçle seçtiği bir hedefi olacakır.
* Bu hedefine ulaşabileceği gerçekçi ve etkin bir programı olacaktır.
* Hiçbir tuzağa düşmeden bu programı uygulayacak sabırlı bir iradesi olacaktır.
Hedefi olmayan, hedefe gidecek yolu bulamayan, sabırlı bir iradeye sahip olmayan hiç kimsenin başarı şansı olamaz.
'Sakin, sabırlı, kararlı olmak'. Başarıya açık insanın tanımı budur.
Daha öğrenciyken ailenin ekonomik gücünün ortağı yapılarak erken doyurulmuş, erken doyurulduğu için de doyumsuz olmuş, hedefi günlük yaşam zevklerine kaymış gençlerin ne yazık ki özbilinç sahibi olmaları engellenmiştir. Bu 'özbilinç engelli gençler' hayatları boyunca kolayı, rahatı, başkaları tarafından sağlananı arayacaklardır. Bunları bulduğu sürece arsızca mutlu, bulamadıkları zaman da küstahça mutsuz olacaklardır. Hayat için kaybedilmişlerdir.
Geçmişte kim kazanmıştı? Bugün kim kazanıyor? Gelecekte kim kazanacak?
Hep 'hedefi olanlardır, yolunu açanlardır, sabırla yürüyenlerdir'.
Başlayanlara değil, bitirenlere bakacaksınız. Gerçek oradadır.
"Erken Büyüyen Çocuklar" - Dr. Erdal Atabek
s.215-216-217-218
|