|
Geçen Perşembe akşamki televizyon programında konuğum KKTC'nin yetiştirdiği önde gelen diplomatlardan Sn. Osman Ertuğ idi. İddia ederim ki, görüşmecilik konusunda Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat'tan da deneyimli. Uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunmuş, New York ve Washington'da KKTC Temsilcisi olarak görev ifa etmiş. Dahası uzun süre müzakere süreçlerinde bulunmuş.
Hani derler ya; 'leb demeden leblebiyi anlayan' türden. Bu gibileri müzakere masasında, görüşmelerde tongaya bastırmak ne mümkün!..
'Tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik' konusunda o da kaygılı. Hem de ciddi şekilde!
Her neyse; programın ilerleyen dakikalarında canlı telefon bağlantısında bir genç... Bakınız neler anlatıyor:
"Güney'de çalışıyorum. Geçen gün aniden rahatsızlandım ve izin isteyerek, bizim kesime geçip hastaneye gittim. Rum ustam da rahatsız olduğumu bizzat görmüştü. Gerekli tedaviden sonra rapor da aldım. Güney'de sigortalı olmama rağmen, ertesi gün işe gittiğimde kapı dışarı edildim. Bize esir ve köle muamelesi yapıyorlar.
Başımızı kaldırmadan çalışıyoruz, ama bir anda sigortalı da olsan, işine son veriyorlar. Bu mu insanlık?..
Programınıza katılma ihtiyacı duydum, çünkü tek egemenliği konuşuyorsunuz. Bize şimdiden böyle davranıyorlar, ya; tek egemenlik olduktan sonra nasıl davranacaklarını varın siz takdir edin."
Bu sözler karşısında Osman Ertuğ'la birlikte donup kalmıştık. Ne diyebilirdik ki!..
Bir başka arkadaş ilginç bir konuya dikkat çekiverdi. 'Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin marifetlerini, daha doğrusu Kıbrıs'a göç eden mülteciler konusundaki yaklaşımını anlattı.
Biliyorsunuz, KKTC toprakları bir süreden beri yoğun mülteci akınına uğruyor. Özellikle savaş ortamının hakim olduğu Irak, Filistin ve bunun yanında Suriye başta olmak üzere; çeşitli ülkelerden tehlikeli riskler alarak KKTC sahillerine çıkanlar, polis tarafından tutuklandıktan sonra mahkemeye çıkarılıyorlar. Ancak mülteci dalgası o denli büyük ki, başa çıkabilmek hiç de kolay değil. Zaten Merkezi Cezaevi tıka basa dolu olduğuna göre, nereye koyacak, nerede barındıracaksınız?..
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) bu konuları yakından takip ediyor ve insanlık adına da elinden geleni yapmaya çalışıyor. UNHCR yetkililerinin çeşitli ülkelerle temasları vardır. Kimler mülteci istiyor, kimler istemiyor, onların bilgisi dahilinde. Mülteci (göçmen) kabul eden ülkelerin ortaya koydukları kriterleri de bildiklerinden, söz konusu kriterlere uyanları, KKTC'de bir süre misafir ettikten sonra, uygun ülkelere paketliyorlar.
Aslında 10 ya da 20 aileden belki de sadece bir aile 'şanslı' sayılıyor. Götürüldükleri ülkelerde artık onlar için yeni bir hayat başlıyor. Savaş ortamı ve kargaşanın hüküm sürdüğü ülkelerinden bu şekilde kopanlar, artık gittikleri yeni ülkenin vatandaşı konumuna giriyorlar. Geçenlerde Filistinli birkaç aile de bu şekilde 'şanslı' sınıfında yer almıştı.
Diğerleri mi?.. 'Ne olur geri göndermeyin' diye feryat ediyorlar. Ama nafile. Zaten kimileri balıkçı tekneleriyle gelirken yaşamını yitiriyor, risk alarak ve de para ödeyerek gelenler de geri döndüklerinde kim bilir nelerle karşılaşıyorlar?..
Anlayacağınız, tam bir insanlık trajedisi!..
Ve görüşlerine saygı duyduğum bir arkadaş, bu noktada devreye girerek, biraz da esprili bir şekilde şunları ekliyor:
"Yarın sakat bir anlaşma olması halinde, biz de aynı yöntemlere başvuracak değil miyiz?.. Acaba bize nasıl bir kriter biçecekler?.. Dünyanın gözleri önünde Filistin halkını sıkboğaz ederek, tüketmeye çalışıyorlar. Kimsenin kılı kıpırdamıyor. 21 Aralık 1963'ten 20 Temmuz 1974'e kadar benzeri kriterlerden geçmedi miyiz?.. Sakat bir anlaşma halinde, bizim de Filistin halkının durumuna düşmeyeceğimizi kim garanti edebilir?.."
Onun için diyoruz ki, yaşanmış ve halen yaşanmakta olan bu tarihi gerçekler ışığında 'Tek Egemenlik', 'Tek Vatandaşlık' ve 'Tek Uluslararası Kimlik' konularına dikkat!..
|