Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması
Öz kızına tecavüz davasında, sanığın ifadesi inandırıcı bulunmadı
Çarşıda "bayram" yok
Mağusa'daki ırza tecavüz davasında yeni tanık
Dalga Pub kundakçılarından biri para,ikisi hapis cezası aldı
Denizci ve balıkçılara "167" hattı hizmette
Trafikte 894 sürücü rapor edildi

YORUMLANANLAR
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [1]
Hükümet yazı görmez [2]
Geri döndü [6]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
ZEYTİNYAĞLI İNGİNAR [1]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [3]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [1]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]
KKTC var olmaya devam edecek [2]
KTÖS:Nüfus akışından dolayı okullarda olumsuzluklar yaşanıyor [1]
Tam teşekküllü müzakereyi gerçek anlamda yürütmüyor [1]
Cumhurbaşkanına internette hakaret eden gençler tutuklandı [12]
Ölümlü trafik kazası sanığına 3 ay hapislik [5]
Sporun ruhu öldü! [6]
Keklik ve turaç avı yasaklandı [5]
Güneye 6 milyon euroluk ihracat [1]



Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Christopher Hitchens ilginç bir adamdır. Mayıs 1968'de "Enternasyonel Sosyalist Devrim" umudunu paylaştığı yoldaşları Paris sokaklarından çekilmeye başlarken o, o zamanlar 19 yaşındaki genç bir politik yazar olarak, Küba'ya gitmiş; Stalinist bloktan farklılaşmış "yeni bir devrim ülkesi" fikrini yerinde tartmayı denemiş; ve bir süre Küba'da kahve bile yetiştirmiş (40 yıl sonra o günlere dönüp baktığında, kahve yetiştirmekten çok, romla birlikte kahve "içtiğini" itiraf ediyor).

Aynı Hitchens, Vietnam Savaşı'nı ABD'nin "Avrupa sömürgeciliğini devam ettirme" gafleti olarak görüp "adaletsiz" bulurken, günümüzün Irak Savaşı'nı "seküler medeniyet" ile "İslami faşizm" arasında gerçekleşen adil bir savaş olarak görüp destekliyor. Marksizm'in sağladığı entellektüel birikime çok şey borçlu olduğunu belirtse de, Sol'a olan bağlılığını yitirmiş durumda. Bu durumu, "Ben kapitalizmin daha devrimci olduğu bir dönemde yaşayan bir sosyalistim," diyerek açıklıyor. Aydınlanma değerlerinin karşısına dikilen teokrasi tutkunları Hitchens'a göre insanlığın şu tarihsel aşamadaki en büyük sorunu.

Hitchens'ın yaşadığı "Sol'dan kopuş" süreci 1989 yılında başlamış. Hayır, Sovyetler Birliği'nin dağılması tetiklememiş bu kopuşu (kendisi zaten "Sovyetler Birliği karşıtı", Troçki-Luxemburg temelli Sol fraksiyondan geliyordu). Dönemin İran lideri Ayetullah Humeyni'nin, Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" adlı romanından ötürü, Rüşdi hakkında ölüm fetvası vermesi ve böylece bütün Müslüman dünyasını bir romancıyı öldürmeye davet etmesi, Hitchens için trajik bir "gerçekle yüzleşme" anı olmuş.

Hitchens, Avrupa Solu'nun Rüşdi olayı karşısındaki "ılımlı tepkisini" de kabul edilemez bulunca, din olgusunun kapitalist sistemden daha tehlikeli ve korkunç bir düşmanı temsil ettiğine ikna olmuş ve sosyalistliği bir kenara bırakıp ateistliğe yoğunlaşmış. Bu yüzden Vietnam Savaşı karşıtı ve Irak Savaşı destekçisi Hitchens'ın bir tutarsızlık timsali olmadığını söyleyebiliriz. Vietnam Savaşı'na karşı çıkan genç Hitchens sosyalist, Irak Savaşı'nı destekleyen olgun Hitchens ateist olduğundan, Hitchens'ın kendi içinde tutarlı bir politik dönüşüm yaşadığını kabul etmek (dönüşümü tasvip edip etmediğimizden bağımsız olarak) gerekiyor.

Mayıs 1968'den tam kırk yıl sonra yine ilginç bir şey yapmış Hitchens. Kırk yıl önce Küba'da kahve yetiştiren adam, geçtiğimiz Mayıs ayında profesyonel Amerikan askerleri tarafından işkence gördü. Hayır, Hitchens terörist falan değil. Tamamen gönüllü olarak "su tahtası" adıyla bilinen işkence yöntemini, tuhaf bir araştırmacı gazeteci refleksiyle, kendi üzerinde denedi (görüntüler Youtube'da var). CIA'in bu yöntemi birkaç terör zanlısı üzerinde kullandığını açıklaması üzerine, ABD'nin "işkenceci bir devlet" olup olmadığı, uluslararası yasalara aykırı davranıp davranmadığı tartışmaları yeniden alevlenmişti.

İşte Hitchens bu konuyu birinci elden incelemek istemiş ve kesin sonuca varmış. Yazısının başlığı "İnanın bana, bunun adı işkence". "Amerikan" ve "su tahtası" kelimelerinin bir daha hiçbir şekilde yan yana gelmemesini diliyor Hitchens, çünkü ABD bu tür "insanlık dışı" yollara başvurduğu takdirde düşmanlarının gaddar yöntemlerini de meşrulaştırmış oluyor. Dahası "su tahtası" yöntemini etkili olup olmadığı bile bilinmiyor. Bilgi edinmek için kullanılan bu yöntem sayesinde henüz "sağlıklı bir bilgi" edinildiği görülmemiş.

Geçmişi İspanyol Engizisyonu'na dek uzanan şu "su tahtası" işkencesinin nasıl icra edildiğini kısaca bir anlatalım: Elleriniz ve ayaklarınız bağlı bir şekilde, başınızın kalbinizden daha aşağı bir noktada durmasını sağlayacak kadar eğimli bir tahta üzerine yatırılıyorsunuz. Yüzünüz tamamen örtülü. Örtünün üzerine birkaç kat havlu yerleştiriliyor ve işkenceci bu havluların üzerine su dökmeye başlıyor. Su havlular tarafından, sonra da başınızı örten kumaş tarafından emiliyor ve siz nefes almaya çalışırken burnunuzun içi yavaşça su dolmaya başlıyor. Panikleyip nefes alıp vermeniz hızlandıkça, ıslak kumaş yüzünüze tamamen yapışıyor ve böylece "boğulma hissi" yaşamaktan da öte, boğulmaya başlıyorsunuz.

Hitchens işkencecilerine durmalarını belirtmek için elinde tuttuğu metal parçaları yere bırakıyor. Beş, on saniyeden fazla dayanamıyor elbette. 11 Eylül saldırılarının arkasındaki "beyin" olarak bilinen Halit Şeyik Muhammed'in bu işkenceye iki dakika kadar dayandığı söylentisini duyunca biraz canı sıkılıyor. Çocukluğundan gelen bir boğulma fobisi olduğunu hatırlıyor; 2008 yılında bırakana kadar, her yıl 15,000 adet sigara içtiğini belirtiyor; başının altında iki yastık olmadan uyuyamadığını, çünkü nefes darlığı çektiğini söylüyor. Kısacası, işkence sonrasında "varoluşsal zafiyetiyle" baş başa kalan bir Hitchens var karşımızda.

Politik muhakemesine gelince: Hitchens, ABD'yi "işkenceci" olarak niteleyip, medeniyeti savunanlarla (ABD), o medeniyetin özgürlüklerini sömürüp oyanlar (cihat savaşçıları, yani radikal İslam mücahitleri) arasında ahlaki bir denkliğe ulaşma çabasını "anlamsız ve hastalıklı" buluyor. Gelgelelim, su tahtası "su götürmez" bir işkence yöntemi olduğundan, Hitchens uyarısını yapıyor: İşkence kapısı bir kez açıldı mı, kapanmaz. Dahası, El Kaide fanatiklerinin mutlaka "yalan söyleme" eğitimi aldıkları ve intiharı (kendi ölümlerini) silah olarak kullanmada hiçbir çekincelerinin olmadıkları düşünüldüğünde, işkencenin ne kadar etkili (yani epey etkisiz) olacağı aşikâr. O yüzden hiç o yola sapmaya gerek yok, diyor Hitchens.

Hitchens'ın uyarısı bence yerinde. Ne de olsa ABD şu anda "tahtası eksik" bir ülke konumunda. Bir de "meşru politik işkence" yuvası olursa, iyiden iyiye psikoza teslim olmuş olur. Hitchens'a gelince... Herkesin melek olarak addettiği Rahibe Teresa'ya "hırsız cüce" demesiyle; meşhur Amerikan yobazlarından Jerry Falwell'in ölümü üzerine "Eğer Falwell'e lavman yapılsaydı, bir kibrit kutusuna gömülebilirdi" yorumuyla; bütün "kötülük ekseni" ülkelerinde (İran, Irak, Kuzey Kore) bulunmuş bir gazeteci olmasıyla; ilk kitabını Kıbrıs üzerine yazmasıyla hâlihazırda ilginç bir adamdı. Bir "su tahtası" eksikti, "beytambal galmadı", onu da tamamladı. Tebrik ediyorum.

   1024 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5624 1.5699
1 STERLİN 2.3989 2.4114
1 EURO 2.0039 2.0136



YAZARLAR : .

Bener HAKERİ

Yağmur yere indi

Sevilay SADIKOĞLU

"SİZ" Adlı Sergi

Bedia BALSES

Atilla İlhan’ca Sayıklamalar

Cumhur DELİCEIRMAK

Rekabetin hazin sonu!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital