|
Eylül ayının 3'ünde başlayacak görüşmeler öncesi ilk çatlak çıkıverdi. Basit bir meseleden ötürü Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Temsilcisi Yorgos Yakovu'nun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Temsilcisi Özdil Nami ile yaptığı toplantının yarıda kesilmesinin nedeni, kapı sorunu...
Yakovu, Aşağı Pirgos (Kato Pyrgos) köyündeki Rumların Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yapmak için Yeşilırmak'tan geçme taleplerinin reddedilmesi üzerine öfkelenerek, toplantıyı terk etmiş!..
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Erdil Nami, "Ay Mamas ayini için geçtiğimiz yıl olduğu gibi mevcut kapılardan geçiş yapılabileceğini söyledik. Günebakan'dan geçiş önerilerini değerlendirdiğimizi, ancak teknik olarak bunun mümkün olmadığını ilettik. Yakovu, bunun üzerine konuyu liderliğiyle konuşmak için izin istedi ve toplantıya devam etmedik" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, "Kuzey Kıbrıs'a Kıbrıslı Rumların kontrolsüz, kayıtsız geçişi talep ediliyor. Ama maalesef bu mümkün değildir. Çünkü Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir olaydan biz sorumluyuz" , güvenlik kuvvetlerimiz sorumludurlar" şeklinde konuştu.
Basit bir geçiş konusunda bile bu kadar öfkelenmeye, tepki göstermeye ne gerek var!.. Geçen defa geçilen sınır kapısının suyu mu çıktıydı?.. Varsın aynı kapıdan bu defa da geçsinlerdi. Ne yani, Kadı günah mı yazardı?..
Ama esas mesele başka. İlla ki ayak sürüyecekler, bildiklerini okuyacaklar. Daha da önemlisi, "esas devlet biziz, siz sahtesiniz, bizim dediğimiz ve isteğimiz olur" havalarında ahkâm kesecekler...
Bir zamanlar Sırplar da böyle ahkâm keserdi. Daha sonra da Gürcistan... Ne oldu şimdi?..
Sorun yaratmakla ne elde edilecek?.. Bunun adına daha görüşmeler başlamadan bahaneler yaratmak veya 'çark etmek', 'su koyvermek' denilmez de ne denir?..
Beri yandan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, ortak açıklamasına sert tepki gösteren Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, 'Kıbrıs'ta iki kurucu devlete, iki halkın varlığına ve siyasi eşitliğine' dayalı 'yeni bir ortaklık devletine' karşı olduklarını ifade etti ve "Kıbrıs'ta tek bir devlet, uluslararasında tanınmış Kıbrıs Cumhuriyeti devleti ve Kıbrıslı Türk ve Rum iki toplumdan oluşan tek bir halk, Kıbrıs halkı vardır" safsatasında bulundu.
Dünya alem de bilmektedir ki, Kıbrıs'ta öncelikle 'Kıbrıslı milleti' veya 'Kıbrıs halkı' diye ne bir millet vardır, ne de bir halk. Ada'da dini, dili, ırkı, milliyeti farklı iki ayrı halk vardır. Evet; aynı ada üzerinde yaşamaktadırlar. Benzer tarafları çok olabilir, ama sonuçta biri Türk, diğeri de Rum, yani Elen'dir. Rumlar, Elen olmakla gurur duyduğu gibi, Kıbrıslı Türkler de, Türk milletinin bir parçası olmaktan gurur duyarlar.
Zaten adada tek bir halk olmuş olsaydı, bunca soruna, bunca yıldır anlaşmazlığa ne gerek vardı?.. Birlikte 'gardaş gardaş' yaşayıp giderlerdi... Ancak kazın ayağı hiç de öyle değil!.. Osmanlı yönetiminde bile bu böyleydi. Daha sonra İngiliz sömürge idaresi tek bir halk yaratmaya çalışmışsa da, başarılı olamamıştı.
1926-1932 yıllarında Kıbrıs'ta vali olan Sir Ronald Storrs, resmi dairelere gönderdiği bir genelgeyle 'yerli' (native) sözcüğünün kullanılmasını yasakladı ve onun yerine 'Kıbrıslı'nın kullanılmasını buyurdu. Ama o da tutmadı. Türk, Türklüğünü, Rum da Rumluğunu veya Elenliğini korudu.
Ne var ki, zamanında özel olarak adaya gönderilen misyoner papazların çabaları sonucu birçok Türk köyü ve halkı Rumlaştırıldı. Yine de tüm ada Türklerini, Elenleştirme politikası başarıya ulaşamadı.
Gerçek olan şu ki, Hristofyas dahil, Makarios'tan bu yana gelmiş geçmiş tüm Rum liderleri, siyasi parti başkanları radyo ve televizyon konuşmalarında, mitinglerde sözlerine 'Sayın Kıbrıs halkı' diye başlamaktadırlar. Bu da Türkleri yok saymak ve adada sadece Rumlar varmış gibi bir tavır sergileyerek, dış dünyaya mesajlar vermekten öteye bir amaç gütmemektedir. Şimdiki Rum Lider, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da aynı taktiği uygulamış ve uygulamaya devam etmektedir.
Peki; Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Kıbrıslı bir Türk olarak nasıl görmektedir?.. Talat, Kıbrıs'ta yaşayan bir Kıbrıslıdır, ama Türk'tür, Müslümandır. Konuştuğu dil Türkçedir, hatta sünnetlidir. Sonuçta 'Kıbrıs Halkı'nın bir parçası değil, fakat 'Kıbrıs Türk halkı'nın bir mensubudur. Rum, Elen milletinin bir parçası olduğunu inkar etmez de, Türk, Türk milletinin bir parçası olduğunu niye inkar etsin?.. Stefanu'nun dediği doğru olsaydı, Güney Kıbrıs'ta Yunan bayraklarının, Kuzey Kıbrıs'ta da Türk bayraklarının dalgalanmasına gerek kalır mıydı?..
Kaldı ki, Kıbrıslı Rumlar gibi, Kıbrıslı Türkler de 'toplum' oluşu çoktan gerilerde bırakmıştır. Kuzey'de devlet kuran bir halk vardır. Kıbrıs Türk halkı gerçeği kendilerini ne denli rahatsız etse de, yadsınamaz bir realitedir.
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi 'Kıbrıs halkı' deyişinin esas hedef ve amaçlarından biri de, bu tanımlamada Kıbrıslı Türk karakterini eritmek, kendilerine yamalamak ve de tüm ada üzerinde egemenliklerini kurabilmektir. Bunu başarabilmek için 40 yılı aşkın bir süreden beri denemedikleri yol ve yöntem kalmış değildir.
Rum sözcü, daha açıkçası Hristofyas'ın ağzı konumunda bulunan Stefanu'nun, "Kıbrıs'ta tek bir devlet, uluslararasında tanınmış Kıbrıs Cumhuriyeti devleti ve Kıbrıslı Türk ve Rum iki toplumdan oluşan tek bir halk; Kıbrıs halkı vardır" sözlerine Sayın Talat'ın dikkatini çekerken, daha şimdiden su koyvermeler veya çark etmeler karşısında halkımızın da soğukkanlılığını muhafaza etmesini temenni ederiz.
|