Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
UFO'lar yine geldi!
Ya eşel mobil ya da 13. maaş
6 haftalık bebek, kürtajla alındı
Eşel-mobil gerdi
10 bin YTL ile serbest kaldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

HAYAT ANNELERİ

Beste SAKALLI

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Mayıs 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sevgili anne,

Şimdi herkes gibi sen de bilindik laflar etmemi bekleyeceksin. Teşekkür edip, minnettar kaldığımı söylememi falan. Bal rengi saçlarının kokusunu, değişen tüm dengelerinin karşısında değişmeden, kımıldamadan, durgun ve suskun bir deniz köpüğü gibi kendini nasıl da savunabildiğini ve özlettiğini. Ardından, küçücükken ve yaşanacaklar tüm mahremiyetiyle 'yarın' denen o gizemli zaman diliminde büzülmüşken, her şeyin nasıl da merhametli, düşüncelerin nasıl da iyi niyetli ve sıcakkanlı olduğunu vurguladığımı duymak isteyeceksin.

 

Sonra kendimi kötülemem gerekecek sana. Hayatı ve yaşadıklarımı yuhalamamı bekleyeceksin. Ucuz atlattığım çiziklerimin hikayelerini, ağız alışkanlığından öteye geçmeyen 'iyiyim' deyişlerini ve belki mutsuzluklarımı, bu yazıyla, törpülemeden, giydirmeden, saçlarını başlarını düzeltmeden sergilememi dileyeceksin.

 

Dinleseydim söylediklerini, gözlerinle dediklerini dikkate alsaydım, ettiğimiz 'keşke'lerden biraz kendime ders çıkarabilseydim, çocukluktan sonra nasıl vakur ve huzurlu bir 'büyüklük' geçirebileceğimi itiraf edeceğimi sanacaksın. Karşıma geçmiş, uzun süredir düşündüğün ve belki de üzerinde hala kararsız kaldığın ses tonunla 'ben demiştim' demek için hazırdasın. Komut bekleyen bir asker gibi, tüfeğin sesinden irkileceğinden emin ama irkildiğini belli etmeyecek kadar gururlu, bekliyorsun söyleyeceklerimi. Ama yanılıyorsun. Bunların hiçbirini anlatmayacağım çünkü.

 

Bu kez benim anneliğimi anlatacağım sana. İnsan, annesinin rahminin kıyılarından açıldıktan sonra, defalarca yeniden doğurmak zorunda kalıyor çünkü kendini, inan bana. Ve doğuranları oluyor annesinden sonra, defalarca. O kadar ki, büyüyemiyor bir türlü. O kadar çok yeniden başlıyor ki, tüketiyor geçmişle gelecek arasında kullandığı bağlaçların hepsini. Koca bir adamın, gözlerinin dolması zaman zaman, alnı çizgilerle bezenmiş bir kadının hala alınması ve saçmalaması, hepsi 'yeni baştan başlama'nın getirileri, ruhlarındaki çocukların vızıldayan sesleridir. Yazmıştım daha önce de. Rahmini reddettiğim gün tekrarlamıştım hatırlarsan. Bir ülkenin, aşkın, bazen bir acının, bazense hiç aklına gelmeyen bir adımın, nasıl doğurduğunu insanı.

 

Ara sıra, basit bir formalite gibi kalıveriyor senin beni doğurduğun tarih, anne. Bilirsin işte, adımı verdiğin, yüzüme bakınca dokuz ayın işkencesini unuttuğun o tarih, bir formalite oluveriyor, yalnızca. İnsanın adını kokan yağmurlar yağmadıkça, adının damarına basan şiirler yazılmadıkça, dingin baharlar kanına süzülmedikçe, hayalleri bir paradoks olmaktan çıkıp, tüm gerçekler tarafından oybirliğiyle kabul edilmedikçe, yaşamak bir formalite, doğmaksa bir masal gibi geliyor anne. Uyutulmuşuz meğer biz o ninnilerle...Önce sen, şimdi de ben.

 

Defalarca kez yeniden başlamak gerekiyor çünkü. Hüzünlerinin yüzüne gülerek, içinin acıyan yerlerini okşayarak, yanağından makas alarak küskün taraflarının, her yeni gün, tekrardan var edebilmek gibi bir mucizeye sahip olabilmek gerekiyor, doğmak için gerçek anlamda. Yani her şey, karnında tekmeler savurmakla, kendini bir şey sanmakla olmuyor. Bazen galiba, hayatın gözünü korkutmak gerekiyor.

 

Sevgili anne, başka neyiyiz kendimizin bilmiyorum ama annesiyiz en başta. Bu şehir, bu kent ve bu sokak sabote etmeye niyetlendikçe hayatla görüşmelerimizi, inadına doğurmak zorundayız kendimizi. Ve bizi doğuracaklar bulmak. Sanırım ne kadar çok anne olursak ve ne kadar çok annemiz olursa, o kadar çok yaşamış sayılacağız çünkü. O kadar büyük ve o kadar anlamlı yaşamış...Değil mi ki narin bir çiçek olup doğuvereceğiz bu hayatın sonunda bile..Ölüme inat, killi toprakların ve kadife sesli yağmurların işbirliğinde...Doğmalıyız o yüzden yaşarken de, yaşamın her tadının işbirliğinde.Bir anne kadar kutsal, bir çocuk kadar saf günün sonunda...

 

 

**************** 

 

İzin

 

ve annem yeniden rahmine dönmeme izin vermedi

köklerimde toprağım eksildi o gün

sözüm savaşa geçmedi

 

sendeledim ilk virajında daha sevmenin

sarsıldım

yakarken gözlerimi gözlerinin fenerinde

bu şehirle aramı bir daha açtım   

hangi kapıyı çaldıysam

yüzüme kapandı annem

 

************** 

 

Kıbrıs Yazıları

 

Bu ülkenin adıyla en çok yazılan, çizilen kelimelerdir siyasetle ilgili olanlar. Karpaz'daki ağ kokusunu, Lefke'de başınızın üzerinde dans eden martıları, Baf'taki Afrodit'i kaleme almak varken, hep başka başka sözleri andı kalemlerimiz bugüne dek. Hepimizin direncini kaybettiği günler olmadı mı? Oldu. Siyasetin adını duyduğumuzda köşe bucak kaçacak, saklanacak delik aradığı, midemizin bulandığı olmadı mı? Oldu. İçimizde, gökyüzündeki tüm yıldızları dağıtacak kadar fırtınalar koparmadı mı yaşadıklarımız? Hala yükünü kaldıramadığımız, örte örte kapayamadığımız ve inatla unutturulmayan bir tarihin sonuçları değil miyiz hepimiz? Toplasak kaç ettiğimiz ortada, çarpsak bölsek, çıkarsak kaç kaldığımız belli. 'Bir' bile olamadık daha şu küçücük adada. Yıllardır nüfusumuzun kaça katlanacağını hesaplarken, nelere katlandığımız da ortada? Sevmedik siyaseti çok. Çünkü siyaset, pek de uzun bir yol kat etmediğimizi hatırlatandı bize, barışı yapamadığımızı anımsatan, birbirimizi yediğimizi yüzümüze vurandı..Kaçtık o yüzden konuşulduğu yerlerden, yürüdüğü yollardan geçmedik ara ara..

 

Oysa Kıbrıs'ta birileri var ki, inatla, bu yaşananları not düşmeye devam ediyorlar üç ayda bir yayımladıkları dergiyle. İnatla Kıbrıs'la, toplumla, yaşadığımız adayla ilgili süreçlerin günlüğünü, hiçbir detayını atlamadan yazıyorlar. Kıbrıs Yazıları, akademik bir tartışma odası gibi. Belirlenen dosya konularına göre, üzerinde araştırmalar yapılarak, derinlemesine sunulan birçok yazı içeriyor. Ali Dayıoğlu, Birikim Özgür, Bülent Evre, Doğuş Derya, Hakkı Yücel, Hürrem Tulga, Muhittin Özsağlam, Pembe Behçetoğulları, Tufan Erhürman, ve Umut Bozkurt gibi değerli kalemlerden oluşuyor yayım kurulu. Son sayısında Egemenlik meselesinden, başkanlık sistemine, azınlık haklarından, devlet ve sivil toplum ilişkilerine kadar birçok makale var içerisinde. Bu ülkenin geleceği hakkında bilinçli şeyler söylemek ve haklı tartışmalar yapabilmek için, bence yol gösterici kaynakların başında geliyor. Ve galiba bilenlerin konuştuğu bir dergi olmasıyla da, birazcık fark yaratıyor...Fikir söylemek isteyenlerin, 'bilgi'sine başvuracağı bir dergi Kıbrıs Yazıları.Umarım raflarımızda hep yerini almaya devam eder.  

   908 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Temmuz 2008, Pazar   II. Uluslararası Şiir Buluşması
29 Haziran 2008, Pazar   ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BULUŞMASI
22 Haziran 2008, Pazar   YOK'LAR VE ŞİİR KURAKLIĞI
15 Haziran 2008, Pazar   UYUMAM YASTIĞIMDAN DÜŞMESİN DİYE GÖZLERİN
08 Haziran 2008, Pazar   İÇİM SUSKUNLUĞUN TEKİDİR ÇÜNKÜ!
01 Haziran 2008, Pazar   SEVMEK HAKSIZLIKTIR KENDİNE
25 Mayıs 2008, Pazar   Yaşadıklarım kat kat giydiriken, Yazdıklarım Soyuyor Beni Yine...
18 Mayıs 2008, Pazar   ÇAĞDAŞ IRAK TÜRKMEN EDEBİYATINA BİR BAKIŞ
04 Mayıs 2008, Pazar   YAZMAK AĞRIDIR, BAŞKA HİÇBİR ŞEY!
27 Nisan 2008, Pazar   KALEM NAZLANIRSA...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

SUÇ KİMDEDİR...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Talat, boşuna nefes tüketiyor...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALDUN DORMEN, KARPAZ'DA TİYATRO OKULU...

Bilbay Eminoğlu

Sendikaların gözü hükümette

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FA...

Sevilay SADIKOĞLU

Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Doğum öncesi genetik tanıda yeni bir adım

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Şah-MAT mı olduk?

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK HALK GERÇEĞİ

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Teferruat!

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital