|
KADEM'in yaptığı son kamuoyu yoklaması sonuçları ilginç olduğu kadar sürpriz de değil. Özellikle Kıbrıs konusunda bir uzlaşmaya varılmayacağına inananların, varılacağına inananlardan daha fazla olması dikkat çekici.
Kıbrıs sorununa çözüm girişimlerinin sonuç getireceğine inanmayanların oranı yüzde 71. İki ayrı bağımsız devlet esasına dayalı bir çözüm isteyenlerin oranı yüzde 62. Referandumun tekrarlanması durumunda 'hayır' yanıtı vereceklerin oranı da yüzde 67.
Öncelikle şunu vurgulayalım. Muharrem Faiz'in başında bulunduğu KADEM Araştırma Şirketi, ciddi ve saygın bir kuruluştur, yanılma payı da çok azdır.
Daha önce yapılan nice kamuoyu yoklamaları da bunun kanıtıdır.
Günün sonunda ortaya çıkan rakamları beğenen beğenir, beğenmeyen de beğenmez!.. Bu da KADEM'i hiç ilgilendirmez. Hani; 'zorla güzellik olmaz' derler ya!..
Her neyse; konuyu bu günlük UBP veya siyasi partiler açısından irdeleyecek değiliz. Zaten bildiğim kadarıyla Muharrem Faiz, UBP'ye yakın biri de değildir. Onun ölçüsü doğruluktur. Esasen kamuoyu yoklamalarında duygusallık söz konusu olamaz. Oldu mu, prestij ve güvenilirlik sarsılır. KADEM'in çalışma yöntemlerinde bu iki husus ön planda gelmektedir.
Araştırmada ortaya çıkan tablo gerçeğin ta kendisidir. Yani bugün 'Annan Planı yeniden referanduma sunulmuş olsa, yüzde 33 evet, yüzde 67 de hayır oyu çıkacak" diyor tablo. Bir başka ilginç rakam daha var. KKTC'nin tanınmasını isteyenlerin oranı da yüzde 84.
Bunlar neyin göstergesi?..
İşte işin püf noktaları da burada!.. Kamuoyu yoklamasına katılanlar, kandırılmışlık ve aldatılmışlığın tepkisini koyuyorlar ortaya. "Yeter artık kandırıldığımız, aldatıldığımız" diye feryat ediyorlar.
Bunun suçu da elbette Kıbrıs Türk halkına ait değildir. Suçlu mercilerin kimler olduğunu da herkes çok iyi bilmektedir.
O günlerde ne sözler verilmemişti ki!.. İngiltere'den tutunuz da, Amerika'ya; Avrupa Birliği'nden tutunuz da, BM'ye kadar herkes sıraya dizilmişti. "Ne olur, şu 'evet' mühürünü basın da korkmayın" demişlerdi.
Bastık da ne oldu?.. Ne değişti?.. Dolarlara, Euro'lara mı gömüldük, yoksa Avrupa Birliği'ne mi girdik?.. Yoksa, havuzlu villalara mı kavuştuk?.. Ambargolar mı kalktı, dünyadan izole edilmekten mi kurtulduk?..
Bizim halkımız olup bitenin farkında değil midir?.. Geleceğini tehlikeye atmayacak, 1974 öncesi 'açık hapishane' hayatına dönmeyecek, aydınlık yarınlarını kendi eliyle karanlığa teslim etmeyecek denli akıl ve mantık sahibi değil midir?..
Herkes de kabul etmektedir ki, bu halk, Annan Planı günlerinden bu yana çok şeyler görmüş geçirmiştir. Bir başka deyişle sütten ağzı yandığından yoğurdu üfleyerek yemektedir. Kimsenin kulu kölesi olma niyetinde değildir. Her an bozulabilecek yarım yamalak bir anlaşma yapmaktansa, kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkı olduğunun farkındadır.
Ancak bunlar, uzlaşmazlıktan yana tavırlar olarak görülmemeli, değerlendirilmemelidir. Eminiz ki, her Kıbrıslı Türk, geleceğe güvenle bakabilmek için bir uzlaşmaya 'hayır' dememektedir. Amma 'olsun da nasıl olursa olsun' türü bir uzlaşmaya da 'evet' diyebilecek kadar enayi değildir!.. Bu güne kadar ensesinde boza pişirilmişse, bundan sonra da pişirilecek anlamında değildir.
Putin bile -tabii ki işine elverdiğinden- 44 yıldır bağımsızlık mücadelesi veren Kıbrıslı Türklerin kurduğu devletin, Kosova'dan çok daha önce tanınması gerektiğini söylememiş midir?..
Böyle olmasına rağmen Kıbrıs Türkü gene de onurlu, adil ve kalıcı bir uzlaşmadan yanadır.
KKTC'de yapılan son kamuoyu yoklamaları, gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerekse Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas için önemli mesaj niteliğindedir. Belki Talat, şu veya bu nedenle 'kırmızı çizgileri' ortaya koymamıştır, ama kamuoyu yoklamasında halk bunu açık seçik sergilemekten kaçınmamıştır.
Tabii ki, Annan Planı'nı kabul etmeyen bir Hristofyas'ın, pazarlık masasında bunu gerekçe göstererek, daha gerilere gitmesi olasılığı oldukça yüksektir. Çünkü yüzde 67 gibi bir 'hayır'la Annan Planı'nı reddeden Rum halkına rağmen planda ısrar etmesi mümkün değildir. Tam tersine daha da gerilere gitme olasılığı mevcuttur.
Henüz pazarlık başlamış değildir. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, ne Talat, ne de Hristofyas, kendi halklarının istemlerine ters düşen uzlaşmalardan kaçınmak ve hassas dengeleri koruyan bir 'orta yol' bulmak zorundadırlar!..
|