|
"Daha dün gibi" diyerek başlanır geçmişte yaşananlardan söz edilirken...
Geçmiş özlemdir çünkü. Geçmişte yaşananlar bir daha yaşanamaz diyedir bu deyiş.
Öylesi yakındır, öylesine özlenendir ki yaşananlar... Kimi pişmanlıklar...
Kimisini yeniden yaşamak istersiniz, çoğunu unutmak...
Yeniden yaşamak ya da unutmak... Önemli olan her şeyi fark ederek yaşamak...
Ya da "daha dün gibi" dememek, yaşandı ve bitti diyebilmek...
Önemli olan bugün. Önemli olan bu günü ölçe - döke, keşke dememek için en ince ayrıntıyı hesaplayarak yaşamak...
Pişmanlık duymadan dümdüz bir çizgide emin adımlarla yol almak... Alabilmek...
* * *
Geçenlerde dostlarla bir arkadaşımızın doğum gününde buluştuk.
Yaşının çok altında görünen arkadaşımız, olduğu yaşı ısrarımızdan dolayı açıklarken şöyle dedi; "Gençken günler çok çabuk ama yıllar zor geçerdi. Yaşlılıkta ise yıllar daha kısa, günler ise öyle uzundur ki, bir türlü geçmek bilmez..."
Gençlikte öylesine yoğun yaşanır ki her şey, geriye dönüp bakacak zaman kalmaz. Yapılacak öyle çok işiniz vardır ki...
Yıllar geçtikçe olgunlaşırsınız. Fiziksel olarak da, duygusal olarak da...
Özlediğiniz her şeyi anımsarsınız "daha dün gibi diyerek"...
Sanki daha dün yaşamışçasına...
Daha dün doğmuşçasına çocuk sanırsınız kendinizi oysa, hedefe öyle yakınsınız ki...
Türk halk müziği
Belirli bir yörenin yerleşik insanları tarafından üretilen, severek söylenen ve çalınan, o yöre insanının ortak yapıtı haline gelen ve kulaktan kulağa aktarılarak yaşatılıp günümüze kadar ulaşan müziklerdir. Bu müzikler yerel kültürlerin izlerini taşır ve yaratıcılarının adları çoğunlukla belirsizdir(Anonim).
Türk halk müziği, tarihin eski zamanlarından bugüne değin Anadolu ve Rumeli'de yaşamış bütün uygarlıkların, kendilerine özgü kültürel değerlerini biriktirerek ve yörelere göre kültürel farklılıkları içinde barındırarak oluşan ve sonuçta zenginlik ve çeşitliliği ile tüm dünyada ender görülen bir yapıdadır. Halk Müziği, bölgesel özellikleri bakımından çok çeşitlilik ve farklılık gösterse de, genel sınıflama açısından;
İstanbul ve Rumeli
Ege
Orta Anadolu
Güneydoğu Anadolu
Doğu Anadolu
Karadeniz
Akdeniz
olmak üzere yedi bölge içinde toplanarak incelenebilir. Bununla birlikte, aynı bölge içinde yer alan kimi kent, merkez ya da yöreler arasında da önemli farklar bulunabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Toplum hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumun kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ezgilerdir.
Örnek vermek gerekirse, "Ağlama gözlerim mevlam kerimdir" adlı türkünün Pir Sultan Abdal'a ait olduğu söylenir.
Gurbet elde bir hal geldi başıma
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Derman arar iken derde düş oldum
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Huma kuşu yere düştü ölmedi
Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı
Dedim yare gidem nasip olmadı
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Kağıda yazılmış ufak yazılar
Anadan ayrılmış körpe kuzular
Derdi olan yüreğinden sızılar
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Kağıt yok ki yazam yare gönderem
Ya ben ahvalimi kime bildirem
Can tatlıdır uram kendim öldürem
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
Abdal Pir Sultan'ım böyle buyurdu
Ayrılık gömleğim biçti geyirdi
Ben ayrılmaz idim felek ayırdı
Ağlama gözlerim mevlam kerimdir
* * *
Nida Tüfekçi tarafından derlenen bir başka türkü ise şöyle;
Şen olasın Ürgüp dumanın tütmez
Kıratım acemi konağı tutmaz
Oğlum da pek küçük yerimi tutmaz
Cemalim Cemalim algın Cemalim
Al kanlar içinde kaldın Cemalim
Ürgüp'ten de çıktığımı görmüşler
Taşkadı'nın pınarına inmişler
Beni öldürmeye karar vermişler
Cemalim Cemalim algın Cemalim
Al kanlar içinde kaldın Cemalim
Cemal'in giydiği ketenden yelek
Al kana boyanmış don ile gömlek
Bize nasip değil ecelnen ölmek
Cemalim Cemalim algın Cemalim
Al kanlar içinde kaldın Cemalim
Bu türkü, öldürülen Cemal'e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında Cemal'le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal'in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. Cemal'in öldürülme hadisesi şöyledir:
Ürgüp'ün Karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayılan Cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz. Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür.
Ağıt, Şerife'nin ikinci kocası Hayrullah'ın sonraki yıllar Refik Başaran'a "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın." diye sitem etmesi üzerine Cemal adlı türkü plağa okunur. Cemal Hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır. Onun öldürülüşü Şerife kadar Hayrullah'ı da etkiler. Hayrullah, Şerife'nin türkünün her çalınışında gözünden iplik iplik yaşlar akıtmasını, Cemal'i bir türlü unutamamasını daima anlayışla karşılamıştır.
toprak güldü
mavi yağdı bu sabah yağmurlar
gece zifiri karanlıktı
uyandı dünya
yeni bir sevda sabahına
kızardı ufuklar
utandı seher vaktinden
tac oldu gökkuşağı aşıkların başına
sustu kuşlar, sustu sesler
sustu evren sevdaya saygısından
mavi yağdı bu sabah yağmurlar
toprak güldü...
|