|
Ortalık yine hareketlendi!.. Raporlar, kararlar, ziyaretler, açıklamalar, cevabi açıklamalar, yorumlar, vs... Ama ortada gerçekten mevcut durumu köklü bir şekilde değiştirecek veya etkileyecek somut bir gelişme var mı?..
Gerçek şudur ki, Güney'deki lider değişiminden sonra yaşanan kısa ve suni bir "heyecandan" sonra, Kıbrıs konusu yeniden geleneksel çerçevesine, yani bir "rutin"e oturmuş durumda. Hatta haklı tepki gösterdiğimiz şu meşhur "Memorandum"un bile mevcut durumu kökleştirmekten başka bir işe yaramayacağı aşikar. Ortada görünen hareketlilik ise halk dilinde "bal yapmaz arı" deyimiyle örtüşüyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin son raporu ve buna ilişkin olarak Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karar bunun klasik birer örneği. İçerisinde sözde "Kıbrıs Hükümeti" ve bunun yan kuruluşlarına yapılan atıflar, çözüm konusunda bir "fırsat penceresi" bulunduğu söylemi, taraflara "mevcut momentumu ileri götürme" çağrısı gibi basma kalıp ibareler var. Çözümün sorumlularının "Kıbrıslılar" olduğu söylemi ise mevcut kalıplara yeni bir ilave. Sesimizi çıkarmadığımız ve "hangi Kıbrıslılar?" demediğimiz sürece, Kıbrıslı Türk kimliğimizin "Kıbrıslılık" potası içinde "çaktırmadan eritilmesi" anlamına gelen bu ibareye artık diğerleri gibi alışmalıyız!
Bazı arkadaşlar "rapora son anda Maraş'taki statükodan Türkiye'yi sorumlu tutan bir cümle eklenmiş" diye uyardılar. Söz konusu ibarenin yıllardır Genel Sekreter'in raporlarında yer aldığını hatırlatarak onları "teselli ettim": "Merak etmeyin! Bunu, KKTC topraklarının geriye kalanından Türkiye'yi sorumlu tutmuyorlar şeklinde de yorumlayabiliriz!"
Evet, izolasyon ve kısıtlamalarla ilgili paragrafta aleyhimize bir gerileme var. Bir önceki raporda izolasyon bir gerçek olarak kabul edilirken bu raporda "Kıbrıs Türk toplumunun hissettiği izolasyon" denmekle bunun adeta bizim "hüsnü kuruntumuz" olduğu ima ediliyor. "Yaraya tuz basma" olarak niteleyebileceğimiz bu değişiklik tabii hiç de hoş değil!.. Biz kendimizi "izole" hissediyorsak acaba bunun sebebi ne? Geçen rapordan bu yana ne değişti ki nesnel bir gerçek aniden sadece bizim "hissettiğimiz" öznel bir algılama haline geldi? Yoksa biz toplum olarak "psikolojik vaka" mıyız? Hükümetimiz "izolasyonların kalkmasını" Kıbrıs'ta çözüm politikasının ana hedefi haline getirdiğine göre, siyasi baskılar sonucu sağlandığı aşikar olan bu paragrafın ileriki raporlarda düzeltilmesi için eminim gerekli girişimleri yapacaktır.
Sahi bir zamanlar Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasına ilişkin olarak yayınlanan bir "Ek Belge" (Addendum) vardı! Dolaylı da olsa bu uzatma işleminde Kıbrıs Türk tarafıyla da istişare edildiğini söylüyordu. Sonra Rum tarafı ve destekçilerinin itirazlarına kurban gitti. Mevcut karar ise sadece "Kıbrıs Hükümeti'nin olurundan" bahsediyor. Halbuki, "tüm tarafların rızası", dünyadaki barış gücü operasyonlarının temel koşuludur. Dolayısıyla, bu konunun yeniden canlandırılıp haklı talebimizin ileri götürülmesinde yarar vardır.
Rum Yönetimi'nin Birleşmiş Milletler'deki Temsilcisi Mavroyannis'in Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu 1818 sayılı karara getirdiği yorum bazılarımıza sürpriz gelmişe benziyor. Halbuki adıgeçenin "Biz yeni bir ortaklıktan bahsetmiyoruz; biz iki ayrı, iki egemen devletin oluşturacağı gevşek bir birliktelikten söz etmiyoruz... Biz Kıbrıs Cumhuriyeti olarak KKTC ile aynı şekilde değerlendirilmeyi kabul edemeyiz" şeklindeki sözleri Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bilinen katı politikasını yansıtıyor. Ama kabahat hep onlarda mı? Hayır! Kabahatin büyüğü onları hukukun üstünlüğü kuralına aykırı olarak ve haksız yere bu "tahta" oturtan uluslararası aktörlerdedir. Siz taraflardan birine 44 yıldır "Kıbrıs Hükümeti" ünvanını yakıştırır ve ona tüm Kıbrıs'ın Hükümeti muamelesi yaparsanız, onların bu oturtuldukları tahttan inerek Kıbrıslı Türklerle eşit şekilde yetki paylaşmasına razı olmalarını nasıl beklersiniz?
Uluslararası topluluğun tavrı böyle olunca tabiatıyle bizim tepkimiz de benzer şekilde rutin oluyor: "Sözde Kıbrıs Hükümeti'ne atıf yapan kararlar bütünüyle kabul edilmezdir; bizi bağlamaz; şurası yanlıştır; burası doğrudur, vs." Sonunda da, "Buna karşın KKTC Hükümeti BM Barış Gücü'nün kendi yasalarımız çerçevesinde topraklarımızda misafirimiz olarak görev yapmasına izin vermeye devam edecektir" şeklinde bir işlem maddesi konur ki bu da kimseye süpriz gelmez. Ama aslında işin püf noktası burdadır. Çünkü herkes bilir ki, bize pek faydası olmasa ve hatta siyasi bir bedeli olsa bile, BM Barış Gücü'nü topraklarından çıkartarak uluslararası camiayı karşısına almayı kimse istemez! Böyle olunca da Barış Gücü'nün görev süresi yine 6 ay daha uzatılır; ancak bu yapılırken ilgili kararda "durum yakınen izlenerek... BMBG'nün mandası, asker sayısı ve harekat koseptinde ek uyarlamalar"dan bahsedilerek Rum tarafına Barış Gücü'nün sonsuza dek mevcut şekliyle devam edemeyeceği mesajı verilir. Yani aba altından sopa gösterilir!
Kısacası, biz UNFICYP'i topraklarımızdan çıkarmaya, Rum tarafı ise adadan çekip gitmesine göz yummaya cesaret edemez! Çünkü bu, uluslararası topluluğun Kıbrıs konusundan "elini eteğini çekmesi" anlamına gelir ki özellikle Rum tarafı siyasi açıdan bunu göze alamaz. Bunun içindir ki Rum Yönetimi, Yunanistan'la birlikte Barış Gücü'nün yıllık giderlerinin yarısına yakın bölümünü "gönüllü olarak" karşılamakta, bu da UNFICYP'i adeta Rum tarafının "paralı askerleri" haline getirmektedir.
İşte size "denge" ve "istikrar" adına bu küçük adada oluşan "statüko"nun anatomisi.
Ama merak etmeyin; Lynn Pascoe geldi. Bakalım çantasında neler var!
|