|
Çözüm görüşmeleriyle ilgili çeşitli radyo-televizyon programlarına çağrıldım. Gitmedim. Kimi okurum da sormaktadır; bu görüşmelere dair neden yazmıyorum diye...
Doğrudur; epeydir yazmadım bu konuda...
Ama bu üstüme gelişler karşısında galiba vacip oldu artık...
Bugün bir şeyler yazmalıyım...
Genel durumu tarıyorum da, Talat-Hristofyas buluşmalarına dair bizim taraftaki heyecanı, içtenliği ve isteği Güney Kıbrıs'ta pek göremiyorum...
Görebilen varsa beri gelsin!..
Güney Kıbrıs'ta o köhneleşmiş zamana oynama taktiği hala geçerli... Zamanın lehlerine işlediğini ve zaman ilerledikçe Rum çıkarlarına uygun bir çözüme daha bir yaklaşılacağını düşünenler çoğunlukta... Bu, çözümün önündeki en büyük handikap...
Onlar sanıyorlar ki, Kuzey Kıbrıs'ta oluşturulan düzen bir gün tümüyle çökecek ve Türkler de tavla teslim Rum'a biat edecek... Oysa kanaatleri kesinlikle yanlıştır...
Bu adada Türklerle bir şeyleri yasal zeminde paylaşabilme kültürü maalesef Rum çoğunlukta yok... En sonunda Kıbrıs'ta iki ayrı etnik coğrafyanın oluşması bu yüzden...
Ve bakınız; o çoğunluk şimdi Cumhurbaşkanları Dimitris Hristofyas'ı acelecilikle suçluyor... Gerekli hazırlıkları yapmadan görüşme masasına oturuyormuş!..
Unutulmasın ki, çözüm görüşmelerinin kaderini, hem süreç boyunca ve hem de referandumda belirleyecek olan işte bu çoğunluktur...
Tıpkı Annan Planı referandumunda oluğu gibi...
* * *
Gelelim iddialarına... "Hazırlıksızlık" ve "acelecilik" bunun neresinde Tanrı aşkına?...
Damdan düşercesine ve de hiçbir alt yapı ve görüşme geleneği olmadan mı oturuyor şimdi masaya Talat'la Hristofyas?.. Komite çalışmaları kaç zamandır sürmekte...
Üstelik çözüm görüşmelerinin hüzünlü de olsa bir geleneği var bu talihsiz adada...
Görüşmeler 1965'te başlamıştı... Ben henüz 2 yıllık çiçeği burnunda gazeteciydim...
O günden bu yana yaşananlar, masalardan gelip geçen belgeler, taslaklar ve de edinilen deneyimler yeni görüşme sürecinde başlı başına temel bir zemindir...
Hiç değilse sağlıklı bir görüşme süreci için nelere hassasiyet gösterileceğinin ipuçları bu temel zemindedir... Görüşmeciler bundan yararlanabilecek denli sağduyulu...
Denktaş'la Klerides'in masaya ilk oturdukları gün doğanlar bugün 43 yaşında... Rum tarafını bilmem ama, bizim tarafta görüşmelere en büyük umudu bağlayanlar ve çoğu kez hayalci davrananlar da, işte o yaş grubuna girenler ve o yaş grubunun altında olanlardır...
Kıbrıslı Türklerde yaş oranı yükseldikçe çözüme dair yaklaşımların çok daha temkinli ve hatta bazı durumlarda karamsar olduğu görülür...
Kuşkusuz ki, yıllar boyu o kuşakların yaşadığı deneyimlerin bu ruh haletinin oluşmasındaki payı ve etkisi büyüktür...
Türk-Rum ortaklık cumhuriyetinin kuruluş ve çöküş olaylarının tanıklarının yeni bir ortaklık projesine karşı temkinli durmalarına ben şahsen hiç şaşmıyorum...
* * *
Hiç yalanı yok... Bizim kuşak, 43 yılda çözüme dair yığınla düş kırıklığı yaşadı...
O yüzden, bizim kuşak düş kırıklıklarını kanıksamıştır... Kanıksayanları yeni bir düş kırıklığının pek de etkileyeceğini sanmıyorum...
Çözüme dair büyük hayaller kuran ve masadaki başarısızlıkların gerçek nedenlerini incelemeyi ciddiye almayan bizden sonraki kuşakların ise öylesi bir düş kırıklığını içine kolayca sindirebileceğini sanmıyorum...
Bugünlerde, her zamankinden daha fazla, o "yakın tarih" denen geçmişi gerçekçi gözle inceleme ihtiyacındayız...
Neden mi?.. Önümüzü daha net görebilmek için!..
|