|
Enflasyon ve pahalılık kelimeleri günlük hayatımızın adeta birer parçası gibidirler. Tabii ki vatandaş için “enflasyon” (KKTC’de Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki artış) tek başına büyük önem ifade etmez. Vatandaş enflasyon oranını; fiyatlardaki artışı, gelirindeki değişime bakarak, bir bütün halinde değerlendirir. Onun içindir ki vatandaş için enflasyon oranından fazla “pahalılık” önemlidir. Bir başka deyişle, önemli olan fiyatlardaki artıştan fazla, vatandaşın gelirinin artışıdır. Eğer gelir artışı fiyat artışının üzerinde olursa, o zaman pahalılık hissedilmez zira vatandaşın alım gücü toplamda artmış olacaktır.
Pahalılık konusu, o ülkenin ürettiği mal ve hizmetlere talebi olan yabancıları da ilgilendirir. Sunduğunuz mal veya hizmete dış talebin olabilmesi için, diğer ekonomilere göre pahada daha düşük olmanız, yani rekabet edebilecek durumda olmanız gerekir.
KKTC ekonomi tarihi yüksek oranlı enflasyonlarla doludur. Türkiye’nin 2001 yılından itibaren yürürlüğe koyduğu ekonomik istikrar programı çerçevesinde enflasyon oranlarında büyük düşüşler yaşanmıştır. KKTC olarak aynı parayı kullanmamız nedeniyle bu olumlu gelişmeler bizim ekonomimize de yansımıştır. Bu çerçevede aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere bizim ekonomimizde de enflasyon oranı göreceli bir şekilde gerilemiştir. Artık enflasyonda % 60’lı, %85’lı oranlar geride kalmış, enflasyon %20’lerin altındaki oranlara gerilemiştir.
Tabiî ki bu oranı gerek Güney Kıbrıs gerekse Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdığımızda, ülkemizdeki enflasyon oranının hala daha yüksek oranlarda seyrettiği ortadadır. Daha da kötüsü, enflasyon oranlarındaki dalgalanmaların hala daha derin olmasıdır. 2002 yılından itibaren düşüşe geçen oran, 2005 yılından sonra yeniden yükselişe geçerek %20’lere yanaşmıştır. Yıllar arsındaki değişim oranları %5 ile %10 seviyelerinde gerçekleşmiştir. Bu da bizlere fiyatlarda, eskisi kadar kötü olmasa da, hala daha istikrarı sağlayamadığımızı göstermektedir. Bu durum doğal olarak makro ekonomik planlamada sorunlar yaratır. Devlet bütçesinden tutunda, firmaların siparişleri, stoklamaları, üretim planlamalarına kadar önemli farklılıklar ve nihayetine olumsuz etkiler yaratır.
Aynı dönemde, ayni parayı kullandığımız Türkiye’deki enflasyon (TÜFE) oranına baktığımızda istikrarlı bir şekilde gerilemiş ve dalgalanmalar da düşük oranlarda gerçekleşmiştir.
TÜKETİCİ FİYAT ENDEKSLERİ (TÜFE) (%)
|
|
2002 |
2003 |
2004 |
2005 |
2006 |
2007* |
|
TC |
29,7 |
18,4 |
9,3 |
7,7 |
9,6 |
3,8 |
|
KKTC |
24,5 |
12,6 |
11,6 |
2,7 |
19,2 |
3,4 |
Kaynak: DİE ve DPÖ Not: * Haziran ayına kadar
2005 yılında TC’de gerçekleşen enflasyon %7,7 iken bu oran KKTC yalnızca %2,7 oranında gerçekleşmiş, aynı şekilde 2006 yılında TC’de gerçekleşen oran %9,6 iken bizde iki katı kadar, % 19,2 oranında gerçekleşmiştir. Bu farklılıklar aslında bizlere ne kadarda fiyat istikrarını sağlamak için elimizde araçlar (para politikası) olmasa da, kendi irademizle fiyat istikrarını bir ölçüde sağlayabileceğimizi göstermektedir. Bu bağlamda, bizlerin YTL kullandığımız için elimiz kolumuz bağlıdır ve fiyat istikrarını gerçekleştirmek için herhangi bir şey yapamayız demek yerinde olmaz görüşündeyim.
KKTC’deki enflasyonun nereden kaynaklandığına baktığımızda, bunun yalnızca YTL olmadığını anlayabilir, rakamlarla da görebiliriz (tablo). Bunlar:
1- Emek piyasasındaki yapısal sorun,
2- Mal ve hizmet piyasasının sığ oluşu, piyasanın entegrasyon sürecini ne Türkiye ne de Güney Kıbrıs ile etkili bir şekilde tamamlamayışı,
3- Devletin maaş ve ücret politikasıyla emek piyasasına müdahalesi,
4- Altyapı eksiklikleri (liman, ulaşım, haberleşme vb.),
5- Vergi politikasının emek ve sermaye üzerinde yarattığı maliyetler.
6- Kamu mal ve hizmetlerine Devletin uyguladığı fiyatlar ile Devletin fiyatlarını belirlediği ve kontrol ettiği mallar (enerji vb)..... olarak birkaçını sıralayabiliriz.
Kısacası Devletin elinde, enflasyon oranını etkileyecek araçlar vardır. Bu da bizlere, YTL’den ve siyasi tecritten kaynaklanan maliyet artışları dışındaki enflasyonun kaynakları üzerine yoğunlaşmamız gerektiğini işaret etmektedir. YTL istikrara kavuşmuş olmasına rağmen neden KKTC’deki oranlarda yüksek oranda dalgalanmalar vardır. Bunun için ülkedeki maliyet unsurlarının kaynaklarını tespit ederek, bunların giderilmesi için çalışma yapılmalıdır.
Bunun ötesinde, vatandaş, turist ve öğrenci için enflasyondan daha önemli olan pahalılıktır. Enflasyon gerileyebilir. Fakat bu mal ve hizmetler ucuzladı anlamına gelmemektedir. Neden Güney Kıbrıs’a, Türkiye’ye göre daha pahalı olduğumuzu iyi anlamamız gerekmektedir. İrademiz dışındaki belli unsurları sebep göstererek onların arkasına saklanmayıp, gerçek anlamda kendi irademizdeki maliyet unsurları ile ilgili ne yapılabilir, bunları değerlendirmemiz gerekir.
Emeğimiz ucuz olduğu söylenmesine rağmen, neden emek yoğun hizmet sektöründe Güney Kıbrıs’tan daha pahalıyız? Niçin tarım ve temel gıda ünlerinde, gerek KKTC’de üretilen, gerekse Türkiye’den ithal ettiğimiz ürünlerde Güney’e göre daha pahalıyız? Niçin insanımız en temel ihtiyacını bile Güneyden almayı tercih etmekte ve Güneyde milyonlarca Kıbrıs liralık kredi kartı harcamaları yapılmaktadır. Bunlar üzerinde yoğunlaşarak, mikro bazda çalışmalar yapılması ve piyasada ucuzluk nasıl sağlanabilir buna bakılması gerekir.
KKTC’deki fiyat istikrarsızlığı ve pahalılık gerçeklerini göz ardı edemeyiz. Bu sorunların iç ve dış talep (turist, öğrenci) üzerinde yarattığı etki büyüktür. Ekonomi yönetiminin (Ekonomi ve Turizm ile Maliye Bakanlığı) gündemini bu konular oluşturmalıdır. Ne gibi ekonomik tedbirler alınarak KKTC pahalı değil de ucuz bir ülke yapılabilir, bunun üzerinde çalışmalıyız.
|