Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması
Öz kızına tecavüz davasında, sanığın ifadesi inandırıcı bulunmadı
Mağusa'daki ırza tecavüz davasında yeni tanık
Çarşıda "bayram" yok
Dalga Pub kundakçılarından biri para,ikisi hapis cezası aldı
Trafikte 894 sürücü rapor edildi
Denizci ve balıkçılara "167" hattı hizmette

YORUMLANANLAR
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [1]
Hükümet yazı görmez [2]
Geri döndü [6]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
ZEYTİNYAĞLI İNGİNAR [1]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [3]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [1]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]
KKTC var olmaya devam edecek [2]
KTÖS:Nüfus akışından dolayı okullarda olumsuzluklar yaşanıyor [1]
Tam teşekküllü müzakereyi gerçek anlamda yürütmüyor [1]
Cumhurbaşkanına internette hakaret eden gençler tutuklandı [12]
Ölümlü trafik kazası sanığına 3 ay hapislik [5]
Sporun ruhu öldü! [6]
Keklik ve turaç avı yasaklandı [5]
Güneye 6 milyon euroluk ihracat [1]



Sergideki melez kız

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   7 Eylül 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hâlâ, İstanbul’daki İstiklal Caddesi’ndeki Belediye Şehir Galerisi duruyor mu? Orasını başka amaçta kullanmak için değiştirerek ve galeri olarak kullanılmasından vazgeçtilerse yazık ettiler, doğrusu.  Herhalde İstiklal Caddesi’nin yan tarafındaki sokaklardan birisindeki galeriyle ileride Taksim Sanat Galerisi’ni ortadan kaldırmadılar. Ama belli olmaz ki! Paranın egemen olduğu, kapitalizmin kurşun hızıyla ilerlediği ülkede sanatın esamesi mi okunur?

   Belediye Şehir Galerisi’ne genişçe pasajdan geçilerek çıkılmaktaydı. Galeri, ikinci kattaydı. Birkaç odası vardı ve yan yana olan iki odanın demir parmaklıklı pencerelerinden İstiklal Caddesi görülmekteydi. Sergi olduğu günlerde, serginin açık olduğu saatlerde de bu cadde cıvıl cıvıldı. Her türden insan, aşağıdaki caddeden; iki kol halinde bir kolu Taksim’e doğru, diğer koluysa Galatasaray’a ya da Tünel’e doğru akmaktaydı. Bunca insanın sergi salonunun önünden geçişlerine karşın açılan resim sergilerine gelenlerin sayısı öylesine azdı ki! Sanki bu ulusun insanları, güzel sanatları sevmemekteydi.

   - “Bu sergi salonuna sık sık gidiyordum.” diye anlatmağa başladı dostum, “Şimdiye kadar açılış gününde hiçbir sergiye gitmedim, gitmem de. Resim sergilerine açılışta gidenler ya sergide görevli olanlardır ya da birbirlerini görmek, konuşmak isteyen kimselerdir. Açılış günlerinde hemen hemen herhangi bir yerde ya da  sergide bulunan kişiler şöyle böyle aynı insanlardır. Bunların kimileri sanatla uzaktan yakından ilgileri olanlar; kimileriyse güzel sanatları sevdiklerini göstermek isteyenlerdir. İlk günkü seyircilerin, ziyaretçilerin pek azı sanattan anlayanlardır. Bu en azından benim görüşüm. Ne dersin?”

   - “Bilmem ki!” dedim, “Haklı da olabilirsin, haksız da!”

   - “Yok dostum” dedi gülümseyerek, “bir konuda insan hem haklı hem de haksız olamaz. Bir şeyin hem doğru hem de yanlış olamayacağı gibi. Bu mantıktaki düşünme ilkelerine aykırı bir şey...”

    - “Mantık kurallarını kim takar?” diye düşündüm, “Dünyada o kadar mantıksız şeyler oluyor ki! Doğru her yerde doğru olsaydı dünya böyle olmaz; çok daha güzel, yaşanır bir dünya olurdu.”

    Oysa yüzüme bakmadan konuşmasına devam etti:

   - “Resim sergilerinin ilk açılış gününde bulunanların çoğunun resimden anlamadıkları, resim sanatını sevmedikleri kesin. Bunların sanata, sanatçıya saygıları da yok. Gittikleri sergide resimleri seyretmekten fazla konuşmaları, söyleşmeleri bunun kanıtı. Sanatı sevenler, sanatçıya saygı besleyenler sergideki tabloları efendice, hanımefendice seyreder; çok az konuşur, konuşmaları sergideki eserle sanatçıya dair olur. Bundan ötürü sergilere açılış gününde zorunlu olmadıkça kesinlikle gitmiyorum. Bırakalım sanatı sevenler, sevdiklerini söyleyenler ilk günkü açılışta bulunsunlar. İkinci, üçüncü ve sonraki günlerde gittiğim resim sergilerinde resimleri doya doya, tek başıma seyredişim yok mu bunun keyfine doyum olmaz dostum. Çoğu sergide ressamıyla tanışır, söyleşirim. Kimi zaman sergide, tanıştığım insanlar olmaktadır. Aralarında hâlâ dostluğumuzun süregittiği kişiler vardır. Bir keresinde bir kızla tanıştım; sarışın, mavi gözlü ve melezdi. Güzel birisiydi, Cihangirliydi. İstiklal Caddesi’ndeki bir işyerinde çalışmaktaydı. Sergiden sonra gittiğimiz pastanede tüm bunları öğreniverdim. Ertesi gün, daha ertesi gün, sık sık buluştuk. Bir sevdaydı bu, anlatılamaz bir sevda. İstanbul’dan ayrıldığımızda mektuplaştık, onlar ne mektuplardı! Anlatamam. İstanbul’a döndüğümde, aylar sonra, ailesiyle tanıştım. Ağabeyisinin benden hoşlanmadığını içgüdümle anladım. Her ne kadar Türkçe konuşsak da ırklarımız ayrıydı. Zamanla bu ayrılığın belirgin çatıştırıcı yanlarını gördüm, yaşadım. Başlangıçta aldırmadımsa da bir gece volkan gibi patlayıverip söylenmemesi gereken sözler söyledim. Ondan sonra aramız bir türlü düzelmedi, ayrılıverdik.”

   - “Sonu hazin bir öykü.” dedim, “Evlenmeği düşündün müydü?”

   - “Elbette düşündüm; o da düşündü. Nedir farklı uluslardan oluşumuzu toplumumuz iyi karşılamayacaktı. Evlensek bile, dönüşte, devlette iş bulmam güçleşecekti. Bunu da söyledimdi.”

   - “İşte” dedim, “Esas neden bu. Irkların çatışmasından değil; senin toplumunda işsiz kalacağını düşünmüş olacak ki senden uzaklaşıverdi. Bu gerçekten sevenin yapması gerekendi. Bu gerçek bir sevgi. Ayrılmağı bunun için tercih etti.”

   - “Olabilir.” dedi dostum, “Bu da bir düşünce; olabilir.”

   Gözleriyle uzaklara baktı, dalgınlaştı, duyulur duyulmaz bir sesle:

  - “Niye olmasın?” dedi.

   Dostum sonraki konuşmalarımızda, hatta içki masasında, sergideki Cihangirli kızdan hiç mi hiç söz etmedi. Ama ne zaman sanattan, hele hele resimden söz etmeğe başlasak az sonra dostumun cebinden çıkararak yaktığı sigaradan derin  nefes çektiğini, gözlerini gözlerimden mutlaka kaçırıp başka tarafa baktığını, hüzünlendiğini görüyorum. Bu anlarda eminim ki sergide tanıştığı, ölümsüz bir aşk yaşadığı;  bu sevdanın yaşandığı yüzyılla şimdiki yüzyılımızda hiç de önemli ama bizimkisince toplumların düşünce bağnazlığıyla iyi karşılamadığı nedenlerden ötürü ayrıldığı; uzun yıllardan beri hiç haber almadığı; belki de şimdi evlenmiş, çocukları olmuş, o zamanki maviş kızı düşünmektedir.

   Şimdi ey okur! Bu dostumun eskiden yaşadığı aşkına saygı duyarak öykümün adına; uysa da uymasa da Sergideki Melez Kız demem çok mudur?          

 

--------------------------

 

Bilmeyiz nice yüksek olduğumuzu

İstenmedikçe ayağa kalkmamız

Ve o zaman uygunsak tasarıya

Göklere değer başımız -

 

Ezberlediğimiz Kahramanlıklar

Sıradanlaşırdı bir anda

Kral olmaktan korkup boyumuzu

Eğilip indirmeseydik bir Arşına -

                        Emily Dickinson

                          (1830 – 1886)

               Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

-----

 

KISA ÖYKÜ

*Bener H. Hakeri

 

 

   ************                                             

 

 

              Osman Türkay’a devletçe aylık bağlanması

   16 Şubat 1927’de Kazafana (Ozanköy, Girne)’da doğan, 1953-1958 yılları arasında Londra’da yükseköğrenim gördükten sonra Kıbrıs’a dönen, 1961sonlarında tekrar Kıbrıs’tan Londra’ya giden Osman Türkay, 2000 yılında yaşlılıktan dolayı hastalandı ve KKTC Bakanlar Kurulu kararıyla 14 Kasım 2000 yılgününde devlet tarafından İngiltere’den Kıbrıs’a getirildi. Girne Akçiçek Hastanesi’nde özel bir odada bakımı yapılan ozan-yazar Osman Türkay, 22 Ocak 2001 sabahı 07.00’de öldü ve 25 Ocak 2001’de doğduğu köyde devlet töreniyle toprağa verildi.  

   Ölümünden sonra Şevket Öznur, Osman Türkay’ın Kendi Sesinden Şiirler (CD), 2002; Osman Türkay - İlk Şiirleri Üzerine Bir Araştırma (1946-1961), 2002, yayınları ardından Tuncay Özdoğanoğlu’yla birlikte Uzay Çağı Ozanı Osman Türkay kitabını da yayımladı.    

   Son kitapta Osman Türkay’ın Kıbrıs’a getirilmesinde Ahmet Tolgay’ın “çok büyük rolü vardır” (s. 25) denilmektedir. Aynı yapıtın Kıbrıs Gazetesi’nde yayımlanan ve kitaba alıntılanan (s. 30-31) Osman Türkay Üstüne Açıklamalar I adlı yazısında Ahmet Tolgay, ozan “hakkında yazılan yazıların ve yapılan konuşmaların derlenip toparlanması için girişimler” olduğunu, eksik bilgiler olmaması için bazı “saptamalarımı yazmak durumundayım” dedikten sonra şunları yazmaktadır: 

    “Kimi olumsuz kanıların aksine Kıbrıs Türk Devleti, Osman Türkay’ın çalışmalarına, sanatına ve zor yaşamın sorunlarına duyarsız kalmamıştır. Merhum Başbakan Mustafa Çağatay’ın aldığı kararla Türkay’a bağlanan ayda 600 sterlinlik maaş, ondan sonra gelen tüm hükümetlerce de onaylanarak ölümüne dek kendisine ödendi.”.

 

Resim: BENER-FOTO’da OSMAN TÜRKAY

 

****************

Emily Dickinson:

Seçme Şiirler

 

   Hasan Ali Yücel’in  TC “Maarif Vekili” olduğu 1940’lı yıllarda “bir tercüme kütüpanesi” oluşturmak gayesiyle dünya edebiyatından klasik yapıtları Türkçe’ye asıllarından çevrilmeğe başlanmış ve birçok kitap  Türkçe’ye, yayın dünyamıza kazandırılmıştı. Bu kitaplar şimdi yeniden Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi adı altında yayımlanmağa başlandı.   

 

                                                 Türkiye İş Bankası kültür hizmeti

   Türkiye İş Bankası diğer kitap yayınları arasına Hasan Ali Yücel döneminde Türkçe’ye kazandırılmış klasik yapıtları da katarak bunları yeniden  Hasan Ali Yüce Klasikler Dizisi adı altında yeniden yayımlamağa başladı.

Bu dizinin her kitabı ciltli ve karton kaplı olarak okura sunulmaktadır. Dileyen karton kapaklısı, dileyen de ciltlisini alabilir.

 

                                                           Emily Dickinson

   Emily Dickinson, 10 Aralık 1830’de doğdu,  15 Mayıs 1886’da öldü.. 1789 şiiri arasında yaşamı süresince topu topu bir-iki şiirini yayımlattı. Yaşamının son 25 yılını aile dışına çıkmayacak denli “içe kapalı” geçirdi. 

   Emily Dickinson “okuru yalın görünümlü ve çoğu zaman kısa şiirlerinin derinliğiyle çarpan, modern Amerikan şiirinin ‘ana’ ustalarından birisidir.

 

                                                                    Seçme Şiirler kitabı

   Emily Dickinson’un Seçme Şiirler adıyla yayımlanan bu kitaptaki çeviriler Selahattin Özpalabıyıklar’ın. Kitapta şiirlerin İngilizce asılların verilmiş olması çok iyi. En azından İngilizce bilen okurlar Emily Dickinson’un kitaptaki çeviri şiirleri yanında asıllarından da okuyabilecektir. Şiirin ne olduğu ya da ne olmadığını bilenler bir şiirin yazıldığı dilden başka dile çevrilmesinin nice güç olduğunu, dahası çevrilen bir şiirin kimi zaman aslından pek şey yitirdiğini bilmektedir. Nedir bilebildiğim İngilizce’yle Özpalabıyıklar’ın Emily Dickinson’nun birçok şiirini Türkçe’ye çok iyi çevirdiğini diyebilirim.

   Kitabı şiirlere salık verirken Hasan Ali Yücel Klasikleri’ni yeniden yayımlamakta olan Türkiye İş Bankası ilgililerini de kutlarım.  Bu kitap Türkiye İş Bankası genel yayınlarının 985’incidir.

 

Kapak resimi- BENER-FOTO’da Secme siirler 

 

 

 

------------------

 

 

Vahşi geceler – Vahşi geceler!  

Seninle olsaydım eğer

Lüksümüz olurdu

Vahşi geceler!

 

Boşuna  -  rüzgârlar - 

Limandaki bir Kalbe - 

İşi yok Pusulayla -

İşi yok Haritayla!

 

Cennette kürek çekmek -

Deniz – Ah!

Demir atabilseydim bir - bu gece

Sana!

               Emily Dickinson

           Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

 

---------------

 

              Ağırlık
Bir karanlık dünyadayım
Bulutlar saklamış

Güneşi, ayı, yıldızları

Hasretim toprağın asil rengine

Ağaçların yeşiline

 

Nedir bu siyahlı mavilik

Perde perde bulanıklık inmede gönlüme

Nedir bu kurşun rengi ağırlık

 

Düğüm düğüm içimde hıçkırıklar

Çözemiyorum

Sular neden berrak değil

Ve neden bağladı ayaklarımı

İnsanlar.

                           Hami T. ÖZSARUHAN

                  (Çardak, sayı:10, Nisan 1954)

   475 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Ekim 2008, Çarşamba   Yağmur yere indi
27 Eylül 2008, Cumartesi   Çörekli kahvaltı
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5847 1.5958
1 STERLİN 2.3879 2.4057
1 EURO 2.0038 2.0179



YAZARLAR : .

Bener HAKERİ

Yağmur yere indi

Sevilay SADIKOĞLU

"SİZ" Adlı Sergi

Bedia BALSES

Atilla İlhan’ca Sayıklamalar

Cumhur DELİCEIRMAK

Rekabetin hazin sonu!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital