|
Geçen hafta başından beri uluslararası para piyasalarında baş gösteren finansal dalgalanma ABD Merkez Bankasının (FED) beklenen müdahalesi ile şimdilik yatışmış gibi görünüyor. FED ıskonto faizinde yarım puan indirime giderek kötü gidişata müdahale etti. Globalleşen bu soruna beklenen etkin müdahale de bu idi. Buna paralel, dünya ekonomisinde önemli yeri olan Japonya merkez bankasının tavrı da beklenen yönde oluştu ve dün faizleri yükseltmeme kararı alarak "bekle gör" politikası gütmeye karar verdi.
Öyle görünüyor ki uluslararası piyasalarda gelecek aylar geçen birkaç seneye göre daha gerilimli olacaktır. Küresel olarak kredilendirmelerde daralma olacak ve yatırımcılar daha az riskli ekonomilere yönelecektir. Burada, gelişen ve gelişmekte olan Türkiye gibi ekonomilerin risk durumları ve öngördüğü politikalar, uluslararası yatırımcıların tercihlerini belirleyecektir.
Son haftada yaşanan küresel dalgalanmada Türkiye'nin döviz rezervlerinin yüksek olması dövizin fazla sıçramasına imkân tanımamıştır. Bunun yanında TC Merkez Bankasının temkinli duruşunun getirdiği faiz kalkanı etkili bir araç olmuştur. Ancak bu gelişmeyle, diğer önemli bir makroekonomik gösterge olan faizin, yakın gelecekte beklendiği ölçüde aşağıya doğru yönelmeyeceğini işaret etmektedir.
KKTC için dövizin fazla sıçramaması sevindirici bir durum olarak görünse de, aşırı değerli olan YTL bundan sonra aşamalı olarak yabancı para birimleri karşısında değer kaybedeceği gibi görünüyor. Bunun fiyatlara yansıması için kırılma noktası dolar kurunda 1.50-1.55 seviyelerindedir. Aslında bu seviye geçen yılın Mayıs ayı seviyeleridir ki genelde tüketici ürün fiyatlandırmaları son bir yıldır bu kurdan yapılmaktadır. Aşağıya doğru fiyatlar yapışkan olduğundan, döviz YTL karşısında son yılda gerilese de bu fiyatlara fazla yansımamıştır.
Ne yazıktır ki, KKTC gibi küçük, ithalata aşırı bağımlılığı olan ekonomilerin dövizdeki bu dalgalanmaları absorbe (emme) etme kapasitesi yüksek değildir. Bu oluşturulan piyasa derinliği ve rekabet koşulları ile ilgilidir. Türkiye gibi büyük ekonomilerde ithal ikameleri olduğundan döviz dalgalanmalarını absorbe etme kapasitesi daha yüksektir ve bu enflasyona fazla yansımaz. (2006 Mayıs örneği). İşte bu bağlamda, bu kırılgan yapımızı belli kalkanlar geliştirerek dış şoklardan korunmamız gerekmektedir. Bunun için başta güçlü maliyeye ihtiyacımız vardır. Vergi politikalarında esneme gücü olacak, harcamalarında ise gerektiğinde genişletici maliye politikaları uygulayabilecek maliye'ye ihtiyacımız vardır. Dolar kuruna müdahale edemeyeceğimize göre, güçlü maliye ile ürünlerin fiyatlandırılmasına ve satın almaya müdahale edebiliriz. Bu bağlamda uyguladığımız maliye politikaları (vergi ve harcama) büyük önem arz etmektedir.
Bunun ötesinde mal ve hizmet piyasalarında rekabetin sağlanması piyasaların derinleşmesine katkı koyabilecek ve absorbe kapasitesini artırabilecektir. Diğer önemli bir konu da, döviz kaynaklı fiyat artışları dışında kalan yapısal, enflasyona sebep sorunları minimize etmeyi başarabilmemizdir. Bir taraftan enflasyona neden olan yapısal sorunlarımızı gidermeye çalışırken, diğer taraftan uyguladığımız vergi ve harcama politikalarına çok dikkat etmemiz gerekmektedir.
Her ne kadar da kendi paramıza sahip olamasak ve bundan dolayı etkili para politikaları uygulayamasak da, merkez bankamızın kendi elinde bulundurduğu belli politikaları kullanmayı denemesi gerektiği görüşündeyim. 29 Haziran 2007 tarihli yazımda da belirttiğim üzere, merkez bankasının özellikle bankaların kredi verme maliyetlerini azaltacak araçları devreye sokarak bir "ince ayar" yapması gerekmektedir. Hele yaşanan bu küresel dalgalanma sonrasında, yakın gelecekte YTL faizlerinin hedeflendiği gibi tek hanelere doğru fazla yanaşamayacağı gerçeğini de dikkate alırsak, merkez bankamızın bankaların maliyetlerini azaltacak ve kredi verme kapasitelerini artıracak gevşetici para politikalarını düşünmesi gerektiği görüşündeyim. Bu çerçevede merkez bankası ticari kesime uygulanan reeskont faizlerini, disponibilite oranları ve munzam karşılıkları gibi araçları, esaslı bir çalışma ile etkili olabilecek oranlara düşürülebilir. Kredi maliyetlerinin gerileyecek gibi görünmediği bu ortamda, reel ekonominin faydalanmasına katkı koyabilecektir.
Dünyadaki küreselleşme sürecine dâhil olma arttıkça, yaşanan dalgalanmalardan etkilenmemiz daha da artacaktır. Bu yüksek dalgalardan korunmak için kendi yapımıza uygun makroekonomik politikalarımızı geliştirmemiz ve güçlendirmemiz gerekmektedir. Ancak bu kalkanlar sayesinde, küçücük teknemizle yüksek dalgalı bu denizde yol alabileceğiz.
Dört gözle beklediğim tatil nihayet yazın bu son günlerine kısmet oldu. İki hafta sonra görüşmek dileğiyle...
|